YILMAZ
Uzun süre yerde yatan piçe baktım. Ben bu piçin yaşamasına izin veremezdim, hele ki benim olana dokunduysa bu dünya'yı ona cehennem ederdim. Lakin bu piç yaşasaydı ilerde bana sorun çıkartabilirdi bu yüzden de öldürme gereği duydum.
Demir'i aradım. Açtı
"Piçin cesedini alın"
"Neredesin?"
"Her zamanki yerde"
"Tamam abi"
Telefonu kapattım.
Arabaya binip çalıştırdım. Piçin üstünden geçerek yoluma devam ettim. Konağa geldim arabadan inip avluya girdiğim de zeyno dışında herkes buradaydı.
Hanım ağa "yılmaz ağa, madem ki torunu mu öldürdün bana bir açıklama yap neden torunu mu öldürdün?" "Benim malıma göz koyarsa gözünü çıkartırım... hanım ağa" dedim.
"Torunum nasıl malına göz koydu yılmaz ağa?" "Nasıl koyduysa koymuş, hesabını kestim" "bu açıklama yetmiyor yılmaz ağa. Bana doğru düzgün bir açıklama yap"
"Defne, yengen nerede" "üst kata gitti abi, kendini iyi hissetmeyince annem üst kata gönderdi yengemi" dedi. Savaş'a bakıp "hanım ağa'ya eşlik edin" "gerek yok yılmaz ağa, birazdan gelip beni alıcaklar"
"Allah'a emanet olun hanım ağa" "sen ve gelin'de Allah'a emanet olun yılmaz ağa. Yarın'ın ne olacağını bilmiyoruz" dediğin de başımı sallayıp yanlarından gittim.
Üst kata geldiğim gibi odaya girdim zeyno yerde cenin pozisyonunda yatıyordu. Başındaki şal kaymıştı, benim koklamaya doymadığım saça bir eşdadını siktiğim piçi dokunmuştu.
Kendi bacağına sardığı eline baktım, oruspu evladı onun eline bile dokunmuştu.
Odanın kapısını sessizce kapattım. Zeyno'nun arkasına geçip sağ elimi bacağının altına sol elimi başına koydum, zeyno'yu kaldırmamla gözlerini dehşetle açtı.
"Benim güzelim, korkma" dedim.
Gözlerine baktım sanki gittiğimden beri ağlıyordu, gözünün etrafı kıpkırmızı olmuştu. Gözünden akıp kuruyan gözyaşları belli oluyordu.
Zeyno tekrar ağlamaya başlayınca "ağam vurma" dediğin de benim kalbim acıdı, sevdiğim kız benden korkuyordu. Elimi çekip gözyaşını sildim "vurmayacam... Ben sana vuramam zeyno, ağlama"
Dediğim de gözlerime baktı, yalan söyleyip söylemediğime baktı. Elimi yanağına koyup okşadım "ben sana vurmam güzelim. Korkma benden" dediğim de bile gözünden yaş akıyordu.
Elimi tekrar dizinin altına koyup onu kaldırdım, yatağın üstüne oturdum zeyno da kucağımdaydı. Yanağına dokunduğum da gözlerini kapattı, lakin gözünden yine yaş akıyordu.
Başını göğsüme çektim. Saçını okşayarak "ağlama güzelim, kimse bilmeyecek, bu aramızda kalacak. Biri öğrenirse ne olacağını daha önce yaşadık gibi dimi güzelim" dediğim de zeyno "ağam... Yemin ederim ben birşey yapmadım, bana... Benim... Orama dokunmadı!"
Dediğin de yüzünü tutup gözlerime bakmasını sağladım "sakın bir daha bunu deme, senin birşey yapmadığını da biliyorum, sana dokunmadığını da biliyorum. Bir daha bunu dediğini duymayacam zeyno, duydun mu beni!" dediğim de yine gözünden yaş akmaya devam etti.
Lan bu kız bu kadar çok mu benden korkuyor lan?... Niye benden bu kadar korkuyor ona bir kere bile elimi kaldırmadım, ona bir kere bile bağırmadım sadece sevmeme rağmen bu kadar çok benden korkuyor.
Ben, bu kıza daha nasıl yaklaşacam? Kendimi sevdirmek için daha ne yapmam gerekiyor?
Zeyno'nun başından tutup tekrar göğsüme çekip ona sarıldım. İşaret parmağıyla gömleğimi tuttu. Başından öptüm
Başımı çevirdiğim de kalıbıma tükürdüm gömleğimin ve boynumda piçin kan damlaları vardı. Zeyno belki de bu yüzden benden korkup açıkladı kendini.
Ulan yılmaz ne diye dikkat etmiyorsun, tabiki de kız senden korkar katil gibi yüzünde gözünde kanla gelirsen önüne, senden korkması normal it yılmaz.
Bir de üstünde piçin kanıyla sevdiğine sarılıyorsun. Şimdi de onu kucağımdan indirirsem ondan uzaklaşmak istediğimi, bilerek onu indridiğimi hissedip benden korkup, uzaklaşır.
Kollarımı serbest bıraktım. İstese kucağımdan inebilirdi. Zeyno zaten benden her daim uzaklaşmak için bahane bulur gibiydi, gözleri bana zaten hep korkarak bakıyordu mutlaka şimdi de kucağımdan inerdi.
&&
İnmedi dört saattir aynı şekilde oturuyorduk. Akşam oldu lakin zeyno kucağımdan inmedi, başını göğsümden bile çekmedi. Uyuyor mu diye bakıyordum arada ama uyumuyordu sadece gözlerini kapatmıştı. On dakika önce de bakmıştım ama uyumamıştı.
İçimden gülüyordum. Bu kızın benden uzaklaşmasını beklerken şuan saatlerce kucağımdan inmiyordu. Hoş benim de işime geliyordu, sonuçta en azından benden kaçmıyordu.
Telefonum çalınca cebimden çıkarttım, kulağıma yaklaştırdığım da zeyno başını tamamen göğsüme dayadı, gömleğimi tutan işaret parmağı da gevşedi. Yüzünü hafif kendime çevirdiğim de uyuya kalmıştı. Az önce uyumuyordu ama birden uykusu mu geldi.
Gülümseyerek başından öpüp, başını iyice göğsüme yasladım.
"Dinliyorum lan seni"
"Abi aşiretler toplanacakmış, seni aramışlar ama ulaşamamışlar... Abi, behcet iti için toplanacaklar."
"Biliyorum, başka birşey yoksa kapat"
"Abi kararın ne olacağını da biliyorsun"
"Biliyorum, demir. Kapat telefonu" dedim.
Telefonu kapattım.
Zeyno'yu kaldırıp yatağa yatırdığım da gözlerini açtı, yanağından öptüm "uyu güzelim, birazdan geliyorum" gözlerini kapatıp uyumaya devam etti.
Başından öptüğüm de zeyno her daim düz tutan dudağını hafif yukarıya kıvırdı. Üstünü örttüm.
Ulan ne olurdu sanki biraz daha büyük olsaydın. Şimdi iki sene beklemem gerekiyor... Gerçi ben iki yıl değil, bir ömürde beklerim seni, karanlık dünyama ay ışı gibi giren kız.
Işığınla hem yolumu hemde karanlık olan kalbimi aydınlattın. Karanlık geçen günlerimi ışığınla aydınlattın Ay ışığım
Telefonum tekrar çaldığın da açtım.
"Ne oldu, defne"
"Ağam, yemek hazırdır, aşağıya inecek misiniz?"
"Yok, bir kaç saat sonra odaya getirsinler"
"Tamam ağam"
Telefonu kapattım.
Banyoya girip üstümü çıkarttım, duşa kabine girdim. Şampuanı elime aldığım da sabah bıraktığım gibi değildi. Zeyno mu kullandı acaba? Onun ki dolaptaydı görmemiş miydi?
Duşumu aldıktan sonra dolaptan zeyno için alınanı çıkartıp benimkinin yanına koydum.
Duştan çıktığım da zeyno'ya baktım sırtı dönüktü, örtüyü de başının üstüne kadar çekmişti. Boxerimi ve şortumu giyip yatağa uzandım.
Zeyno'nun başına kadar çektiği örtüyü, boynuna kadar indirdim. Kolumu beline sarıp, kendime doğru çektim. Yüzüne dağılan saçını, yüzünden çekeceğim zaman parmaklarım yanağına değdiği an sıcacık oldu.
Hayır ten temasından olan sıcaklık değildi bu, daha çok yüzü alevler içerisinde gibiydi. Kendimi dikleştirip bedenini çevirdiğim de yanakları, yüzü kırmızıydı. Alnına dokunduğum da elim ateşe değer gibi oldu.
"Lan ne oluyor, az önce birşeyi yoktu bu kızın?" örtüyü tamamen üstünden kaldırdım. Zeyno birşeyler mırıldanıyordu ama anlamıyordum.
Klimanın derecesini düşürdüm. Boynunu açıp yeldim, elimi her yanağına değdirdiğim de yanakları alev gibiydi.
Bu böyle olamazdı, ılık duş alması gerekiyordu "Güzelim senden özür dilerim ama üstünü çıkartmam gerekiyor!" zeyno'yu kaldırdığım da sırtındaki terlemeyi bile daha yeni fark ediyorum.
Elbisenin etek kısmından tutup çekmeye başladım. Kalçasını altından tutup bedenini kaldırdım. Eteği kalçasından çıkartıktan sonra başından da çıkartacağım zaman zeyno elimi tuttu "ana... soğugtur çığartme"
"Güzelim böyle olmaz çıkartmam gerekiyor" "soğugtur" elbiseyi başından çıkarttım. Zeyno tekrar yatağa uzandığın da "güzelim zorlaştırma işimi"
Zeyno'yu kucağıma aldığım da bedeni yanıyordu. Banyoya götürdüm. Bir dizimi küvetin üstüne koyup zeyno kalçasını da bacağımın üstüne koydum.
Sıcak ve soğuk suyu açıp dolmasını bekledim. "Ana..." "Söyle güzelim" "ana... Soğugtur"
Küvet dolunca zeyno'yu içine soktuğum da "soğugtur... Çığart beni soğugtur" "güzelim bi dur" küvetten çıkma başlayınca bende küvete girdim uzandım, zeyno'nun belinden tutup göğsüme çektim.
"Bırağ beni... Bırağ soğugtur" ayak topuğuyla ayaklarıma vurmaya başlayınca sağ ayağımı onun bacaklarının üstüne koyup hareket etmesini engelledim.
Bu sefer de kalçasını kaldırmaya başlayınca "zeyno işimi zorlaştırma" dedim ama kime dediysem kalçasını kaldırıp indirmeye başladı, karnıma vuruyordu.
"Ya sabır... zeyno, dur güzelim" aynı şeyi tekrar tekrar yapınca elimi kasığının üstüne koyup kendime yapıştırdım "affet güzelim ama yapmak zorundaydım"
Çenesi titremeye başladı "so... Soğugtur" başından öptüm "biliyorum güzelim, ama biraz dayan ateşinin düşmesi gerekiyor"
"ana... Babam... Babam" elleriyle bacağımı itmeye başladı. "Baba... Bığ" son dediğini anlamadım. Ama galiba annesini ve piç babasını özlemişti.
Kulağına "zeyno benim güzelim yılmaz ağan" dedim. Eli durdu "baba..." "Benim güzelim" bir süre sustu... Hatta baya sustu.
"Ağam... Babam, babam" "baban burada değil güzelim ama sana söz seni götürecem. Ama önce biraz suyun içinde kalmamız gerekiyor"
"A... Ağam soğugtur" karnını okşamaya başladım "geçecek güzelim biraz sabret" elimin üstüne elini koydu "ağam..." "Söyle güzelim" çenesi hala titriyordu "beni... Anama götür"
Zeyno'nun annesine bağlı olduğunu zaten çoktan anlamıştım. Bu kadar bağlı olmasının sebebi annesini çok sevmesidir, piç babasına bile belki bağlıdır.
Elini tutup öptüm "bir sonraki gün götürecem seni güzelim, bir gün daha dayan" dedim. Bedeni hala titrerken "ana... Anama götürcen" "götürecem güzelim"
"Soğugtur..." Su soğuk değildi ama zeyno soğuk gibi hissediyordu. Bedeni hala cayır cayır yanıyor, onu böyle de suyun içinden çıkartamazdım ateşi düşmesi gerekiyordu.
Zeyno hareket etmeyi bırakınca kasığının üstüne koyduğum elimi çektim, bacağımı da ayaklarının üstünden çektim... Saçını okşamaya başladım.
Başından öptüm "biraz daha kalalım güzelim" bedeni ılık su yüzünden titriyordu, ama bedeni cayır cayır yanarken nedeni titriyordu.
Bu kız nasıl hastalandı? Ben duşa girmeden önce ateşi yoktu. Bir anda nasıl hastalandı?
Acaba onu dövecem diye düşünüp strese girip mi hastalandı? Mümkün yani... Akılsızsın yılmaz, üstünün kan olduğunu nasıl anlamadın.
Kafasız yılmaz, herşeyi düşünüyorsun ama üstündeki kanı düşünmüyorsun. Aklın herşeye yetiyor ama sevdiğin kızın senden korkacağını akıl edemiyor musun?.
"Ağam... Yeterdır... Çıgalım..." "Zeynom, güzelim ateşin hala var güzelim, biraz daha dayan, ateşin düşsün çıkartıcam seni"
Yermi dakika sonra bedeni titremeyi bırakınca zeyno'yu üstümden kaldırdım. Küvetten çıkıp zeyno'yu kucağıma alıp banyodan çıktım.
Onu yatağın üstüne koydum. Ondan uzaklaştım. "Buraya kadar tamam... Islanan sütyeni ve donu çıkartmam gerekiyor" elimi enseme atıp sıvazladım.
Çıkartırsam bir dert, çıkartmazsam da ayrı bir dert. Zeyno örtüyü elleriyle aramaya başlayınca elini tuttum. "Zeyno üstünü tamamen çıkartmam gerekiyor... Lakin ben bunu yapmam sen yapabilirsin"
He akılsız ağa he kız kalkıp "aman ağam ben üstümü çıkartabilirim" diyecek, akılsızsın yılmaz ağa akılsız.
Dolap kapağını açıp çekmecelere baktım. En alt katta paketi açılmamış sütyenler ve donlar vardı. Birini elime aldım paketi açtım, sütyeni elime aldım paketin içinde de ip gibi birşey daha vardı, ona alıp inceledim, üçgendi, biraz büyü olan kısma baktığım da kumaş olsaydı don derdim ama don değildi.
Biraz daha inceledim. Bu ne diye merak edip fotoğrafını çekip baktığım da yutkundum.
Tangaydı... ip gibi olunca fark etmeden elime aldım. Şimdi ise hala elimdeydi. Tangayı yerine koydum. Zeyno bu yaşta bunları mı giyor?
Çekmeceyi karıştırmaya devam ettim. Pamuklu don bulana kadar kaç paket tangalı olan iç çamaşırı paketini açtım artık saymayı unuttum.
Sonunda beyaz bir tane pamuklu don bulunca çekmeceyi kapattım. Arkama döndüğüm de zeyno yarı yüz üstü uzanmıştı ve sol ayağını karnına kadar çekmişti. Elimi hızla gözümün üstüne koydum.
Olmadık şeyleri göremezdim. Arkama dönüp, zeyno'nun şallarından birini alıp, gözümün üstüne koyup, başımın arkasından düğüm attım.
"Yapabilirsin yılmaz ağa sen neler yaptın bunu mu yapamayacan" yatağın yanına gittim. Zeyno'nun kolundan tutup kaldırdım, elimi sırtına koyup sütyenin kopçasını aradım.
Ateşi tamamen düşmemişti ama en azıdan bedeni şuan yanmıyordu. Kopçayı bulup açtım, sütyeni çıkartıp yere attım, elimdekinin ters mi düz mü olduğunu anlayamıyordum.
Bedenimi çevirip gözümü açtım, ters tutuyor muşum elimdeki donu da nasıl giydireceğimi kontrol ettikten sonra gözlerimi tekrar bağladım.
Kollarını koluna geçirdim, kopçasını bağladım. Onu uzandırdım. Gelelim en zor yere donunun lastik kısmını bulmak için belinin aşağısına dokundum "bab-a... Yama" bu kızın tek bir dediğini anlamıyordum.
Ona her dokunduğum da babasını sayıklıyordu, arada da annesini. Hadi annesini sevse anlayacam, lakin piç babasını nasıl seviyor onu anlamıyordum? Zeyno babasının nasıl bir insan olduğunu bilmiyor mu?
Belki biliyordur da umursamıyordur, bilmemezlikten geliyordur. Belki de... Bilmiyordur?
Donunun lastiğini tutup çıkartacağım zaman zeyno elimi tuttu "ana-nı" bu bana küfür mü etmek istedi yoksa ben mi yanlış anladım. "Ana-nı"
Biz burada hanım efendinin ateşini düşürelim, hastalanmasın diye iç çamaşırını değiştirelim ama o gelip bana küfretsin.
Donunu çıkarttım. Kuru ve temiz olanı giydirdim. "Ana-mı istiyem" gülümsedim. Bu kız 'anamı' demiş ben 'ananı' diye anlamışım.
Gözümdeki şalı çıkarttığım da sütyenin göğsünün tamamının üstüne koymamıştım, yarısı aşağıya sarkıyordu.
"Güzelim artık uyandığın da düzeltirsin, ben o kadarını yapamam" elim göğsüne değeceğini bildiğim için düzeltemezdim.
Dolaptan uzun geceliklerden birini alıp ona giydirdim. Yatağa uzandırdım. Üstünü örtmedim, ateşi hala biraz olduğu için örtmek istemedim.
Telefonum çalınca makyaj masasının üstünden alıp açtım.
"Ne oldu defne?"
"Ağam yemeği getirelim"
"Kemik çorbasını yapıp gönder başka birşeye gerek yok"
"Tamam ağam"
"Defne"
"Efendim ağam"
"Tuzu ve yağı az olsun, yanına da limon dilimi koyup getir"
"Tamam ağam"
Telefonu kapattım.
Aslında tüm bu yaptıklarımı defne de yapardı ama zeyno'nun mahrem yerlerini kimsenin görmesini istemiyorum.
Şortumu ve boxerimi değiştirdim. Sürekli zeyno'nun ateşini kontrol ediyordum, temiz havluyla alnını, kolunu, bacağının üstünü ılık havluyla ateşini almaya çalışıyordum. Bir saat sonra defne tekrar beni aradı.
"Ağam hazırdır"
"Üst kata getir"
"Tamam ağam"
Odadan çıktım. Merdivenin başına geldiğim de defne elinde tepsiyle geliyordu. Merdivenin alt kısmında annem olan hanım ağa gelip bana baktı.
Defne yanıma gelince "ağam tuzluk getirdim, tuzunu sen ayarlarsın dedim" tepsiyi elinden aldım. Defne merdivenleri inerken hanım ağa'ya baktım.
Odaya girip zeyno'nun baş ucuna oturdum. Çorbayı tattım sıfır tuz vardı, tuz ekledim biraz, limon da ekleyip karıştırdım.
"Güzelim hadi kalk çorba içmen lazım" "iste-miyem" "güzelim içmen lazım... Hadi kalk" elimi sırtının altına koyup onu kaldırdım.
Hafif arkasına geçip başını sol göğsüme koydum. Kaseyi elime aldım. Sol elimle kaşığa çorbağı doldurup dudağına yaklaştırdım "güzelim ağzını aç" başını çevirdi.
Kaseyi sehpanın üstüne koydum, çenesinden tuttum "güzelim içmen lazım" ağzını açınca içirdim. Beşinci kaşığı da içirdiğim de "bese" (yeter) Kaşığı yerine koyup zeyno'yu uzandırdım.
Sabah'a kadar başında bekledim. Olurda tekrar ateşi çıkmaya başlarsa hemen önlemi alırım diye başında bekledim. Ateşini sürekli kontrol ediyordum. Ateşi düşmüştü ama onu böyle bırakıp uyuyamazdım.
Güneş daha yeni doğarken zeyno gözlerini açtı. "İyi misin güzelim?" Dediğim de gözleri beni buldu. Bomboş gözlerle bana bakıyordu.
"İyi misin?" Dediğim de başını salladı "iyiyem" dediğin de içim rahatlamıştı. Alnından öptüm "ağrın var mı?" "Yoğ... Sadece başım ağriye"
"Kahvlatını yapalım ağrı kesici içersin hiçbir şeyin kalmaz güzelim" dediğim de yine başını salladı.
Telefondan hizmetlilerin katını aradım.
"Odaya kahvaltı ve ağrı kesici getirin"
"Hemen ağam"
Telefonu kapattım.
Zeyno hala bana bakıyordu, ilk defa ne düşündüğünü anlamıyordum. Çok tuhaf ve ilk defa onda gördüğüm bakış vardı gözlerinde.
Odadan çıkıp kahvaltı tepsisiyle odaya girdiğim de zeyno ayağa kalkmış üstüne bakıyordu.
Tepsiyi sehpaya koydum. Ona dönüp "ben giydirdim..." Bana korkarak baktığın da "merak etme gözlerim kapalıydı, bir yerini görmedim. Sadece... Gel otur kahvlatını et"
Dediğim de küçük adımlarla yanıma geldi. Koltuğa oturduğun da bile bana korkarak bakıyordu. Başından öpüp yanına oturdum. Ekmeğin arasına peynir koyup ona uzattım.
Peynir'i sevdiğini dün gece anlamıştım. Ekmeğin arasına bile koyup yemişti.
Elimdeki peyniri çekinerek aldı. İlk ısırığı aldıktan sonra "sağ ol ağam" "devam et güzelim"
Telefonum çalınca arayana baktım Urfa'da ki ağların başı bapir ağa. Açtım.
"Buyur bapir ağa"
"Ğayırlı sabahlar yılmaz ağa"
"Derdini anlat bapir ağa"
"Bu akşam seni Urfa'da ağırlamağ isteriz"
"Tamam"
Deyip telefonu kapattım. Demir aradı. Açtım...
"Abi, kararın ne olacağını hepimiz de biliyoruz"
"Biliyorum"
"Hazırlığı yapalım mı?"
"Yap?"
"Tamam abi"
"Demir..."
"Efendim abi"
"Herkes herşeye hazırlıklı olsun... Küçük bir hata herkesin hayatına mal olabilir."