Ağaların Çıkarı

1328 Words
Akdağların zirvesinden kartallar, dağın eteklerine her indikleri zaman büyük olaylar meydana gelirdi. Dağ köylülerinin kartallara olan saygısı belki de bundandı. En son bir yıl önce, dağın eteklerinde görülmüşlerdi. O günlerde, Dağ Köyleri ve Ova Köyleri arasında büyük bir savaş patlak vermişti. Dağ Köyleri'nin başında Berfin’in dedesi Ahmedo vardı. Ahmedo, gözü pek, korkusuz bir cengaverdi. Ova Köyleri'nin başında ise Memo Ağa yer alıyordu. Memo Ağa, acımasız ve anlayışsız biriydi. Bu iki ağanın liderliğinde yapılan savaş, Ova Köyleri'nin zaferiyle sonuçlanmıştı. Ahmedo’nun üç oğlu bu savaşta hayatını kaybetmişti. En küçük oğlu Seyit Ali ise henüz bıyıkları bile terlememiş bir delikanlıydı. Çok istemesine rağmen, babası Ahmedo onu savaşa götürmemişti. Bu yüzden Seyit Ali, savaşın yıkımından etkilenmemişti. Ancak kurnazlığıyla bilinen Memo Ağa, Dağ Köylülerinin bu yenilgiyi kolayca kabullenmeyeceklerini biliyordu. Ahmedo’ya, Seyit Ali’yi rehin vermesi karşılığında savaşı sona erdireceğini, aksi takdirde tüm Dağ Köylülerini öldüreceğini söyledi. Ahmedo, bu teklifin ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Memo Ağa, bu hamleyle Dağ Köyleri'nin birleşmesini engelleyecekti. Ahmedo, üç oğlunu kaybetmenin verdiği acıyla artık baş edemiyordu. Ya son oğlunu rehin verecekti ya da bütün köylüleri uzun yıllar sürecek büyük acılarla baş başa kalacaktı. Bu yenilginin bedelini tüm köylülere ödetmek yerine, sadece bir kişinin çekmesi daha iyi olabilirdi. Ahmedo, "Beni al Memo, oğlumu ve köylülerimi rahat bırak," dedi. Memo Ağa ise öyle bir kahkaha attı ki, sesi at kişnemesini andırıyordu. "Oğullarını öldürüp seni neden sağ bıraktım sanıyorsun, Ahmedo? Her nefes aldığında bu acıyla yaşayasın, beni her hatırladığında öfken içini parçalasın ama bana ulaşamayasın diye," dedi. Ahmedo, Memo Ağa’nın kahkahaları arasında derin bir nefes aldı. Gözleri, Akdağların zirvelerine doğru kaydı. Oraların soğuk rüzgarları şimdi onun yüreğinde esiyordu. "Beni sağ bıraktın, ama ruhumu parçaladın," diye mırıldandı kendi kendine. Etrafında toplanmış köylüler, Ahmedo’nun bu kararı nasıl vereceğini merakla bekliyorlardı. Hepsi, Seyit Ali’nin rehin verilmesinin köyün kaderini değiştireceğini biliyordu, ama hiçbiri bu acıyı dillendiremiyordu. Ahmedo’nun kahyası, akıl hocası ve silah arkadaşı Miro, gözlerini Ahmedo’nun gözlerine dikti. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. İçindeki öfke, gözyaşlarını bastırıyordu. Ahmedo’ya doğru bir adım attı ve kararlı bir sesle, "Ağam, meraklanma. Biz ne badireler atlattık, bunu da atlatacağız. Ancak şimdi bize zaman kazandıracak bir fırsat kollamalıyız." Ahmedo, en sadık arkadaşının yüzüne bakarak sordu: "Bir planın mı var, Miro?" Miro’nun yüzünde bir gülümseme belirdi: "Elbette, ağam. Seyit Ali’yi veremeyiz; o sadece senin değil, tüm Dağ Köylerinin geleceğidir." Ahmedo derin bir nefes alarak, "Bilmez miyim sanırsın, Miro? Son oğlumu da şu gavur dölüne nasıl veririm? O, bununla bizim geleceğimizi yok etmek istiyor. Tüm Dağ Köylerini ağasız bırakıp kendi himayesine almak istiyor," dedi. Miro, düşüncelerini toparladıktan sonra konuştu: "Ağam, Seyit Ali bekâr. Onu evlendirelim. Doğacak ilk kız ya da erkek çocuğunu Memo’nun çocuklarıyla evlendirelim." Ahmedo, öfkeyle ayağa kalkarak Miro’nun üzerine yürüdü: "Ağzından çıkanı kulağın duyar mı, Miro? Düşmanla evlilik bizim töremizde utançtır, ölmek bundan evladır!" Miro sakince devam etti: "Ağam, tüm Dağ Köylerini umutsuz bırakmak daha ağır değil midir? Hem erkek olursa, Memo’nun kızını almış oluruz; böylece onların çocukları köyün ağalığında hak sahibi olacak. Belki köyler arasındaki düşmanlık da son bulur." Ahmedo, Miro’nun teklifini sindirmekte zorlanıyordu: "Bu utançla nasıl yaşarım, Miro? Ahmedo, canını kurtarmak için doğmamış torununu sattı dedirtmem." Miro, başını eğerek, "Diğer köy beylerine de soralım. Onların da fikrini alalım. Çoğunluk ne derse, ona uyacaksın, ağam. Bilirsin, törelerimiz hepimizin menfaati içindir. Herkesin bedel ödemesi gerekmez." Ahmedo, bu sözler üzerine yerinden kalkmak istediğinde neredeyse devrilecekti. Köy beylerinin çoğunluğu böyle bir karar alırsa artık yapabileceği bir şey kalmazdı. Bu, ağır bir hakaretti. Bu beylerin, ağaların ne kadar alçalabileceğini gösteriyordu. Ahmedo yıllarca bu köylülere iyi davranmış, onlara hakaret etmemiş, zulüm etmemişti. Ama şimdi, en çok ihtiyaç duyduğu anda, onu yüz üstü bırakıyorlardı. Hele Miro, onunla kaç defa kendini tehlikeye atmıştı. Bu teklifin ondan gelmesi, Ahmedo’nun kalbini sıkıştırdı. Köy beyleri hep birden Ahmedo’nun yanına geldiler. Başları önünde eğilmişti. Onların adına Miro konuştu: "Biz, tüm köy beyleri oy birliği ile Seyit Ali’nin doğacak ilk çocuğunu Memo Ağa’ya vermeye karar verdik." Ahmedo, önce Miro’nun, sonra diğer beylerin yüzüne bakarak, "Etmeyin ağalar, etmeyin beyler, bu utançla nasıl yaşarım?" dedi. Bir yandan kalbini tutuyor, bir yandan kalkmaya çalışıyordu. Kendini son bir kez zorlayarak ayağa kalktı. Beylerin gözlerinin içine bakarak, "Sizin için kendimi tehlikeye atmadım mı, sizin için elimden geleni yapmadım mı? Ben sizi hiç utandırdım mı? Şimdi siz bu acıyı bana neden yaşatıyorsunuz?" dedi. Kalender Bey, Ahmedo’nun sözünü keserek, "Yeter, Ahmedo! Çok yorulduk, çok kayıp verdik. Artık barış içinde yaşamak istiyoruz. Rahat bir nefes almak istiyoruz. Bir kişinin vereceği bedeli neden bütün Dağ Köylerine yaşatmak istersin? Zira biz kararımızı verdik," dedi. Ahmedo’nun sesi bulanıklaştı, gözleri karardı ve yere yığıldı. "Siz Memo’nun size iyi davranacağını mı sanırsınız? Onun bu kadarıyla yetineceğini mi sanırsınız? Bu kararı vermenin pişmanlığıyla ömür boyunca yanıp kavrulursunuz. Bu utanç sizin peşinizi bırakmaz," diye fısıldadı. O sırada Memo’nun büyük oğlu Serhado, göğsünü kabarta kabarta beylerin konuştuğu alana geldi. "Babam Memo Ağa’nın size verdiği süre doldu. Artık kararınızı verin," dedi. Miro, diğer beylerin adına konuşarak, "Biz kararımızı verdik," dedi. İki bey, Ahmedo’yu kolundan tutup kaldırdılar. İkisi, Ahmedo’yu sürükleye sürükleye götürüyordu. Önde Miro ve Kalender, en önde de Memo’nun büyük oğlu Serhado vardı. Memo’nun çadırının önüne geldiklerinde Serhado, "Bekleyin siz hele, bey babam müsait olup olmadığına bakacağım," dedi, omzunun üstünden bir bakış fırlatarak. Memo, Ova Köylerinin beyleri arasında neşeli görünüyordu. Dağ Köylülerinin geldiğini gördüğü halde onlarla ilgilenmedi. Seslenseydi, Memo’nun sesi duyulabilirdi. Ama Memo onlara acıyarak baktı ve kendi beyleriyle konuşmaya devam etti. Belli bir süre onları ayakta bekletti; iyice yorulup daha perişan görünmelerini istiyordu. Bu sırada hizmetçileri yan taraftaki geniş bir çadırda yemek hazırlıyordu. Dağ Köylüleri bir ara bu yemeğin kendileri için olduğunu sandılar, ama Memo onların yanından kendi beyleriyle geçerken ne davet etti ne de konuştu ne de yüzlerine baktı. Onlar yokmuş gibi davranıyordu. Zaman uzadıkça uzadı, arada bir Dağ Köylülerine bakıp eğlendiler. Taze et kokusu etrafı sarmış, bardaklardaki soğuk ayranlar bıyıkların üstünden akıyordu. Dağ Köylerinin beyleri iyice huzursuzlanmıştı. Bir ara vazgeçmek istediler, ama kimse bunu söylemeye cesaret edemedi. Bazı beyler, Miro ve Kalender’in dolduruşuna gelmişti. Şimdiden vicdan azabı çekiyorlardı, ancak iş işten geçmiş ve ortak bir karar alınmıştı. Ahmedo, daha fazla ayakta duramayarak yere yığıldı. Ne kimsenin yüzüne bakıyor ne de tek bir kelime edebiliyordu. Ahmedo’nun yığıldığını gören Memo ve Ova Köylerinin beyleri, gülmekten yerlere yıkıldılar. Memo, istediğini elde etmiş olacak ki saatlerdir onu bekleyen beylerin yanına doğru hareketlendi. Diğer beyler de Memo’nun etrafında dizilmişti. Memo hala attığı kahkahaların etkisindeydi. Konuşurken çenesini tutuyor, ara ara yine kahkaha atıyordu. Gülmekten konuşmakta zorlanıyordu. Memo, göğsünü kabartarak, "Ağalar, karar verdiniz mi?" diye sordu. Miro, başını önüne eğerek, ellerini göbeğinin altında bağlamış bir şekilde "Evet," dedi. Memo, alaycı bir tonda, "Ne oldu, sesiniz mi kısıldı, duyamadım?" dedi. Miro bu sefer daha yüksek bir sesle, aynı pozisyonda, "Evet, ağam, kararımızı verdik," dedi. Memo bir yandan sağa sola dizilen Beylerine baktı neşeli gururlu bir şekilde bir yandan da ellerini beline attı. “ Deyin hele neymiş kararınız?” Miro devam etti. “ Biz Ahmedo’nun tek oğlu olan Seyit Ali’nin doğmamış çocuklarını vereceğiz.” Memo bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Önce bir kahkaha attı durdu sonra yine bir kahkaha attı… Hem düşünüyor hem gözlerini kısıp duyduklarını tartıyordu. İçinden “ Beyler çok acımasızlar seninle işi bittikleri zaman hemen satabiliyorlar. Bu Bey takımına güvenmemek gerek.” diyordu. Sonra bir kahkaha daha patlattı. “ Birde bana acımasız derler. Siz benden de acımasız çıktınız. Nasıl olacak o iş?” dedi sonunda. “ Kalender bu sefer konuşmaya başladı: "Seyit Ali’nin doğacak ilk çocuğu senin istediğin biri ile evlendirilecek," dedi, başı önüne eğik, elleri önünde bağlı bir şekilde. Memo, alaycı bir ifadeyle, "Kız olursa en küçük oğlum Sait’e alırım. Erkek olursa kızım Merve ile evlendiririm. Olur mu beyler?" dedi. Hem Ova Beylerine hem de Dağ Beylerine bakarak konuştu. Her iki tarafın beyleri aynı anda "Tamam, ağam," dediler. Memo, sözünü bitirmedi ve devam etti: "Bitmedi daha. Ağalık, Ahmedo’nun ailesinde kalacak. Kız çocuğu da olsa, erkek çocuğu da olsa bizim konakta yaşayacaklar." Dağ Köylerinin beyleri mecburen bunu da kabul ettiler. Memo sadece savaşı kazanmakla kalmadı; Dağ Köylerinin liderliğini de ele geçirmişti. Bu şekilde ona karşı oluşabilecek herhangi bir ittifakın önüne geçiyordu. Hem kendi köyündeki yerini garantiye aldı hem de Dağ Köylerinin kontrolünü eline geçirdi. "Bu ne kârlı bir savaş," diye düşündü kendi kendine.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD