5.Bölüm

1925 Words
İKİ GÜN SONRA Yusuf Bey, ertesi sabah hiç vakit kaybetmeden Mehmet beyi aradı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Mehmet Bey açtı. — Alo, Yusuf Bey. — Mehmet , müsait misin? — Buyurun, sizi dinliyorum. Yusuf Bey hiç uzatmadan konuya girdi. — Biz iki gün sonra akşam size gelmek istiyoruz. Mehmet Bey ne demek istediğini hemen anlamıştı. — Kız istemeye mi? — Evet. Artık daha fazla bekletmeyelim dedik. Mehmet Bey'in yüzünde memnuniyet oluştu. — Tabii. Başımızın üstünde yeriniz var. Bekleriz. — O zaman iki gün sonra akşam geliyoruz. — Allah'ın izniyle. Telefon kapandı. Mehmet Bey, aldığı haberi evdekilere söylediği anda evin havası değişti. Hazırlıklar başladı. İki gün boyunca ev temizlendi. Salon baştan aşağı düzenlendi. Misafirler için tabaklar, bardaklar çıkarıldı. Tatlılar, çikolatalar, kahveler konuşuldu. Herkes telaş içindeydi. Herkes mutluydu. Herkes heyecanlıydı. Bir tek Zeynep hariç... Zeynep için yapılan hiçbir hazırlık mutluluk anlamına gelmiyordu. Çünkü o akşam, hiç tanımadığı bir adamla nişanlanacaktı. Daha adamı hayatında bir kez bile görmemişti. Adını biliyordu. Ahmet. Mesleğini biliyordu. Özel bir okulun sahibiydi. Hepsi bu kadardı. Zeynep odasında tek başına otururken zihninden binlerce soru geçiyordu. Acaba nasıl biriydi? İyi biri miydi? Kendisine zarar verir miydi? Onu üzer miydi? Nasıl bir kocası olurdu? Ya annesi? Kayınvalidesiyle aynı evde yaşayacaklardı. Belli ki ne derse "tamam" demek zorunda kalacaktı. Kendi kararlarını veremeyecekti. Kendi hayatı olmayacaktı. Zeynep gözlerini kapattı. "Keşke kendi evimiz olsaydı..." En çok istediği şey buydu. Küçük de olsa kendi yuvaları olsun istiyordu. Ama kimse ona ne istediğini sormamıştı. Ne babası... Ne annesi... Ne de evleneceği adam. Sanki onun hayatıyla ilgili karar çoktan verilmişti. Üstelik yarın üniversite kaydının son günüydü. Yarın... Son gün. Zeynep'in içi burkuldu. Ne kadar çok istiyordu okumayı. Moda tasarımı... Çocukluğundan beri çizim yapmayı seviyordu. Defterlerinin kenarları elbiseler, gelinlikler, etekler ve farklı kıyafet modelleriyle doluydu. Çizimleri gerçekten çok iyiydi. Dikiş dikmeyi de seviyordu. Lisede bunun eğitimini almıştı. Kumaşı eline aldığında ne yapacağını biliyor, kendi tasarımlarını dikiyordu. Hatta bazı terzilerden bile daha güzel işler çıkarıyordu. Ellerinin becerikli olduğunu herkes söylerdi. Ama artık bunların hiçbirinin önemi yokmuş gibi hissediyordu. "Kaderim bu..." Kendi kendine böyle deyip sustu. Sonra aklına başka bir ihtimal geldi. Acaba Ahmet'e söylese? "Ben okumak istiyorum." Acaba izin verir miydi? Sonuçta öğretmendi. Belki eğitimine devam etmek istemesini anlardı. Belki ona destek olurdu. Belki... Zeynep hemen başını iki yana salladı. "Of Zeynep..." Nereden bilecekti? Daha adamla hiç konuşmamıştı. Üstelik Ahmet de onu gelip görmemişti. Demek ki istemiyordu. Belki de onu görmek bile istememişti. Tam o sırada annesinin sesi duyuldu. — Zeynep! Kızım, hadi hazırlan artık! Zeynep düşüncelerinden sıyrıldı. — Geliyorum anne. Kapısını açıp odadan çıktı. Ablaları ve enişteleri de eve gelmişti. Ablası Hatice, Zeynep'in hazırlanmasına yardım etti. Zeynep'e sade ve zarif bir elbise giydirdi. Açık renk, dizlerinin biraz altında biten, beli hafifçe oturan, fazla gösterişli olmayan bir elbiseydi. Üzerine ince bir hırka aldı. Hatice saçlarını topladı. Yüzüne de hafif bir makyaj yaptı. Zeynep aynanın karşısına geçti. Kendine baktı. Güzel görünüyordu. Ama yüzündeki mutsuzluk her şeyi belli ediyordu. Babası kapının önünden geçerken yine aynı şeyi söyledi. — Zeynep, başını ört artık kızım. Evleneceksin. Zeynep cevap vermedi. Üç ablası da tesettürlüydü. Üç yengesi de tesettürlüydü. Evlendiklerinde örtünmüşlerdi. Babası, Zeynep'in de evlenince kapanacağını düşünüyordu. Zeynep ise bunu istemiyordu. Ama yine kimse ona sormuyordu. Zeynep son kez aynaya baktı. Sonra sessizce aşağı indi. --- Aynı saatlerde Sirkeci Konağı'nda da hazırlık vardı. Ahmet'in yüzü asıktı. Bu akşam ne için gittiklerini biliyordu. Kız istemeye... İstemediği bir evlilik için. Üstelik kendisinden tam on yaş küçük bir kız için. On sekiz yaşındaydı. Liseyi yeni bitirmişti. Ahmet arabaya binerken bir an düşündü. "Belki onun da hayalleri vardır." Belki üniversite okumak istiyordu. Belki çalışmak istiyordu. Belki kendi hayatını kurmak istiyordu. Belki de o da bu evliliği istemiyordu. Ama bütün bunları öğrenmeden onun hayatına girmek doğru muydu? Ahmet iç çekti. Yanında çocukluk arkadaşı Kaan vardı. Anne babası, abileri, yengeleri ve yeğenleri de istemeye gidiyordu. Konvoy sonunda Şimşek ailesinin evinin önünde durdu. Herkes arabalardan indi. Evin kapısının önüne geldiklerinde Ahmet elindeki çiçek ve çikolatalara baktı. Kaan yanına geldi. — Hadi bakalım. Ahmet derin bir nefes aldı. — Hiç istemiyorum bunu. — Biliyorum. — Kaan... — Söyle. — Ya kız da istemiyorsa? Kaan omuz silkti. — O zaman konuşursunuz. Ahmet başını salladı. Kapı çaldı. Mehmet Bey kapıyı açtı. — Hoş geldiniz. — Hoş bulduk. Herkes içeri girdi. Anne babalar, abiler, ablalar... Ev bir anda kalabalıklaştı. Ahmet ise en arkada kaldı. Elindeki çiçek ve çikolatayla kapının önünde birkaç saniye öylece durdu. İçeriden konuşma sesleri geliyordu. Ahmet başını kaldırdı. Kız neredeydi? Hangisiydi acaba? Derken... Kapının girişinde bekliyordu Zeynep. Ahmet'in bakışları bir anda ona takıldı. Olduğu yerde kaldı. Zeynep'in saçları özenle toplanmıştı. Üzerindeki sade elbise güzelliğini daha da ortaya çıkarıyordu. Yüzünde hafif bir makyaj vardı. Ama Ahmet'in dikkatini en çok gözleri çekmişti. Zeynep de aynı anda Ahmet'i gördü. O da durdu. Karşısındaki adamı ilk kez görüyordu. Beklediğinden çok daha yakışıklıydı. Uzun boylu, düzgün giyimli ve kendinden emin görünüyordu. Ama yüzünde garip bir ifade vardı. O da mutlu görünmüyordu. Zeynep'in kalbi biraz daha hızlı atmaya başladı. "Demek Ahmet..." Ahmet ise elindeki çiçeklere bakıp tekrar Zeynep'e baktı. "Bu mu?" On sekiz yaşındaki kız... Yaşından biraz buyuk duruyordu. Ahmet kızı cok beğenmişti. Gerçekten çok güzeldi. Hele o deniz mavisi gözleri .... Ahmet'in aklına yine aynı düşünce geldi. "Belki onun da hayalleri vardır." Zeynep birkaç adım yaklaştı. Elindeki çiçek ve çikolatayı aldı. — Hoş geldiniz. Sesi çok nazikti. Ahmet hâlâ olduğu yerde duruyordu. Kaan arkasından hafifçe dürttü. — Oğlum, gelsene. Kız ağaç oldu. Ahmet bir anda kendine geldi. — Pardon. Kaan gülerek başını salladı. Ahmet salona doğru ilerledi. Zeynep de kenara çekilip misafirlere yer açtı. İkisi ilk kez aynı odadaydı. İkisi de bu evliliği istemeden buraya gelmişti. Ama ikisi de birbirini ilk gördüğü anda aynı şeyi düşünmüştü: "Beklediğimden farklı..." Herkes salona yerleştikten sonra kısa bir süre sohbet edildi. Mehmet Bey ile Yusuf Bey eski tanışıklıklarından, işlerden ve Manisa'dan konuşuyordu. Kadınlar da kendi aralarında sohbet ederken Zeynep sessizce oturuyordu. Bir süre sonra kahveler geldi. Zeynep, fincanları tek tek dağıttı. Ahmet'in kahvesini de önüne bıraktıktan sonra başını hafifçe eğip yerine geçti. Kısa bir sessizlik oldu. Yusuf Bey, Mehmet Bey'e baktı. — Mehmet Bey, biz aslında bugün buraya hayırlı bir iş için geldik. Mehmet Bey başını salladı. — Buyurun Yusuf Bey. Yusuf Bey söze başladı. — Allah'ın emri, peygamberit'e istemeye geldik. Siz de uygun görürseniz... Mehmet Bey tam ¹¹n kavliyle kızınız Zeynep'i oğlumuz Ahmecevap verecekti ki Ahmet kibarca araya girdi. — Mehmet Bey, müsaadeniz olursa ben Zeynep'le beş dakika konuşmak istiyorum. Salondaki herkes bir anda Ahmet'e döndü. Mehmet Bey'in yüzündeki ifade değişti. Pek içine sinmemişti. Ama Ahmet'in ses tonu saygılıydı. — Tabii oğlum. Ama çok uzatmayın. — Teşekkür ederim. Ahmet ayağa kalktı. Zeynep de ne olduğunu anlamaya çalışarak yerinden kalktı. Ahmet, evin uygun bir odasını gösterdi. — Burada konuşabiliriz. İkisi odaya geçti. Kapı tamamen kapanmadı. Ahmet bir sandalyeye oturdu. Zeynep de karşısına geçti. İlk birkaç saniye ikisi de sessiz kaldı. Sonunda Ahmet konuştu. — Öncelikle sana anlatacaklarımda beni yanlış anlamanı istemiyorum. Zeynep dikkatle yüzüne baktı. — Buyurun Ahmet Bey. Ahmet, "Ahmet Bey" hitabına hafifçe bozuldu. Daha birbirlerini tanımıyorlardı bile. Ama belli etmedi. — Ben aslında evlilik düşünmüyordum. Hele görücü usulü bir evlilik hiç düşünmüyordum. Ailem çok ısrar etti. Ben de mecbur kaldım. Zeynep'in içinden bir şey koptu sanki. "Demek o da istemiyor." İçinden, "Sanki ben çok istiyordum da..." diye geçirdi. Ama bunu söylemedi. Ahmet devam etti. — Sen de istemiyorsundur herhalde. Zeynep ilk kez biraz daha cesurca konuştu. — Ben de istemiyorum, Ahmet Bey. Ama benim fikrimi de kimse sormadı. Sesindeki kırgınlık açıkça hissediliyordu. Ahmet ona baktı. Zeynep'in yüzündeki ifadeyi görünce aslında onun da bu evliliği istemediğini anladı. — Anladım. Bir an sustu. Sonra açık konuşmaya karar verdi. — Bak Zeynep, ben evlilik istemiyorum dedim. Çünkü evlilik benim için ciddi bir sorumluluk. İnsan birinin hayatına giriyorsa onu mutsuz etmemeli. Ben seninle evlenip seni annemle aynı evde yaşatmak istemiyorum. Zeynep'in gözleri hafifçe büyüdü. Ahmet devam etti. — Ben kendim bile ailemle aynı düzenin içinde yaşamak istemiyorum. Seni hiç tanımadan bir hayatın içine sokup sonra da mutsuz olursan bunun vebalini almak istemem. Annem kötü bir kadın değil. Ama her şeyin kendi istediği gibi olmasını istiyor. Zeynep sessizce dinliyordu. Ahmet: — Bana senden anneme, "Ben sizinle beraber yaşamak istiyorum," dediğini söylediler. Zeynep'in gözleri kocaman açıldı. — Hatır... Ahmet Bey, anneniz bana fikrimi sormadı ki. Ahmet şaşırdı. — Nasıl yani? — Bana sadece nasıl yaşayacağımızı anlattı. Sanki karar çoktan verilmiş gibiydi. "Burada hep beraber yaşayacağız," dedi. Ben de... Zeynep bir an sustu. — Ben de karşı çıkamadım. Ahmet'in kaşları çatıldı. — Yani sen gerçekten kendi isteğinle annemle yaşamak istediğini söylemedin? Zeynep başını iki yana salladı. — Hayır. Ahmet derin bir nefes verdi. Bir an ikisi de sustu. Sonra Ahmet ilk kez Zeynep'in yüzüne daha dikkatli baktı. — Zeynep... — Efendim? — Sen çok güzel bir kızsın. Zeynep'in yanakları bir anda kızardı. Gözlerini yere indirdi. Ahmet bunu görünce istemsizce gülümsedi. — Ailenin de seni iyi yetiştirdiği belli. Konuşmandan, davranışından belli oluyor. Az önce herkese kahve dağıtırken bile ne kadar dikkatli olduğunu gördüm. Zeynep daha da utandı. Ahmet'in sesi yumuşadı. — Ama zaten bize pek söz hakkı tanımıyorlar. Zeynep ilk kez ona baktı. Ahmet devam etti: — O yüzden bence bu evliliği ailelerimiz istedi diye yapmayalım. Eğer yapacaksak biz karar verelim. Zeynep şaşkınlıkla dinliyordu. — Birbirimizi tanımaya çalışalım. Anlaşabiliyorsak evlenelim. Anlaşamıyorsak da kimseye rağmen evlenmek zorunda değiliz. Zeynep'in yüzündeki endişe biraz olsun azaldı. Ahmet: — Ben sana saygı duyarım. Seni üzmem. Kalbini kıracak tek bir söz bile söylemek istemem. Ama ben de senden bir şey istiyorum. Zeynep dikkatle baktı. — Neymiş? — Ailemle yaşamak istemiyorum. Zeynep'in yüzündeki şaşkınlık yerini düşünceli bir ifadeye bıraktı. — Evleneceksek kendi evimizde yaşayacağız. Kendi düzenimizi kuracağız. Annem ne derse desin, ben bunu istiyorum. Ve senin de bu konuda yanımda durmanı istiyorum. Bir an sustu. — Eğer bunu kabul edersen, bu evliliği deneyebiliriz. Ama sen de "Ben konakta yaşamak istiyorum, annenizle beraber yaşarım," dersen... O zaman bu evlilik olmaz. Zeynep başını eğdi. Aslında onun istediği de tam olarak buydu. Kendi evi. Kendi hayatı. Kendi kararları. Ama aklında başka bir mesele vardı. Yavaşça başını kaldırdı. — Ahmet Bey... — Efendim? — Ben de sizden bir şey isteyebilir miyim? Ahmet hiç düşünmeden cevap verdi. — Tabii. Zeynep derin bir nefes aldı. — Ben üniversite okumak istiyorum. Ahmet'in yüzündeki ifade değişti. — Üniversite mi? — Evet. Zeynep'in sesi titredi. — Yarın kayıt için son gün. Ben moda tasarımı okumak istiyorum. Çizim yapmayı çok seviyorum. Dikiş dikmeyi de biliyorum. Lisede eğitimini aldım. Gerçekten okumak istiyorum. Ahmet sessiz kaldı. Zeynep devam etti. — Ama babam evleneceğim için artık gerek olmadığını düşünüyor. Ben de... kaderim böyleymiş diye düşünmeye başladım. Ahmet birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra ilk kez yüzünde gerçek bir gülümseme oluştu. — Sen gerçekten okumak istiyor musun? Zeynep başını hemen salladı. — Hem de çok. Ahmet başını salladı. — O zaman okuyacaksın. Zeynep şaşkınlıkla baktı. — Gerçekten mi? — Evet. — Ama evlenirsek? Ahmet hiç tereddüt etmeden cevap verdi. — Evlenirsek de okuyacaksın. Zeynep'in gözleri dolacak gibi oldu. Ahmet devam etti. — Ben sana eşim diye bakacaksam önce insan olduğunu, hayallerin olduğunu unutmamam gerekir. Ben eşimin sadece evde oturup bana hizmet etmesini istemiyorum. Sen okumak istiyorsan okuyacaksın. Çalışmak istiyorsan çalışacaksın. Kendi hayatın olacak. Zeynep ilk defa o gece gerçekten rahat bir nefes aldı. Belki de karşısındaki adam sandığı gibi değildi. Ahmet ayağa kalktı. — Hadi, aileler daha fazla beklemesin. Zeynep de ayağa kalktı. Kapıya doğru yürürken Ahmet durdu. — Bir de... Zeynep ona baktı. Ahmet hafifçe gülümsedi. — Bana Ahmet Bey demeyi bırakabilirsin. Zeynep şaşırdı. — Nasıl hitap edeceğim? — Ahmet de. Zeynep'in dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu. — Peki... Ahmet. Ahmet de gülümsedi. İkisi birlikte salona döndü. Dışarıda iki aile, onların vereceği cevabı bekliyordu. Ama artık bu karar yalnızca ailelerin kararı değildi. İlk kez Ahmet ve Zeynep'in de söyleyecekleri vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD