Zeynep ve Ahmet salona döndüklerinde herkesin gözü onlara çevrildi.
İkisi de sessizce yerlerine oturdu.
Yusuf Bey, Mehmet Bey'e baktı.
— Ee Mehmet Bey?
Mehmet Bey kızına baktı. Zeynep başını hafifçe eğdi.
Mehmet Bey gülümsedi.
— Allah'ın izniyle, biz de uygun gördük.
Yusuf Bey'in yüzü aydınlandı.
— Allah hayırlı uğurlu etsin.
Kadınların yüzünde de gülümsemeler oluştu.
Zeynep'in annesi Ayşe Hanım kızına sarıldı.
— Hayırlı olsun kızım.
Zeynep sessizce gülümsedi.
Ahmet de başını eğdi.
İsteme gerçekleşmişti.
Ardından kahveler içildi, tatlılar dağıtıldı. İki aile düğün tarihini konuşmaya başladı.
Yusuf Bey:
— Çok uzatmayalım. Bir ay sonra düğünü yapalım.
Mehmet Bey de başını salladı.
— Uygun. Bir ay sonra olsun.
Nermin Hanım hemen araya girdi.
— İnşallah. Zaten hazırlıklar için bir ay yeter.
Ahmet hiçbir şey söylemedi.
Bir ay...
Bir ay sonra evlenmiş olacaktı.
Zeynep de aynı düşüncelerle sessizce oturuyordu.
Tam sohbet devam ederken kapının zili çaldı.
Herkes bir anda kapıya baktı.
— Kim geldi acaba?
Mehmet Bey yerinden kalkacakken Yusuf Bey sakin bir şekilde konuştu.
— Ben biliyorum.
Herkes ona döndü.
Yusuf Bey:
— İmam efendi geldi.
Ahmet'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Zeynep de aynı anda ona baktı.
İkisi göz göze geldi.
İkisi de şaşkındı.
Kaan'ın ağzından istemsizce çıktı:
— Yok artık!
Ahmet ona döndü.
Kaan fısıldayarak konuştu.
— Oğlum biz sana kız istemeye geldik. Nikâh kıyılıyor!
Ahmet dişlerini sıktı.
— Babam kaçmayayım diye yapıyor galiba.
Kaan şaşkınlıkla baktı.
— Ne yapacaksın?
Ahmet'in gözleri parladı.
— Nikâh kıyılsın. Sonra gör sen olayı.
Kaan hiçbir şey anlamadı.
— Ne olayı?
Ahmet cevap vermedi.
Mehmet Bey de şaşkınlığını gizleyememişti.
— Yusuf Bey, biz bugün sadece isteme için geldik. Düğün bir ay sonra olacak. Bu çocuklar daha düğün alışverişlerine çıkacaklar, hazırlık yapacaklar...
Yusuf Bey başını salladı.
— Nikâhları kıyılsın işte.
Mehmet Bey kaşlarını çattı.
— Ben kız babasıyım. Düğüne bir ay var. Bu çocuklar o zamana kadar beraber alışverişe çıkacak, hazırlık yapacak. Yan yana gezecekler. Daha nikâhları yokken birbirlerine namahrem olacaklar. Olmaz.
Nermin Hanım hemen konuştu.
— Mehmet Bey'in dediği doğru. En iyisi nikâhlarının da bugün kıyılması.
Bunu söylerken içinden başka bir düşünce geçiyordu.
"Nasıl olsa nikâh kıyılırsa Ahmet artık bu işten vazgeçemez."
Yusuf Bey imam efendiyi içeri aldı.
— O zaman bugün nikâhlarını da kıyalım.
Zeynep'in kalbi hızla çarpıyordu.
Ahmet ona baktı.
Zeynep de ona baktı.
İkisi de birkaç dakika önce yalnızca kız isteme merasimi için burada olduklarını sanıyordu.
Şimdi ise evleniyorlardı.
Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki Zeynep ne düşüneceğini bile bilmiyordu.
Kısa hazırlıkların ardından Ahmet ve Zeynep abdest aldılar.
İmam efendi geldi.
Herkes sessizleşti.
Nikâh için gerekli konuşmalar yapıldı.
Sıra mehir meselesine geldi.
İmam efendi Zeynep'e döndü.
— Kızım, mehrin ne olacak?
Zeynep bir an durdu.
Sonra aklına tek bir şey geldi.
— Ben... okumak istiyorum.
Mehmet Bey hemen kızına döndü.
— Zeynep!
İmam efendi sakin bir şekilde bekledi.
Zeynep devam etti.
— Üniversite okumak istiyorum. Moda tasarımı okumak istiyorum.
Mehmet Bey'in yüzü gerildi.
— Kızım, şimdi bunun sırası mı?
Ahmet ise hiç beklemeden konuştu.
— Hayır, baba. Bırakın söylesin.
Sonra Zeynep'e döndü.
— Devam et.
Zeynep şaşkınlıkla Ahmet'e baktı.
— Ben eğitimime devam etmek istiyorum.
Ahmet başını salladı.
— Kabulümdür.
Mehmet Bey:
— Ama...
Ahmet babasına döndü.
— Ben kabul ediyorum.
Sonra tekrar Zeynep'e baktı.
— Ne kadar okumak istiyorsan oku. Eğitimin boyunca her türlü hakkını kullanman için elimden geleni yapacağım. Okulun, ihtiyaçların... Hepsinde yanında olacağım.
Zeynep'in gözleri doldu.
Ahmet devam etti.
— Mehir olarak da ayrıca ne istiyorsan onu konuşuruz. Senin hakkın neyse yerine getiririm.
İmam efendi başını salladı.
— Öyleyse hayırlı olsun.
Nikâh kıyıldı.
İki genç artık resmen evliydi.
Aileler tebrik ederken Nermin Hanım'ın yüzündeki gülümseme biraz zoraki görünüyordu.
Zeynep'in üniversite meselesi hiç hoşuna gitmemişti.
İçinden,
"Ne okulu şimdi? Evlenmiş, daha doğru düzgün gelin bile olmamış. Ben torun bekliyorum."
diye geçiriyordu.
Üstelik artık nikâh da kıyılmıştı.
Nermin Hanım için asıl önemli olan buydu.
"Nasıl olsa artık konakta yaşayacak."
Tam o sırada Ahmet herkesin içinde annesine döndü.
— Anne, biz yarın ev eşyaları için alışverişe çıkacağız.
Nermin Hanım şaşkınlıkla oğluna baktı.
— Ee oğlum, senin ne işin var? Ayşe ile ben gideriz. Zeynep'in eşyalarını birlikte alırız.
Ahmet kaşlarını kaldırdı.
— Zeynep olmadan mı?
— E gelsin o da baksın işte.
Ahmet başını iki yana salladı.
— Anne, benim evimin eşyasını eşimle ben seçeceğiz.
Nermin Hanım'ın yüzü değişti.
— Ne evi?
Ahmet sakinliğini bozmadı.
— Bizim evimiz.
Nermin Hanım kaşlarını çattı.
— Oğlum, falan ne evi? Biz beraber yaşayacağız dedim ya sana. Allah Allah! Gelin kızım, sen de kabul ettin ya.
Zeynep'in yüzü bir anda gerildi.
Herkes ona baktı.
Zeynep ne diyeceğini bilemedi.
Ahmet ise annesinin karşısında dimdik duruyordu.
— Anne, ben sana en başından söyledim. Ben ayrı yaşayacağım.
Nermin Hanım:
— Ama oğlum...
— Zeynep'le kendi evimizde yaşayacağız.
— Ben öyle bir şey kabul etmiyorum.
Ahmet sakin ama kesin bir sesle cevap verdi.
— Ben de senin hayatımıza karışmanı kabul etmiyorum.
Salonda bir anda sessizlik oldu.
Kaan başını öne eğip gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Ahmet'in daha kız istemeye gelmeden önce korktuğu şey, nikâhtan hemen sonra karşısına çıkmıştı.
Ama bu kez yalnız değildi.
Yanında Zeynep vardı.Nermin Hanım'ın sözleri salondaki havayı bir anda değiştirmişti.
— Falanca ne evi oğlum? Biz beraber yaşayacağız dedim ya sana. Allah Allah! Gelin kızım, sen de kabul ettin ya.
Zeynep birkaç saniye sessiz kaldı.
Herkes onun ne söyleyeceğini bekliyordu.
Zeynep önce Nermin Hanım'a baktı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
— Nermin Hanım...
Nermin Hanım kaşlarını kaldırdı.
— Buyur kızım.
Zeynep sesini yükseltmeden devam etti.
— Siz bana fikrimi sormadınız ki.
Salonda çıt çıkmıyordu.
— Bana nasıl yaşayacağımızı anlattınız. Kararlarınızı söylediniz. Ben de sizin büyüğüm olduğunuzu düşündüğüm için sessizce saygı duydum. Ama bu, kendi isteğim olduğu anlamına gelmiyordu.
Nermin Hanım'ın yüzündeki ifade değişti.
Ahmet ise karısına bakıyordu.
Zeynep devam etti.
— Ben kendi evimiz olsun istemez miyim? Elbette isterim. Ama size karşı çıkıp saygısızlık etmek istemedim.
Ahmet'in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
— Aferin kız.
Zeynep ona baktı.
Ahmet başını hafifçe salladı.
— Saygını bozmadan fikrini söyledin.
Zeynep tekrar Nermin Hanım'a döndü.
— Ama bir şey daha var.
— Nedir?
Zeynep ellerini birbirine kenetledi.
— Ben annemden hep şunu öğrendim. Evlendiğim zaman eşimin sözünü dinleyeceğim. Onunla ortak karar vereceğim. Çünkü artık Allah katında eşim odur.
Ahmet'in bakışları yumuşadı.
Zeynep:
— Ben eşimin uygun gördüğü şekilde yaşamayı kabul ederim. Eğer Ahmet kendi evimizde yaşamamızı uygun görüyorsa benim için de uygundur.
Ahmet'in yüzünde bu kez daha belirgin bir gülümseme oluştu.
— İşte böyle.
Zeynep hafifçe başını eğdi.
— Ben kimseyi üzmek istemem. Ne sizi ne de kendi ailemi. Ama artık Ahmet benim eşim. Onunla birlikte kendi hayatımızı kurmamız gerektiğini düşünüyorum.
Nermin Hanım cevap veremedi.
Çünkü beklediği cevabı alamamıştı.
Zeynep'in kendisine boyun eğmesini, her söylediğine "tamam" demesini beklemişti.
Oysa karşısındaki genç kız sesini yükseltmeden, saygısını bozmadan kendi fikrini ortaya koymuştu.
Ahmet'in abileri birbirlerine baktı.
Yüzlerinde belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Yengeleri de başlarını öne eğmiş, bıyık altından gülüyordu.
Çünkü Nermin Hanım'ın karşısında böyle sakin ama net konuşabilen bir gelin görmek onların da hoşuna gitmişti.
Kaan ise Ahmet'in yanından hafifçe eğilip fısıldadı.
— Oğlum, kız senden daha cesur çıktı.
Ahmet gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Tam o sırada Zeynep'in ablası Hatice kardeşine baktı.
İçinden geçirdi:
"Aferin kızım... Sessiz kalma. Saygını koru ama kendi hayatını da savun."
Zeynep ise hiçbir şey olmamış gibi sakince Ahmet'in yanında oturmaya devam etti.
Ahmet elini onun elinin üzerine koydu.
Bu hareket Zeynep'i şaşırttı.
Ahmet çok alçak bir sesle konuştu.
— Bundan sonra tek başına susmak zorunda değilsin.
Zeynep ona baktı.
Ahmet'in gözlerinde ilk kez yalnızca şaşkınlık değil, eşine duyduğu gerçek bir saygı vardı.
Nermin Hanım ise sessizce onları izliyordu.
İstediği gelini bulduğunu düşünmüştü.
Ama daha ilk geceden anlamıştı:
Zeynep sessizdi...
Fakat sesi yok değildi.
Ve ikisinin de artık kendi hayatları hakkında verecekleri kararlar vardı.