Hazar’ın beline gevşekçe tutunan havlu, yürüdükçe hafifçe oynuyor, çıplak tenindeki su damlaları her adımında ışığı yakalayıp parıldıyordu. Geniş omuzlarından aşağı süzülen damlalar, kaslarının üzerinden kayıp havlunun içine girerek gözden kayboluyordu. Saçları ağır bir nemle alnına düşmüştü ve havluyla usulca geriye doğru tarar gibi kuruluyordu. Nûjin'in gözleri kocasının kolundaki dövmeye takıldı. Ona göre Hazar, her şeyiyle aykırı bir adamdı. Ve onu izlemek, ateşe dokunmak gibiydi. Nujin gözlerini kocasından alamıyordu.
“Niye aşağıda değilsin?”
Hazar’ın sesiyle Nujin irkildi. Gözleri, Hazar’ın çıplak teninde takılı kaldığı yerden hızla kaçtı fakat yine de kapıldığı telaş çok belirgindi. Yanaklarına bir sıcaklık yayıldı, kulaklarına kadar tırmanan bir ateş onu etkisi altına aldı. Elleri gövdesinin önünde içgüdüsel şekilde kenetlendi, parmakları birbiriyle oynadı. Gözlerini yere indirdi ama nefesinin hızlandığını saklayamadı.
Hazar ise bunu fark etmiş olmanın rahat, tehditkâr güveniyle ona baktı. Kaşlarının biri hafifçe kalktı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir kıvrım belirdi.
"Aşağısı insan kaynıyor," diyerek sorusunu yineledi Hazar. "Sen burada ne yapıyorsun?"
Nûjin, az önce duyduğu sözlerin zihninde yeniden canlanmasıyla çenesini sıktı. Aşağıda işittiği sözlerin ağırlığını üzerinden atamadan Hazar'ın tavrıyla karşılaşması onun için son nokta oldu. İlk kez içindeki fırtınaya yenilip başını dikleştirdi ve gözlerini hırçın bir kararlılıkla Hazar’ın gözlerine sabitledi. “Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.” diyerek bulduğu ilk bahaneye sığındı. Aşağıda duyduklarını tabii ki kocasına anlatmayacaktı.
“Yalnız kalmaya ihtiyacın var?” Hazar, söylediğini tekrar ederken bir kaşını yavaşça kaldırdı. “Ulan insanlar senin için orada toplanmış. Ne yalnız kalması?”
"Ben," Nûjin’in çenesi birbirine daha da kilitlendi, dişleri kırılacakmış gibi birbrine geçti. “Ben üzerime düşeni yaptım-"
“Senin üzerine düşen,” diye sözünü sertçe böldü Hazar. "Bir Hézrawan gelini olarak aşağıda olmak. Hazar Mir Hézrawan’ın karısı olarak misafirleri ağırlamak.”
Aşağıda duyduklarının oluşturduğu kırgınlıkla Hazar’ın sözleri birleşince, Nûjin içinde tutamadığı bir şeyin çatırdayarak koptuğunu hissetti. İlk kez, gerçekten ilk kez, kendini aşan bir adım attı.
“Ben senin karın değilim.” Dedi. Sözcükler dudaklarından çıkarken gözlerini Hazar’ın giderek kararan bakışlarından ayırmadı. "Senin karın aşağıda, misafirlerinin başında. Ben… ben senin hiçbir şeyin değilim!”
Sözcükler dudaklarından döküldüğü anda pişmanlığın keskin tadı damağına yayıldı ama artık olan olmuştu ve geri dönüş yoktu.
“Ne dedin sen?” Hazar’ın sesi alçalmış, tehlikeli bir tınıya bürünmüştü.
Nûjin geri adım attıkça Hazar ona bir adım daha yaklaştı. En sonunda ise genç kızın sırtı duvara dayanmış halde olduğu yerde kalakaldı. Kaçacak yeri kalmamıştı. Hazar Mir, ellerini iki yandan duvara yaslayarak onu adeta bir kafesin içine aldı.
“Bir daha söyle,” dedi, nefesi Nûjin’in yüzüne değecek kadar yaklaşmıştı. “Duymadım.”
Hazar iri gövdesini ona bastırınca, Nûjin, karnına oturan baskıyla gözlerini istemsizce irice açtı. Başını kaldırıp Hazar’ın öfkeden yanan gözlerine baktı.
“Söyle dedim!” Hazar dişlerinin arasından öfkeyle tısladı. “Karım değilsin, öyle mi?”
Nefesini burnundan sertçe verip güldü. Gülüşü sinirle yoğrulmuştu.
Başını biraz eğdi, gözleri tam onun gözlerine kilitlendi. "Akşama hazırlan.” Ses tonu değişmişti. Öfkesinin altına tehlikeli bir sahiplik sinmişti. "Unuttuğun her şeyi sana tek tek hatırlatacağım.”