Yusuf Sirkeci ve Mehmet Şimşek
Manisa'da akşam saatleri yaklaşmıştı.
Çarşıdaki dükkânlar yavaş yavaş kapanırken Mehmet Şimşek hâlâ dükkânının başındaydı.
Mehmet Bey, Manisa'da yıllardır yöresel ürünler satan bir esnaftı. Dükkânında baharatlar, kurutulmuş ürünler, yöresel yiyecekler ve çeşitli doğal ürünler bulunuyordu. Oğullarıyla birlikte çalışıyor, sabahın erken saatlerinden akşam saatlerine kadar dükkânının başında duruyordu.
Yıllar önce hacca gitmişti. Namazında niyazında, sakin ve dürüst bir adamdı. Hayatı boyunca ailesinin rızkı için çalışmış, çocuklarını da helal lokmayla büyütmeye uğraşmıştı.
Sirkeci ailesinin ürünlerini de yıllardır alıyordu. Yusuf Sirkeci'nin sirke fabrikalarından, üretim atölyelerinden ve diğer işletmelerinden düzenli olarak ürün getiriyordu.
Ancak Yusuf Bey'in oğullarını ve ailesini yakından tanımıyordu.
O akşam dükkânın önünde otururken Yusuf Sirkeci'nin arabasını gördü.
Yusuf Bey arabadan indi.
Mehmet Bey hemen ayağa kalktı.
— Hoş geldin Yusuf Bey.
— Hoş bulduk Mehmet.
Yusuf Bey elini uzattı.
İki adam tokalaştı.
— Gel, otur. Bir çay iç.
— Olur.
Yusuf Bey sandalyeye oturdu.
Mehmet Bey oğullarından birine seslendi.
— Oğlum, iki çay getir.
— Tamam baba.
Çaylar gelene kadar iki adam kısa bir süre sohbet etti.
Yusuf Bey sonunda asıl konuya geldi.
— Mehmet, sana bir şey danışacağım.
— Buyur Yusuf Bey.
Yusuf Bey doğrudan konuştu.
— Ben oğlum Ahmet'i senin kızın Zeynep'le evlendirmek istiyorum.
Mehmet Bey bir an bile düşünmeden Yusuf Bey'e baktı.
— Zeynep mi?
— Evet.
Mehmet Bey başını salladı.
— Zeynep okulu da bitirdi. Şimdi evde.
Yusuf Bey:
— Ben de onu uygun gördüm.
Mehmet Bey sakince çayından bir yudum aldı.
— Olur.
Yusuf Bey hafifçe şaşırdı.
— Bu kadar kolay mı?
Mehmet Bey güldü.
— Nesi zor olacak Yusuf Bey? Sen beni yıllardır tanırsın. Ben de seni bilirim. Yıllardır sizden ürün alıyorum. İşinizi, ticaretinizi biliyorum. Sözünüzün eri olduğunuzu da bilirim.
Bir an durdu.
— Kızım da okulunu bitirdi. Evde. Eğer sen de uygun gördüysen, bizim için olur bu iş.
Yusuf Bey gülümsedi.
— Ama bir şeyi de doğru yapalım. Önce bizim hanım gelsin. Zeynep'le konuşsun. Kızımızı görsün, tanısın.
Mehmet Bey başını salladı.
— Gelsin tabii.
— Sonra Ahmet de Zeynep'i görür.
Mehmet Bey hiç tereddüt etmedi.
— O da olur.
Yusuf Bey:
— Çocukların da birbirini görmesi lazım.
— Görsünler.
Mehmet Bey sandalyesine yaslandı.
— Benim içim rahat Yusuf Bey. Sen uygun gördüysen ben de uygun görüyorum.
Yusuf Bey memnuniyetle başını salladı.
— Allah hayırlısını nasip etsin.
— Âmin.
Mehmet Bey bir süre düşündü.
— Ayşe'ye de söylerim. Zeynep'le konuşur.
Yusuf Bey ayağa kalktı.
— O zaman ben hanımla konuşayım. Uygun bir zamanda size gelir.
— Başımızın üstünde yeri var.
İki adam yeniden tokalaştı.
Yusuf Bey dükkândan ayrılırken Mehmet Bey arkasından baktı.
Yıllardır Sirkeci ailesinden ürün alıyordu.
Onların fabrikalarını, bağlarını, bahçelerini ve büyük ticaretlerini biliyordu.
Ama Yusuf Sirkeci'nin ailesini hiçbir zaman yakından tanımamıştı.
Şimdi ise Yusuf Bey'in oğlu Ahmet, belki de kendi damadı olacaktı.
Mehmet Bey dükkâna döndü.
Aklında tek bir düşünce vardı.
Bu akşam eve gidince Ayşe'ye her şeyi anlatacaktı.
Çünkü artık kızları Zeynep için yeni bir kapı açılıyordu.Zeynep İçin Verilen Karar
Yusuf Sirkeci, Mehmet Şimşek'in dükkânından ayrıldıktan sonra doğruca evine gitti.
Mehmet Bey ise dükkânı kapattıktan sonra eve geçti.
Kapıdan içeri girdiğinde Ayşe Hanım mutfaktaydı. Akşam yemeği için sofrayi hazırlıyordu.
— Ayşe.
— Geldin mi Mehmet?
— Geldim. Sana söyleyeceğim bir şey var.
Ayşe Hanım elindeki işi bırakıp kocasına döndü.
— Hayırdır?
Mehmet Bey sandalyeye oturdu.
— Bugün Yusuf Sirkeci geldi.
Ayşe Hanım şaşırdı.
— Yusuf Sirkeci mi?
— Evet.
— Ne işi varmış?
Mehmet Bey sakin bir şekilde konuştu.
— Oğlu Ahmet'i bizim Zeynep'e istemeye geldi.
Ayşe Hanım'ın yüzü bir anda aydınlandı.
— Oğluna mı?
— Evet.
Tam o sırada odanın diğer tarafında bulunan Zeynep, babasının söylediklerini duydu.
Elindeki tabaklarla olduğu yerde kaldı.
Mehmet Bey devam etti.
— Yusuf Bey bu işi uygun görüyor. Ben de kabul ettim.
Zeynep dayanamayarak odadan çıktı.
— Baba!
Mehmet Bey kızına döndü.
— Ne oldu?
— Ben evlenmek istemiyorum.
Ayşe Hanım şaşkınlıkla kızına baktı.
— Zeynep...
— Ben kimseyle evlenmek istemiyorum. Ben okumak istiyorum.
Mehmet Bey'in yüzü bir anda sertleşti.
— Ne okumak istiyorsun?
— Üniversiteye gitmek istiyorum.
— Daha ne okuyacaksın?
— Baba, ben daha 18 yaşındayım.
Mehmet Bey'in sesi yükseldi.
— Yeter artık Zeynep!
Zeynep sustu.
Mehmet Bey ayağa kalktı.
— Bak Zeynep, ben bugüne kadar sustum. Sana bir fiske bile vurmadım. Seni diğer kızlarımdan ayırmadım. Ama artık yeter.
Zeynep'in gözleri doldu.
— Ablaların evlendi, gitti. Sıra sende.
— Ama baba...
— İster kabul et, ister etme. Ben kabul ettim. Bu iş olacak.
Zeynep başını eğdi.
Mehmet Bey kararını vermişti.
— Yarın oğlanın annesi gelecekmiş. Önce seninle konuşacak. Sonra oğlan gelir, seni görür. Bu işi fazla uzatmayacağız.
Ayşe Hanım kocasına baktı.
— Mehmet...
— Ne Ayşe?
— Kız biraz...
— Sen de hazırlığını yap.
Ayşe Hanım sustu.
Mehmet Bey son sözünü söyledi.
— En geç bir aya düğünü kurulur.
Zeynep'in içi paramparça olmuştu.
Kimse ona ne istediğini sormuyordu.
Kimse üniversite hayalini önemsemiyordu.
O gece odasına çekildiğinde uzun süre yatağında oturdu.
Pencereden dışarı baktı.
Sonra sessizce ağladı.
O gece hiç uyuyamadı.
---
Ertesi sabah Ayşe Hanım erkenden kalktı.
Evin her tarafını temizledi.
Çayları, börekleri, tatlıları hazırladı.
Kızının da güzel giyinmesini istedi.
Ayşe Hanım'ın içi kıpır kıpırdı.
Onun gözünde bu büyük bir fırsattı.
Sirkeci ailesi çok zengindi.
Sirke fabrikaları, atölyeleri, üzüm bağları, meyve bahçeleri vardı.
Üstelik oğulları Ahmet'in kendi okulu vardı.
Daha ne olsun?
Ayşe Hanım için kızının böyle varlıklı bir aileye gelin gitmesi büyük bir şanstı.
Mehmet Bey kararını vermişti.
Onun kararından sonra Ayşe Hanım'a fazla söz düşmezdi.
Zaten bugüne kadar evde hiçbir kızına farklı davranılmamıştı.
Ablaları da lise bittikten sonra evlenmişti.
Zeynep'in üniversite okumak istemesi ise ailede kimsenin alışık olmadığı bir istekti.
Ayşe Hanım kendi kendine,
“Belki evlenince okumayı da düşünmez,”
diye geçirdi içinden.
Öğleye doğru kapı çaldı.
Ayşe Hanım hemen kapıya koştu.
Karşısında Nermin Hanım vardı.
— Hoş geldiniz.
— Hoş bulduk Ayşe Hanım.
— Buyurun, geçin.
Nermin Hanım içeri girdi.
Herkes salona geçti.
Masanın üzerine çaylar, börekler, tatlılar ve çeşitli ikramlar konuldu.
Bir süre havadan sudan konuşuldu.
Nermin Hanım etrafına bakarken Zeynep sessizce içeri girdi.
Başını hafifçe eğerek selam verdi.
— Hoş geldiniz.
Nermin Hanım onu görür görmez gülümsedi.
— Hoş bulduk kızım.
Zeynep oturdu.
Nermin Hanım onu dikkatle süzdü.
Aslında Zeynep'i daha önce çarşıda birkaç kez görmüştü.
Sessiz, kendi hâlinde, hanım hanımcık bir kız olduğunu fark etmişti.
Tam da kendi istediği gibi...
Nermin Hanım'ın iki gelini2
vardı.
Onların üzerinde de sözünü geçirmişti.
Evde ne yapılacağına, nasıl davranılacağına, hangi kararların alınacağına çoğu zaman kendisi karar verirdi.
Gelinleri de bugüne kadar onun sözünün üzerine söz söylememişti.
Şimdi Ahmet için de aynı şekilde bir gelin istiyordu.
Sakin...
Uslu...
Her söyleneni dinleyen...
“Başım gözüm üstüne” diyecek bir kız.
Zeynep'i görünce içinden,
“Bu kız tam aradığım gibi,”
diye geçirdi.
Ayşe Hanım börek tabağını uzattı.
— Buyurun Nermin Hanım.
Nermin Hanım bir parça börek aldı.
Tadına baktı.
Gülümseyerek Zeynep'e döndü.
— Maşallah, pek de elin lezzetliymiş kızım.
Zeynep şaşkınlıkla baktı.
— Ben yapmadım.
Ayşe Hanım hemen araya girdi.
— Zeynep yaptı.
Nermin Hanım gülümsedi.
— Maşallah. Demek elin böyle lezzetli.
Zeynep başını eğdi.
Nermin Hanım devam etti.
— Gelince yaparsın artık. Biz de yeriz.
Zeynep'in yüzündeki ifade değişti.
“Gelince...”
Sanki karar çoktan verilmişti.
Sanki onun fikrinin hiçbir önemi yoktu.
Nermin Hanım çayından bir yudum aldı.
Sonra asıl konuya girmeye başladı.
— Kızım, öncelikle seni görmek istedim . Eşim senin ailen hakkında güzel şeyler anlattı. Ben de seni daha önce çarşıda görmüştüm.
Zeynep sessizce dinliyordu.
— Ahmet benim oğlum. 28 yasinda Kendi özel okulunun sahibi. Türkçe öğretmeni içkisi yok kumarı yok sigara bile içmez iyi aile terbiyesi almıştır.
Nermin Hanım konuşurken Zeynep'in yüzüne bakıyordu.
— Ben oğluma iyi bir eş istiyorum.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Bizim evimizde aile çok önemlidir. Gelinlerimizin de ailemize uyum sağlamasını isteriz.
Zeynep'in kalbi daha hızlı atmaya başladı.
Nermin Hanım'ın sesi sakindi.
Ama söyledikleri birer birer Zeynep'in üzerine kapanan kapılar gibiydi.
— Ahmet'in hayatında düzen olsun istiyorum. Eşinin de sakin, anlayışlı ve aileye bağlı bir kadın olmasını isterim.
Zeynep başını kaldırdı.
Nermin Hanım onun gözlerinin içine baktı.
— Senin de böyle bir kız olduğunu düşünüyorum.
Zeynep hiçbir şey söylemedi.
Çünkü içinde tek bir cümle vardı:
Ben okumak istiyorum.
Ama o cümleyi söylemeye cesaret edemiyordu.
Nermin Hanım ise Zeynep'in sessizliğini bambaşka yorumladı.
Kendi kendine,
“Tam istediğim gibi bir kız,”
diye düşündü.
Nermin Hanım çayından bir yudum aldıktan sonra konuşmaya devam etti.
— Bak kızım, ben öyle ayrı evlerde yaşamayı seven bir kadın değilim.
Zeynep başını kaldırıp ona baktı.
Nermin Hanım son derece doğal bir şeyden bahsediyormuş gibi devam etti.
— Sen Ahmet'le benim konağımda oturacaksın. Konağın bir katını size ayarlarız.. annenle birlikte gideriz mobilyalarınızı da seçeriz. Evimize düzenimiz uygun olacak mobilyalar alırız dimi Ayşe hanım.
Zeynep'in yüzündeki ifade yavaş yavaş değişti.
Bir an şaşkınlıkla sordu:
— Aynı evde mi yaşayacağız?
Ayşe Hanım hemen kızına döndü.
— Zeynep, sus kızım. Ayıp oluyor.
Zeynep sustu.
Fakat Nermin Hanım elini kaldırarak Ayşe Hanım'ı durdurdu.
— Yok Ayşe Hanım, bırakın kızım konuşsun.
Sonra yeniden Zeynep'e döndü.
— Evet kızım, aynı evde kalacağız.
Zeynep'in gözleri büyüdü.
Nermin Hanım ise anlatmaya devam ediyordu.
— Beraber yeriz, beraber içeriz. Biz zaten hep beraber yaşıyoruz. İki oğlum da bizimle yaşıyor.
Zeynep sessizce dinliyordu.
— Onlar da evliler. Çocukları, yani torunlarım var. Hepimiz aynı konakta oturuyoruz.
Nermin Hanım gülümsedi.
— Aslında konağın hemen yanına iki tane dubleks daire de yaptırdılar. Ama ne fark eder? Sabahtan akşama kadar yine beraberiz. Birlikte yemek yeriz, otururuz, sohbet ederiz. Yalnızca yatmadan yatmaya kendi evlerine giderler.
Zeynep'in boğazı düğümlendi.
Nermin Hanım hiçbir şey fark etmeden konuşmasını sürdürdü.
— Size de öyle bir daire yaparız. İsterseniz konağın yanında olur. Ama yine hep beraber oluruz. Ben gelinlerimi ayrı tutmam.
Zeynep artık söylenenleri neredeyse duyamıyordu.
Bir an önceki konuşmayı düşündü.
“Gelince yaparsın artık.”
Şimdi de:
“Size de bir daire yaparız.”
Sanki evlilik kararı çoktan verilmişti.
Sanki Ahmet'in fikri alınmıştı.
Sanki Zeynep'in fikri de önemli değildi.
Nermin Hanım ona ne istediğini sormuyordu.
Onun yerine, nasıl yaşayacağını anlatıyordu.
Zeynep'in gözleri doldu.
Üniversite hayali geldi aklına.
Ders çalıştığı geceler...
Okumak istediği bölüm...
Kendi ayakları üzerinde durma hayali...
Hepsi bir anda uzaklaşıyor gibiydi.
Babası kararını vermişti.
Şimdi karşısındaki kadın da kendi hayatını nasıl yaşayacağını anlatıyordu.
Üstelik daha evleneceği adamı hiç görmemişti. Tanışmamıştı bile.
Nermin Hanım çantasını aldı.
— Ben artık müsaade isteyeyim.
Ayşe Hanım hemen ayağa kalktı.
— Tabii Nermin Hanım.
Nermin Hanım kapıya doğru yürürken yeniden Zeynep'e baktı.
— Kızım, seni çok beğendim. İnşallah hayırlısı olur.
Zeynep yalnızca başını eğebildi.
Nermin Hanım gülümsedi.
— Ben bir iki güne size haber ederim. Sonra gelir, kızımızı isteriz. Çok da uzatmayız bu işi.
Zeynep'in kalbi sıkıştı.
Kızımızı isteriz...
Bu söz zihninde yankılandı.
Daha Ahmet'i tanımıyordu.
Daha onunla tek kelime konuşmamıştı.
Ama herkes onun adına karar veriyordu.
Nermin Hanım ve Ayşe Hanım salondan çıkarken Zeynep olduğu yerde kaldı.
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
İçinden yalnızca bir soru geçti:
“Ben evleneceğim adamla istememde mi tanışacaktım?”
Başını önüne eğdi.
Belki de bundan sonra hayatında hiçbir şey kendi istediği gibi olmayacaktı.
Okulu...
Hayalleri...
Özgürlüğü...
Hepsi yavaş yavaş elinden alınıyordu.
Ve Zeynep, o gün ilk kez kendi hayatının kararını kendisinin vermediğini bütün ağırlığıyla hissetti.