Yanında Olmayanın Varlığına Sığınmak||

2186 Words
“Mutfağımızın komutanı Dilan hanım, kızları Havin ve Songül.” Dizdar hanım elini Dilan hanımın sırtına koyarak güven ve gurur duyduğunu belirttiği gülümsemesi ile tanıtmış. Daha sonra yanımda duran Havin' i ve daha sonra tezgaha sırtını dayamış kardeşine neredeyse hiç benzemeyen Songül' ü göstermişti. Gözleri kısık kızın enerjisi de Havin ile farklıydı anlaşılan. Hepsine teker teker bakarak “Memnun oldum. Benim adım da Hazal” dedim sertliğini kaybeden sesimin içe dönük tonuyla konuştuğumda. Bana sırasıyla birkaç soru sormuşlar ve ben de Dizdar hanıma anlattıklarımı tekrar etmiştim. Ağzımdan çıkan her kelimeyi cımbızla seçiyor Kübra' nın bana anlattıklarını aklımda süzgeçten geçirip cevap veriyordum. Sonuç olarak kimsesiz, yalnız, okumak için kalacak ve çalışacak güvenli bir yer arayan zavallı bir kızdım. Sorulara cevap verirken Dilan hanımın Mardin' e has yemeklerden birini önüme koymasıyla mahçup oldum ve teşekkür ederek iyice yerime sindim. “Ye kızım sabah sabah yoldan gelmişsin açsındır.” Hepsi bana öyle bakıyordu ki sanki içimi görmek ister gibi gözleriyle bütün yüzümü inceliyor her hareketimi takip ediyorlardı. Önüm de bekleyen yemeğe daha fazla ihanet etmeden bir kaşık aldım. Şuan onların bakışları benim minik borazanımdan önemli değildi iki gündür doğru dürüst yemek yememiştim. “Maşallah kızım sen ne kadar güzelsin. Görenin bir daha bakacağı baktıkça bıkmayacağı parıldayan ışıldayan bir altın gibisin.” Dilan hanımın iltifatları ile yediğim lokmalar boğazım da zor geçmişti. Bana değen her gözün içinde bunu destekleyen parıltıları görünce utanmanın nirvanasına çıkmıştım. Sadece Songül' ün gözlerinde alışık olduğum ve tanıdığım kıskançlık parıltılarını görüyordum. Yemek ve soru faslı bittiği gibi iki kız kardeş bana konağı gezdirmeye başlamıştı . Ne zaman temizlik yapıldığını nasıl yapıldığını hangi gün kiler ve mutfak ile ilgileneceğini kimlerin hizmetini yapabileceğimi nereye girip giremeyeceğimi hepsinj anlatmış durmuşlardı. Çalışma odası ve evin bekar üç oğlu evde olduğunda odalarına girmemem konusunda uyarılmıştım. Genellikle anneleri yada Dilan hanım hizmetlerin de bulunuyorlarmış. Ama bunlar dışında yemek ve diğer istekler için gidebilirmişim. Burası Mardin' di kültürü ve bakış açıları batıdan oldukça farklıydı. Evin kuzey kanadında büyük misafir odaları avluya bakan kısımda ise diğer odalar bulunmaktaydı. Üç katlı konağın en üst katında evin büyük oğlunun yatak odasını buluyordu. Havin ve Songül dediğine göreinsanlar arasında yakın zamanda amcasının kızı ile evleneceği konuşuluyordu. Ama bu çatı altında hiçbir zaman böyle bir konu ne açılmış ne de konuşulmuştu. Ciwan' ın evin büyük oğlu olduğunu öğrendiğimde sabahki kaza ve tartışmamız gözlerim önünde cereyan etti. Asabi ve sinirli bir adamdı ama en çok hadisizdi. Kalp kırmak üzerine eğitim almış gibiydi. Bir kadın nasıl sevebilirdi ki böyle bir adamı? Yeniden alevlenen öfkem ile indiğimiz merdivenleri döverek inmem kızların dikkatini çekmiş ve soru soran bakışlarıyla abluka altına alınmıştım. Ne bu öfke dercesine bakışlarını ayağımda ki terliklerin içinde parmaklarımın kaymasına sinir oluşumla geçiştirdim. Havin üst kattaki oturma alanlarını Songül ise aşağı katta bulunan salon ve banyoları temizleyeceği için ikisine de sırasıyla uğramış bir şeyler öğrenmiştim. Her köşeyi didik didik temizlenmiş yerleştirilmişti. İşin bir ucunda tutmak istediğim her an çamaşır suyunun kokusuyla midem ağzıma geliyor parmak uçlarım içinde yanıyordu. Hayatım boyunca hiç temizlik yapmayan ben her gün elimi çamaşır suyuna sokmak için kaçmıştım özgürlüğüme bedel olarak. Son basamağı silmem ile ellerime baktım kıpkırmızı ve su toplayan parmak uçlarım canımı ne kadar yakmış olsa da bugünümü zalim bir adamın elinden kurtarmıştı. Newroz' dan bu eve ayak bastığım andan beri ne haber ne de bir ses duymamam korkularımı bertaraf etmişti. Umarım beni soruşturup durmamıştır. Çünkü köklü bir aile olan Haşimoğullarının kulağına varmaması imkansızdı. Tek duam şuan bulunmamaktı. Eğer bulunursam sadece ben değil bu konakta bana güvenen insanlar da zarar görecektir. Saatin nasıl geçtiğini fark edememiş yorgun bir vücudla mutfağa girmiş akşam için yemek yapmaya koyulmuştuk. Öğlen yemeğini hep birlikte yer sofrasında yemek hem çok güzel hem de ilk defa yediğim için çok heyecanlıydım. Sohbetler ve gülüşmelerin eksik olmadığı sıcak aile sofrasıydı. Herkesin yüzündeki mutluluğu görmüş bende hasret ve minnetle tebessüm etmiştim. “Hazal kızım sen biraz dinlen bugün baya çalıştın Songül yapar.” Dilan hanımın dinlenme teklifini kabul etmek istesem de Songül ün yüzünde ki isteksizliği görünce işimi yapabileceğimi fazla yorgun olmadığımı belirttim. Dilan hanım gerçekten mutfakta komutan gibiydi. Her birimize emirler yağdırıyor işimizi çabuk ve seri yapabilmemiz için direktif verip duruyordu. Kızları emredersiniz komutanım diyerek işlere koşuşturuyor ve kendi aralarında eğleniyorlardı. Sanırım Dilan hanım artık alışmıştı bu oyuna. Akşam ilk eve Halis ağa gelmiş peşi sıra aralarında bir yaş bulunan Baran ve Miran girmişti konağa. Havin' in anlattığı gibiydi gençler. Mutfak kapısı girişe görünmeyecek şekilde yapıldığı için beni görmemişlerdi onları da zaten merdiven başında görmüştüm. Yaramaz ikiz çocukları andıran gençler yirmi bir yaşlarında olmalarına rağmen birbirlerine sataşıp şakalar yaparak merdivenleri bir yere yetişmeye çalışır gibi hızlı ama düşe kalka çıkıyorlardı. Büyümeyen büyümek istemeyen gençlerin haylaz çocuklar gibi şen olmaları duygulanmama neden olmuştu. Aile olabilmeyi ve öyle kalabilmenin güç değil sevgi ile oluşuna şahit olmak duyduğum özlemi gün yüzüne çıkarmıştı. Bizi bize bırakmayanların kurbanı olarak yaşamaktansa el altında çalışmayı yeğlemiştim. Parmaklarımın acısına rağmen elimde tuttuğum tepsiyi yemek odasına götürmek için hareketlenirken avlunun ortasında onu gördüm. Az önce içimi ısıtan aile sevgisinin özlemin yerini hızla öfke ve tedirginlik aldı. Keskin gözlerinden bedenime hücum eden küçümseyici bakışlarını görmek içimde bilmediğim bir kırgınlığa yol açıyordu. Umurumda olmamalıydı ama kendime bu davranışı davranışları yediremiyor sabah ki tartışmanın kırgınlığını unutamıyor oluşum nice duygunun içimde çarpışmasına neden oluyordu. Öfkemi anlayabiliyordum ama diğer duygular bu adam için fazlaydı. “İstediğin iş gerçekten bu muydu?” Yine aynı ima dolu sözleri kulaklarım işitince bir ürperti vücudumdan ansızın uğrayıp geçti. Hakaretlerinin boyu artık ahlak sınırını çoktan aşmış edepsizliği ile övünür olmuştu. Tepsiyi tutmakta olan parmaklarımı ona istediğim cevapları veremiyor oluşumdan dolayı daha çok sıkarken parmak uçlarım nefesimi kesen keskin bir acıyla can buldu ama nefesimi kesen ıstırap onun bana sarf ettiği kelimelerdi. Karşılığını misli ile verecek cesaretim vardı ama el kapısında boynum büküktü. Dayanma gücüm hayallerim kadardı ama gururum yok olduğunda geriye kendime olan inancımdam bir dirhem kalmazdı. Çıkmaz sokağında sonundaydım sanki. “'Namusu ağzında sakız edenin namusundan ilk önce şüphe ederim.” Kendime hakim olamadan sarf ettiğim kelimeler beni bile şaşkına çevirmişti. Ona yönelik itham ettiğim her bir kelime de değişen suratı bundan sonra bu işin geri dönüşü olmadığını gösteriyordu. Sabah ki sinirli hali bu halinin yanında melek kalırdı. Gerisin geri mutfağa gidip bir köşede saklanmak istemem yanlış olmazdı umarım. Bu adamın bunlara sebep olacağını biliyor ona göre işe başlamadan önce kendimi dizginleştirmek için uğraşmıştım. Ama nafile. Sözlü saldırıda bulunmuşumun ardından bana gelecek herhangi bir karşılığı korku içinde bekliyordum. Aklıma gelen her senaryo kan ve şiddet içeriyordu. Ayaklarım hissettiğim korku ile bir kaç adım geri çekildi ve Ciwan' ın bana ne yapacağı konusundaki bilinmezlikle dudaklarımı ısırmaya başladım. Bakışları karanlığı öyle bir içine çekmişti ki orada beni rahatlıkla boğabileceğini düşünüyordum. Sinirliydi evet ama en çok dikkatimi çeken avına saldıracak olan bir aslan gibi gergin ve saldırgan hâliydi. Uzun boyunun verdiği heybeti insanı konuşmasa bile sindirecek kadar görkemliyken ağzımı açmam hangi akla sığardı. Çenesini yukarı doğru kaldırıp başını sağına doğru kırdı. Sabır... Korkudan gelecek herhangi bir darbeyi beklerlerken bu hareketiyle düşüncelerim yönünü değiştirmiş ve ben oracıkta kurumuştum. Yine bir tutam saçı yüzüne düşmüş iki kaşının arasında siyah bir hançer gibi yüreğimi yarıyordu. Kıstığı gözlerinin evrelediği kirpiklerin koyuluğu buradan bile gözükünce derin bir nefes aldım. Vesselam yakışıklı bir adamdı hem de bugüne kadar gördüğüm en yakışıklı adamlardandı ama diğer yandan toplam iki dakika görmeme rağmen hayatımda gördüğüm en saygısız ve ruhu çirkin adamdı. “Sabrımın sonuna gelirsem masum tanımam! Yerini bil!” Ağzından dökülen kelimeler ile sınırı aşmak üzere olmamdan daha çok adamın sesinde ki acımasızlık ruhumu kurutmuştu. Anca ben bu adamı sarsabilirdim elimden gelen bu olurdu. Ama o kolaylıkla yerimi bana bildirip hiçliğimi yüzüme rahatlıkla savurabilirdi. Patron pardon ağa oydu burada. Seri ve hızlı adımlarla sayamadığım saniyeler içerisinde hemen önümde bitince aldığım son nefesim ciğerlerim de parçalara ayrılarak boğazıma dizildi. Direk gözlerimin içine baktı ve sigara kokan ama hiç bir iğrenti hissetmediğim nefesini yüzüme akıttı. Korkudan çırpınmaya başlayan kalbimin pompaladığı kanın ritmini kulaklarımda duymanın verdiği telaşla elimde ki tepsiyi aramıza bariyer olarak çektim. Bu hareketime yine küçümseyici ve küstah bakışlarıyla baktı ve tepsiye yaslanıp keskin kısmını ikimizin de canını acıtacak kadar bastırdı. “Annemi iyi kandırmışsın ama beni kandıramazsın kızım. Kim olduğunu neden burada oluğunu öğrendiğim de kaçacak delik ara!” Korkunun tadı rengi veya görüntüsü var mıydı? Vardı. Ağızda bıraktığı tek tat kuraklıktı.Rengi yoktu,siyahtı ve görüntüsü Ciwan' dı. “Anlattığım her şey gerçek.” diye titreyen sesimle karşılık verdim. Alay edercesine yandan güldüğünde gözlerine varan tiksinmenin yüreğimi yakması normal miydi? Zira yabancı bir adamın böyle bir etkiyi üzerimde bırakabilmesi için bütün benliğimi alması gerekiyordu. Ama bu pislik adam benden hiç bir şey almamıştı ve ben de vermeyecektim. Sadece kırılan gururum vardı. Uzun süre gözlerime bir şeyler arıyormuşcasına bakmasının verdiği tedirginlik ile rahatsız olarak bir adım geri çekildim ve başımı dilime varmak üzere olan kelimeleri yutmak için eğdim. Beni gözlerimde değil de gerçekte arayıp durursa sonuçları ikimiz içinde hiç hayırlı olmazdı. Dilimi tutmalı ve ne derse desin yoluma bakıp yürümeliydim. Ben ne olduğumu kim olduğumu biliyordum. Bu bana yeterdi. Ciwan' nın yüzümü çekmeme rağmen hala tepemde dikilmesine anlam vermeyerek hızla merdivenlere yöneldim. Daha fazla kıskacında durup kendimi hiçliğe adayamazdım. Üzgün, mutsuz ve kalbi kırık bir kızın göz yaşlarını da görmesini istemiyordum. Ama bu yemek odasına varana kadar geçerliydi çünkü Halis ağa çoktan gelmiş sofranın başında oturmuştu. Elinde tesbihi dilinde salavat Songül' ün hazırladığı yer sofrasına arada bakıyor yine kendi haline dönüyordu. Güçlü bir adam, ağa ve baba profiline uyan yaşlı adamın karşısına bir anda çıkmak hetecanlamama ve vücudumun neredeyse bir uzvu haline gelen tedirginliğime açık davetiye olmuştu. Az önce yaşadığım olaylar yetmemiş gibi. Dizdar hanımın arkamdan “Kızım geç içeri çekinme o seni kızı gibi görür.” diyene kadar kapıda ne kadar beklediğimi anlamamıştım. Soğutmadan tepsiyi Songül' e vererek geri çekildim hemen odadan çıkmak istiyordum. “Hazal Halis ağanın elini öp.” Dizdar hanımın kimsenin duymayacağı şekilde konuşması uyarı anlamında oluşu o an için kızarmama neden oldu. Elbette teşekkür edip büyüğüm olduğu için elini öpmek isterdim lakin şuan sofra başında elinde tesbihle rahatsızlık vermek uygun görünmemişti gözüme. Ama aldığım uyarıyla Halis ağanın yanına gittim ve “Çok teşekkür ederim bana kapınızı açtığınız için. Allah razı olsun. ” dedim. Eline eğilerek öpüp başımın üstüne koydum. Yaşlı adam vakur tavrını koruyarak elindeki tesbihi sağ cebine koydu ve yüzüme baktı. Yüzümde bir şeyler arar hali sıcak ve samimiydi. “Sağ olası yavrum. Burası senin artık yuvandır sende bu konağın kızısın. Seni koruyup kollayacak ve gözetleyecek insanlar vardır bu evde. Güven için de yaşamını garanti ederim sana. Ta ki sen kendi isteğinle gitmeyi isteyene kadar. O zaman da sana desteğimizi eksik etmeyiz.” Bir baba evladına sevgi verir güven verirdi. Görevi koruyup kollamaktı. Evladının acısına ortak olur sırtlanırdı derdini. Benim babam böyleydi. Ve karşımda duran Halis ağanın da babam gibi davranıp bana güven vermesi sevgimi ve saygımı düşünmeksizin ona sunmama neden olmuştu. Babamdan çok uzakta bir adamın daha bana baba şefkati ile yaklaşması özlem duyduğum aile sıcaklığını bir nebze olsa da yaşatıyordu. Ayrıca bana vaad ettiği her sözün gerçekliğini yüreğimde hissetmenin verdiği huzura da şükrettim. “Bir ay çalışman için verdiğimiz süreyi sanma ki sen yapamazsan gidersin o süre bu evdeki işe alışman içindi. Ders çalışmaya vakit bulamazsan sana şirkette başka bir iş buluruz kızım. Yine burada kalırsın tabi." Mahcup olmanın verdiği hisle boynum bükülüyor karşıma çıkan insanların bu kadar iyi olmasıyla onlara söylediğim yalanların birer birer ilmek olup boğazımı ve ruhumu sıkıyordu . Bana inanan güvenen evinin bir odasını veren ekmeğini bölüşen kapısını açan bu aileyi yalanlarımla aldatmak vicdanımı rahatsız etti Halis ağanın gözlerine bakarken özellikle. Konuşmaya başlayan vicdanımı arkama saklayarak kısa mahçup ve utangaç bir teşekkür kelimesi daha çıktı yalan bulaşan dudaklarımdan. Gerisin geri mutfağın yolunu tutmuş kadınlar için hazırlanması gereken sofrayı kurmakla görevli Havin' e yardıma gidiyordum. Daha doğrusu kaçıyordum kendimden yalanlarımdan. Halis ağanın ve Dizdar hanımın yüzüne daha fazla bakmadan kaçmıştım. Evet onları kandırıyor veya aldatıyordum ama bunu kendim için olduğu kadar onların iyiliği içinde yapıyordum. Burası Mardin' di aşiretin hüküm sürdüğü kana kan diyenlerin namusun kırmızı çizgi olduğu toprağın bedelini canlarıyla ödeyen insanların yeriydi. Burada eskiden beri sözü keskin ve gerçek olan yegane şey kandı. Husumetli olsun olmasın ya belinde yada arabasının torbidosun da kendini koruduğu veya can alacağı alet kendi yerini hala bu devirde koruyordu. Yaşlıların ve ileri gelen ağaları kan akmasın diye verdikleri hükümler bir yere kadar çare olsa da başka hayatların kanlarını hesapsız kitapsız her gün döküyorlardı. En çokta bir genç kızların hayallerini ve hayatalrını Alt kattaki mutfağın önünde bekleyen adamı son anda fark etmekle neredeyse geç kalacaktım ki adam beni fark etmiş ve sola doğru seri bir hareketle geçmişti. O kadar dalgın yürüyordum ki merdivenden düşmemiş yada bir duvara çarpmadığıma dua etmeliydim. Takım elbisesi içinde duran adam Ciwan' a yapı olarak benzese de ondan biraz kısa ve kiloluydu. Kapıda bekleyen adamlardan da değildi. Gülümsemesi dudaklarında yerini alınca“Öncelikle hayırlı olsun yeni başlamışsınız.” dedi düzgün Türkçesi ile. Başımla sadece onaylayabildim daha önce görmediğim adamı. “Benim adım Çeko ben de burada çalışıyorum.” Adamın tipine bakınca konuşkan bir tipe benzemediğini görüyordum ama yüzüne yerleştiği gülümseme ve keskin bakışları ile başka bir tavrın içinde oluşunu hissetmekle beynimde soru işaretleri yerini aldı. “Benim de Hazal.” İsmimi söyleme nezaketini anca bulabildiğim gibi kendimi mutfağa attım Çeko' nun daha fazla konuşmasına fırsat veremeden. Ne iş yaptığını sormak geçse de aklımdan bunu Havin' den de öğrenebileceğim için daha fazla yüz göz olmayı göze alamadım. Keskin inceleyen bakışları rahatsız etmişti beni.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD