Hayat bazen size oyun oynar ve siz bunu fark etseniz bile durduramazsınız. İnsanların çoğu buna kader diyor ama ben çaresizlik demeyi tercih ediyorum. Zira kader fazla kabullenici ve itaatkar geliyor bana. Tabi ki kadere inanıyorum ama kaderin bize yapılan ve kimsesizliğimizden yararlanarak bize acı çektirilmesine engel olabilecek insanların susması için kullanılmasına karşıyım. Belki de kaderi farklı algıladığım için böyle düşünüyorumdur. Bana göre cinsiyetim, doğduğum aile, ülkem kaderdi ama yaşadıklarım kader olmaktan çok çaresizlikten başka bir şey değildi.
Sadece sakin ve mutlu bir hayat istedim, bir ailem olsun, beni sevsin, arkamda dursun. Bunların elimden alınmasına kader diyemem. Bu benim çaresizliğimdi, çünkü bana yaşadığım şeyleri reva görenler beni çaresiz bırakmışlardı. Ne kadar çığlık çığlığa acılarımı yaşasam da bu hayatta sesimi duymayarak beni çaresizliğe mahkum etmişlerdi. Şimdi bulunduğum durumda gene çaresizdim ve kader işte burada devreye girip karşıma yeni bir yol açmıştı.
Saniye hala bana evlenmek ister misin diye sorduğunda seçimi bana bırakarak odasına gittiğinde kafamdaki sorularla tüm gece sobanın başında kalmıştım. Dışarıda kar tüm gece durmadı ve o beyaz örtü yok olan hayatıma tezat bana huzur verse de içimdeki kaosu durduramadı. Kim diye sormadım, Saniye hala da söylemedi. Sadece düşün taşın bana haber ver dediğinde aklıma kimin beni bu halimle isteyecek kadar çaresiz olduğunu düşündüm.
Doğru ya kim karnında bir haydutun bebeğini taşıyan kirli bir kızı isterdi ki? Ya da kim anasının babasının bile kabul etmediği kirli bir kadını kabul edecek kadar çaresiz olabilirdi? Kafamda cevapsız sorular dışarıda lapa lapa yağan karla sabahı ettiğimde sobanın çıtırtısı sona ermiş oda hafiften soğumaya başlamıştı. Uyuşan bedenimi esnetip düşünmeyi bırakarak ayaklandım. Üzerime Saniye halanın verdiği kalın paltoyu giyip dışarı çıktım. Kapının yanındaki depoyu açıp içinden bir kaç odun ve ufak torbalara istiflenmiş kömürlerden birini alıp geri geldim.
Sobayı açıp önce odunları attım ve yanmalarını izledim. İyice korlaşan odunların üzerine kömürü attıktan sonra soğuğa aldırmadan üzerimdeki paltoyu çıkarıp mutfağa geçtim. Çaydanlığı elime alıp içini boşalttıktan sonra tekrar çay koyup yıkadım. Sonra salona dönüp sobanın üzerindeki sıcak su ile demledim ve çaydanlığı sobanın üzerine koydum. İşimi bitirip sofrayı kurmaya başladığımda gün aydınlanmıştı. Sofraya son dokunuşlarımı yaparken Saniye hala odasından çıktı ve bana gülümseyerek "Günaydın" dedi.
" Günaydın hala, sen işini hallet sofra birazdan hazır olur."
Saniye hala ufak bir tebessüm ile sobanın üzerinden sıcak su alıp gitti. Çok geçmeden namazını kılmış, işlerini bitirmiş olarak sofraya gelip oturdu. Yemeğimizi yemeye başladığımızda Saniye halanın kaçamak bakışlarını fark ettim. Benden bir cevap ya da kafamda sorduğum soruları merak ediyordu. Çayımdan bir yudum alıp hafifçe öksürerek boğazımı temizledim.
" Şey hala benimle evlenmek isteyen adam durumumu biliyor mu?"
Saniye hala elindeki bardağı dudaklarına götürürken başını aşağı yukarı sallayarak beni onayladı. Onun onaylaması ile aklımdaki soru dilime geldi.
" Benimle evlenmek isteyen kim ve neden ben?"
Saniye hala derin bir iç çekip elindeki bardağı sofraya bıraktı ve bana gülümseyerek baktı.
" Tanırsın aslında, Çolak Kemal."
Kemal, eski koruculardan , elini bir saldırıda kaybeden Kemal, dul Kemal abi. Kemal abi ile ilgili aklıma dolan bilgiler ile duraksadım. Bir iki defa görmüştüm Kemal abiyi, çok insan içine çıkan biri değildi. Hatta elini de karısını da kaybettiği zamanı hatırlıyordum. Ağa babam hüzünle bahsetmişti ondan, kadersiz demişti yanılmıyorsam. Kemal abi benden 8 yaş büyük, eskiden askere yardım eden bir korucuymuş. Evlenmiş ve bir de çocuğu vardı ama kader burada devreye girmişti bence. Karısı bebek doğduktan altı ay, Kemal abi elini kaybettikten üç ay sonra ölmüştü.
Kemal abinin bir teyzesi dışında kimsesi yoktu. Karısı hakkında bir şey bilmesem de çocuğuna tek başına baktığını duyardım. Hatta ben kaçırılmadan önce tarlada çalışan kızlar dedikodusunu yaparlardı. Köyün dışında bir evi ve köyün öte ucunda bir tarlası varmış, sırtına bebeğini bağlar tarlaya gidermiş. Eli olsa varacak kız çok derlerdi ama insanlar için bir kusurdu vatan uğruna kaybettiği eli. Ben düşüncelerime daldığımda halamın sesi beni kendime getirdi.
" Kemal, sen geldiğinde bana yardım etmişti yani seni biliyor. Durumundan haberdardı ve ben dedim evlenir misin diye. O da çok zor durumda, elinde bakıma muhtaç bir bebe ile bir başına kaldı. Benden kocalık beklemezse olur dedi. Ne dersin?"
Kocalık, koca olmak aynı yatağa girmek miydi sadece. Ondan koca olarak ne beklemememi istiyordu acaba? Bakışlarım yere inerken derin bir nefes çektim içime, tüm gece düşünmüştüm başka bir yol var mı diye. Ama halimi düşününce hele de gece yaşadıklarım aklıma gelince başka bir yol olmadığını daha iyi anlıyordum. Üstelik benden kocalık beklemesin demişti yani koynuna almak istemiyordu beni. Böyle düşününce olurdu aslında, o evine ve çocuğuna bakacak birini bulmuşken ben başımı sokacak güvenli bir eve sahip olacaktım.
" Kızım, Kemal bir başına hem çocuğa hem de eve yetişemiyor. Onun için evle ve çocukla ilgilenecek güvenilir biri lazım. Ben seni küçükten beri tanırım, az anandan kaçıp bana gelmedin. Kalbin temiz bilirim, Kemal de kalbi temiz bahtsız bir adam birbirinize yoldaş olursunuz. Kemal'in anası ahiretliğimdi, namuslu vefalı bir gençtir. Rızan dışında elini eline değirmez, sen de bebesine de evine de sahip çıkacak iyi bir kızsın. Ha kızım ne diyorsun?"
Başımı eğdim, dudağıma ufak ve kırık bir tebessüm yerleşti. Acizlik işte buydu, bana reva görülen çocukluğumu yaşamadan ırgat, gençliğimi yaşamadan avrat olmaktı.
"Tamam hala evlenirim."
Saniye halanın rahat bir nefes verdiğini duyduğumda gözümden benden izinsiz bir yaş düştü. Kızamadım ona, bana can verenler kapılarını kapatırken kapısını açmıştı ama o da bir yere kadar. Rahatlayacaktı elbet karnında haydut tohumu taşıyan bir kız yalnız bir kadın için sadece belaydı.