3. Kaçamak

1020 Words
Telefonu gizlice çıkarıp hızlıca yazdım: “Sen alma, babam alacak zaten. Ama akşam ***** kafede buluşalım... saat yedi gibi.” Mesajı gönderdikten sonra içime garip bir ağırlık çöktü. Babama yalan söylüyordum. Daha ilk günden. Ama Aras’ı görmek istememek de imkânsızdı. O kadar gelmişti, biraz mecburiyet gibi olacaktı ama... Gün, derslerle ve Eda ile Elmas’ın bitmeyen enerjisiyle geçti. Onların yanında gülümsemeye çalıştım ama aklım sürekli cebimdeydi. Aras’ın ne zaman cevap yazacağını bekliyordum. Çıkış zamanı geldiğinde öğrenciler dalgalar halinde bahçeye yayıldı. Kapıya yöneldiğimde, orada duran tek değişmeyen şey Karan’dı. Kalabalığın içinde bir gölge gibi, ama sanki her ayrıntıyı gören gözleriyle ayakta duruyordu. Adımlarımı ona doğru attım. O da harekete geçti, arabaya yönelirken tek kelime etmeden kapıyı açtı. Arabanın içi sessizdi. Motorun uğultusu dışında hiçbir şey yoktu. Dayanamadım, sessizliği ben bozdum: “Sen... hep böyle mi olacaksın? Sessiz ve ciddi.” Karan gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. Sesi soğuktu ama netti: “Ben işimi yapıyorum.” Bir an sustum. Sonra dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Beni takip etmen biraz tuhaf geliyor da... alışır mıyım bilmiyorum.” Bu kez kısa bir bakış attı bana, gözleri koyu ve ifadesizdi. “Alışsan iyi olur.” dedi. Araba yoluna devam etti. Konuşma burada bitti. O yine sessizliğine çekildi, ben ise camdan dışarı bakıp kendi düşüncelerimle baş başa kaldım. İçimdeki gizli plan aklımı kurcalıyordu: Akşam yedi, kafede Aras’la buluşmak. Ne yapmalıydım?... ve Karan’ın gözetiminden nasıl sıyrılacağımı düşünsem de biraz zor olurdu. Ama belki aramızda küçük bir sır olarak da kalabilir diye düşünmeden edemedim. Telefonum titredi. Aras’tan gelen mesajı açtım: “Tamam. Yedi’de oradayım.” Arabanın ön koltuğunda oturan Karan’a baktım. “Bir yere uğramamız lazım.” dedim kararlı bir sesle. Kaşlarını çatmadan önce aynadan bana baktı. “Nereye?” “Şu kafeye.” dedim, telefonumda adresi açarak gösterdim. Karan’ın gözleri daraldı, sesinde belli belirsiz bir gerginlik vardı. “Sebep?” Omuzlarımı silkerek normal görünmeye çalıştım. “Bir arkadaşım var. Onunla buluşacağım.” Araba kısa bir an sessizliğe gömüldü. Direksiyona sıkıca tutan parmaklarından sinirini sezdim. Yine de bir şey söylemeden direksiyonu çevirdi. “Kafana göre takılamazsın.” dedi sonunda, sesi buz gibiydi. Ona doğru eğilip gülümsemeye çalıştım. “Karan, bu kadar kasmana gerek yok. Sadece bir kahve içeceğim. Burada güvendeyim zaten.” Bakışlarını yoldan ayırmadı, dudakları ince bir çizgiye gerildi. “Benim işim bu. Sen farkında olsan da olmasan da." Ben derin bir nefes aldım, gözlerimi cama diktim. Ona Aras’tan bahsetmeyecektim. Ne olursa olsun, babamın kulağına gitmesine izin veremezdim. Karan’ın yanındaki sessizlik, bana Aras’la buluşma heyecanımdan çok daha ağır gelmeye başlamıştı. Arabamız, şehrin ışıklarının arasından kıvrılarak kafeye doğru ilerliyordu. * Kafe, şehrin işlek bir sokağında, camlarından dışarı taşan ışıklarla doluydu. İçeri adımımı attığımda, kalabalığın uğultusu hemen üzerime çöktü. Masaların çoğu doluydu; kahkahalar, çatal bıçak sesleri, kahve makinelerinin uğultusu birbirine karışıyordu. Aras, köşedeki bir masada oturuyordu. Saçlarını her zamanki gibi geriye taramış, gömleğinin kollarını dirseğine kadar kıvamlı bir şekilde kıvırmıştı. Beni görünce ayağa kalktı, gülümsedi. “Aden!” dedi, sesi yüksek çıkmasın diye kısık ama heyecanlı. Ona doğru yürürken kalbimin hızla atmasını bekledim. Ama olmadı. İçimde bir boşluk vardı; heyecan değil, daha çok gergindim. Niye böyle bir şey yapıyordum? Bu boşluk hissinin oluşacağını bilmiyordum. “Merhaba Aras.” dedim, dudaklarımda zoraki bir gülümseme ile. O, sandalyemi çekti. “Gel otur. Seni burada görmek... inanılmaz.” Oturduğumda elimdeki çantayı sıkıca tuttum. Etrafıma baktım; camın dışında, arabaların arasında siyah siluetiyle Karan’ın varlığını görebiliyordum. Gözleri üzerimde miydi bilmiyordum ama öyle hissettim. Aras konuşmaya başladı, hızlı, aceleci: “Sana sürpriz yapmak istedim. Uçak bileti bulur bulmaz çıktım geldim. İtalya’da birlikte geçirdiğimiz günleri düşündüm ve... burada olmalıyım dedim.” Başımı salladım. “Güzel... geldin.” dedim ama sesim duygusuz çıktı. O, heyecanla ellerini masanın üzerine koydu. “Hadi anlat, nasılsın? Buraya alışabildin mi? Üniversitenin ilk günü nasıl geçti?” Onun gözlerindeki canlılığı gördükçe, kendi içimdeki durağanlığı fark ettim. Yanımda oturan bu çocuk eskiden kalbimi kıpırdatan kişiydi belki, ama şimdi her şey daha... uzak geliyordu. Kelimelerim kısa kaldı: “İyi. İlk gün... normaldi.” Aras’ın gülümsemesi biraz olsun sönse de toparlamaya çalıştı. “Ben buradayım artık. Beraber gezeriz, konuşuruz. Sana yalnız hissettirmem, Aden.” Onun sözleri kafamda yankılandı. Yalnız değilim ki... Babam, Karan, hatta bugün tanıştığım Eda ve Elmas vardı. Ama nedense Aras’ın varlığı bana güven değil, yük gibi hissettirdi. Masada otururken dışarıya göz ucuyla baktım. Karan hâlâ oradaydı. Onun soğuk, sabırlı bekleyişi, Aras’ın tüm hevesinden daha ağır basıyordu. * Saat yedi buçuğu geçtiğinde Aras hâlâ konuşuyordu. Çocukluğunu, İtalya’daki günleri, benimle yeniden buluşmasının ona nasıl umut verdiğini... Ama ben sandalyeye yaslanmış, daha çok dinler gibi yapıyordum. İçimde aynı heyecan yoktu. “Ben kalkmalıyım.” dedim, sözünü kibarca yarıda keserek. Aras’ın yüzünde hayal kırıklığına yakın bir ifade belirdi. “Daha yeni geldin..." Çantamı omzuma taktım. “Yarın dersim erken. Görüşürüz.” Onu fazla oyalamadan masadan ayrıldım. İçimde bir hafifleme vardı, sanki üzerimden yük kalkmış gibi. Kafenin kapısından çıkar çıkmaz soğuk hava yüzüme çarptı. Orada, kaldırım kenarında, siyah aracına yaslanmış Karan’ı gördüm. Kolları göğsünde bağlıydı, gözleri bana sabitlenmişti. Adımlarımı ağırlaştırmadan yanına gittim. Sessizce kapıyı açarken sesi duyuldu: “Kimdi o?” Bir an donakaldım. Sesinde öfke yoktu ama buz gibi bir sorgu havası vardı. Yutkunup kapıyı kapattım. “Bir arkadaşım.” dedim, kısa ve net. Karan direksiyona geçti, motoru çalıştırdı. Bakışlarını bana çevirmeden sordu: “Ne kadar arkadaş?” Parmaklarımı çantamın sapında sıktım. “Çok değil. İtalya’dan tanıdığım biri. Hepsi bu.” Arabayı sokağın karmaşasından çıkarırken dudaklarının kenarı belli belirsiz gerildi. “Babanın bundan haberi var mı?” Hızla başımı çevirdim. “Hayır! Ve lütfen... lütfen ona söyleme. Bu aramızda kalsın.” Gözleri yolun karanlığına sabitlenmişti. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sessizlik mideme oturdu. Sonunda alçak sesle konuştu: “Benim işim saklamak değil.” Kalbim sıkıştı. “Ama bu sadece küçük bir buluşma. Gereksiz yere büyütülmesini istemiyorum. Söz veriyorum, sorun olmayacak.” Karan derin bir nefes aldı, elleri direksiyonda kasıldı. Sonra kısa bir bakış attı bana; gözleri hâlâ soğuktu ama içinde okunmayan bir şeyler gizlenmiş gibiydi. “Öyle olsun küçük kız. Aramızda kalacak. Ama bir sorun çıkarsa bana patlar haberin olsun.” dedi sonunda. İçimde derin bir rahatlama hissettim. Camdan dışarı baktım, şehrin ışıkları hızla geride kalırken Karan’ın varlığını bu kez yalnızca bir gölge değil, bir sırdaş gibi hissetmeye başladım. Tabii ne kadar sırdaşsa... bunu öğrenecektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD