4

2286 Words
Yazarın Anlatımıyla "Sen" "Sen" Diye birbirlerini tekrarlayan Serçe ve Çağrı'nın şaşkın halleri ve içinde bulundukları durum çok tatlıydı.Bir ay önce yine bu şekilde tanışmışlardı. Gerçi o zaman Serçe'nin ayağı ezilmemeişti.Serçe yaşadığı şaşkınlıktan acısını da unutmuştu taki koluna çarpan kişi yüzünden sendeleyene kadar. "Ahh ayağım" diye inlemişti onun sesiyle yaptığı hatanın farkına vardı Çağrı ve hemen Serçe'nin kolunu tutup onu dükkanın kenarıda duran iskembelerden birine oturttu. Kızın kızarmış ayağını görünce içinden kendine sövmeye başladı. Hemen Serkan'ın olduğu tarafa dönüp konuştu. "Serkan bir su alsana birde buz bulabilir misin? " dediğinde Serkan onu onaylayıp yanlarından uzaklaştı. Serkan uzaklaşınca dikkati tekrar acıyla yüzü buruşmuş Serçe'ye kaydı. Serçe ise ayağının sızısına mı? Yoksa onu sinir ettiği yetmez gibi birde ezen adama mı? Sinirlensin bilemedi. "Bana yürüme dersi al diyordunuz. O zamanda dedim sizin bu derse daha çok ihtiyacınız var ayağımı ezdiniz" derken Çağrı'nın dudağı yukarı kıvrıldı.Serçe'nin yüzünün acıyla buruştuğunu görünce cevap veremedi. "Burda ne işiniz var. Yoksa benimi takip ediyorsun" dediğinde Serkan gelmişti. Su ve buzu Çağrı'nın eline doğru uzatınca Çağrı önce suyu alıp Serçe'ye uzattı sonra buzu alıp cebinden çıkardığı kız kardeşi için aldığı fulara sarıp Serçe'nin ayağına kompres yapmaya başladı. "Sence ordan bakınca takıntılı bir manyağa mı? Benziyorum anlamadım ki" dediğinde Serçe acısına rağmen güldü. "Takıntı kısmı hariç neden olmasın" dediğinde bu defa Çağrı güldü. Zavallı Sekan ise konuşulanları izliyor ve bir anlam çıkarmya çalışıyordu. "Çok komiksin ama seni takip etmiyordum ben burda çalışıyorum. Senin burda ne işin var" dediğinde Serçe omuz silkti. "Size ne " dediğinde Çağrı kaşlarını çattı. "Hayır burdaki hastanelerde çalışıyorsan haberimiz olsun da o tarafa yolumuz düşmesin" dediğinde Serçe gözlerini devirdi. "Merak etme benim olduğum yere yolun düşmez rahat olabilirsin" bu cümle ile ikilinin arasına Serkan girdi. "Merhaba sizi bölüyorum ama ben Serkan" dedi ve elini Serçe'ya uzattı. "Merhaba Serçe bende memnun oldum" dediğinde tebessüm etti. Serçe daha fazla burda kalmak istemediği için ayağa kalkınca Çağrı'da kalktı. "Nereye" dediğinde içinden neden böyle gereksiz bir soru surduğunu anlamamıştı. "Sizi ne bundan acaba" diye derin bir nefes çekti içine Serçe. "Tersleme hemen kızım ayağın ağrıyor nereye gideceksen biz bırakalım diyecektim" dediğinde Serkan da onaylamıştı arkadaşını. "Gerek yok arkadaşım beni almaya gelicek" dediğinde Çağrı tek kaşı havada konuştu alaylı şekilde. "Arkadaşın. Demek anne baban dışında sana katlanan oluyor yani buna şaşırdım" bu kelimeler canını yakmıştı Serçe'nin anne, babası bile ona katlanamıyordu demek ki sorun ondaydı kendine ilk defa bunu söyledi sana anne ve baban bile katlanamadı baban seni asla sevmedi diğer insanlar neden katlansın neden sevsin. Yüz ifadesi darma duman olan Serçe'nin gözleri dolu, dolu olunca Çağrı yaptığı hatanın farkına varmıştı ama çok geç kalmıştı. "Haklısınız biliyormusunuz. Ama bir yanlışınız var bana anne, babam bile katlanmadı. Bu yüzden hep yanlız kalmaya mahküm oldum. Galiba hepte öyle olacak" dedi va ayağa kalkıp aksayarak yürüyüp gitti. Arkasında pişmanlık dolu bir adam bıraktığından habersiz. Çağrı'nın Anlatımıyla Giden kızın arkasından pişmalıkla bakmam beni ne yazık ki yaptığım hatadan dolayı günahsız kılmıyordu. Omuzuma inen yumrukla Serçe'nin gittiği yerden çektim bakışlarımı. Yumruk yediğim tarafa bakınca karşımda sinirli bir Serkan beklemiyordu. "Bu yaptığın da neydi. Kızın gözleri yaş doldu. Belki yetimdi, belkide terk edilmiş yada sevgisiz büyümüş nasıl öyle bir cümle kurarsın" dediğinde tek kelime etmedim ne dese haklıydı. "Hadi karakola dönelim keyfim kalmadı" dediğimde Serkan sen adam olmazsın bakışı atarken ben omuz silkip tam adım atıcakken yerde gözüme çarpan parlak zincir ile eğilip aldım yerden bu bir kolyeydi. Altın kolye ve ben bunun kime ait olduğunu biliyordum. Bu doktora yani Serçe'ye aitti. Peki ben nerden biliyorum tabiki adının yazılı olduğu kolye ucundan. Kolyeyi Serkan'a belli etmeden cebime koyup Serkan'ın peşine takıldım. Arabaya gelince kendimizi içine attık burası çok sıcaktı. Arabaya binip karakola gelince izin günlerinin tadını çılarmak için kendi evimize geçip dinlenmek istedik ama öncesinden Mert'e rapor verip günün olaylarını anlatıp Mert'in kafasının şişmesine sebep olduktan sonra artık bizden iyisi yoktu. Benim içim hiç rahat değildi ama bir daha görmeyeceğim biri için bu kadar dert etmek te bana göre değildi. Kafamı yastığa koyup yeniden kendimi sevdiğim uykuya teslim etmişti. Bir hafta sonra Serçe'nin Anlatımıyla Gözlerimi kulağımda yankılanan alarmın sesi ile açtığımda saat sabahın altısıydı. Bu sabah erken uyanmıştım çünkü bugün benim resmi ilk iş günümdü ayağımda iyi olmuştu artık çarşıda fasülye sırığının yüzünden yumuşak doku zedelenmesi yaşamıştım ve bir, iki gün başamamıştım. Karakola geldiğimde topalladığımı gören Mert abi ne olduğunu sorunca çarşıda öküz bastı demiştim sinirden. Çarşıda öküzün ne işi vardı dediğinde bu senin bildiğin dört ayaklı öküzlerden değil iki ayaklı öküz bastı dediğimde garibim ne diyor bu deli moduna girince olanları anlattım tabiki tüm detaylarıyle değil. Şimdi ise uyanmış banyoda ki işlerimi halletmiş ve güzelce giyinip kahvaltı yapıyordum. Dış bahçeden gelen marş sesleri askerlerin yine iştimada olduğunun göstergesiydi. Bu seslere de alışmıştım artık. Kahvaltım bitince soframı toplayıp yıkanması gerekenleri yıkayıp geri kalanları da yerine yerleştirip evden çıkmak için hareketlenince saate baktığımda sekize çeyrek vardı. Anahtarı ve çantamı alıp evden çıkmıştım bu birkaç gün içinde çalışma yerimi ve çalışma arkadaşlarımı görmeye ve tanımaya zaman ayırmıştım. Öğrendiğim kadarıyla şuan bir tim görevdeymiş ve onlar gelmeden her ihtimale karşı tıbbi malzeme stoklarımızı kontrol edip eksikleri tamamlamamız gerekiyordu bu yüzden bugün bulduğum ilk fırsatta sayım yapmam lazımdı. Koridoru geçip kendi odama gelince üzerime doktor önlüğümü giydiğimde bu günün güzel geçeceğini kendime tekrarlayıp durmuştum sonuçta bugün ilk iş günümdü. Gün boyu sayım ve dosyalar ile uğraşmıştık Fatih ile birlikte. Siz şimdi Fatih kim diyeceksiniz haklı olarak. Fatih hemşire kendisi Aydın'lı ve 3 yıldır burda görev yapıyormuş. Kibar ve sakin bir kişiliği var iyi anlaşacağımızı düşünüyorum yani umarım öyle olur. Genelde Maşallah dediğim üç günden fazla yaşamıyor. Yada o fasülye sırığının da dediği gibi bana katlana bilen kimse yok. O günün akşamı okadar çok ağlamıştım ki neden benim de normal bir ailem olmadı diye. Keşke babam Türkiye'nin sayılı zenginlerinden biri olmak yerine normal bir işçi olsaydı da tek derdimiz para sıkıntısı olsaydı. Bazen okulda arkadaşlarımın babalarına sarılmalarını görür ve çok özenirdim. Babam bana hiçbir zaman sarılmaz yada kızım demezdi. Ona göre ben onun hayatını mahveden işe yaramaz haşerenin tekiydim. Sanki ben ona annemi hamile bırak ve sonra onla evlenmek zorunda kal demişim gibi her şeyin suçunu bana atarlardı. Evet yanlış duymadınız babam annemle evlenmeden birlikte olmuş ve annem bana hamile kalınca dedem onları evlendiriyor ama babam ne annemi nede beni kesinlikle istemiyor. Hatta defalarca annem beni düşürsün diye dövüyor yada ilaç veriyor olmadına rağmen ben ölmedim. Bütün bunlara rağmen ben anneme sıkıca tutunuyorum daha yaşayacağım acılarım var der gibi. Annem beni severdi ama babamdan gizli. Çok zengin bir ailem vardı ama ben hizmetçilerin çocuklarının eski elbiseleri ile büyüdüm. Dedem ölmeden önce aslında çok mutluydum ama o öldükten sonra beni koruyacak ve sevecek kimse kalmadı. Peki kimden mi? Korayacak. Tabiki sevgili babam Cihat Şahin'den. Geçmiş zaman Elimde aşçımız Emine teyzenin bana doğum günümde bana pazardan aldığı bir bez bebek vardı. O benim hem ilk doğum günü hediyem hemde ilk oyuncağımdı. Gerçi babaannem onu sakladığım yerde bulunca yakmıştı ama o bebeğin benim için değeri yok olunca silinmedi. Elimde bebeğim çamaşır odasının olduğu odanın ortasındaki kolonların birinin arkasında saklanmış babamın beni bulmaması için dua ediyordum neden mi? Çünkü ben bugün izinsiz dolaptan elma alıp yedim ve bunu kuzenim olacak pislik görüp babam olacak adama yetiştirmişti. Yasak olan bir kuralı çiğnemiştim benim dolabı açıp yiyecek almam yasaktı ve bir cezayı hak etmiştim babama göre cezam belliydi 1 gün boyunca eskiden kazan dairesi olarak kullanılan şimdilerde depo olarak kullandıkları yerde kalmamdı. Kolunun arkasına sinebildiğim kadar sinip onun beni görmemesi için çaba sarf ederken diğer yandan bebeğimi göğsüme bastırıp ondan güç almaya çalışıyordum. Büyük ihtimalle babam benim peşime düşmeden önce anneme bana engel olmadığı için ceza vermiştir. Birden koluma yapışan set parmaklar ile sindiğim kolonun dibinden çekilmem bir olmuştu. "Seni küçük şeytan benden kaçabileceği mi? düşünüyorsun" dediğinde neredeyse nefesim kesilecekti korkudan. "Özür dilerim Baba çok acıkmıştım" dediğimde tiksinerek bakmıştı yüzüme sanki kızına değil de bir pisliğe bakıyormuş gibi. "Acıktın demek" dedi ve yanağıma sert bir tokat attı. Ve konuşmaya devam etti. "Sen bu evin hiçbir şeyine layık değilsin. Bu evin çöpü bile senden daha değerli. Sen ve o annen olacak kadın hayatımı hakettiniz" sıkılan boğazım ve alamadığım nefesler yüzünden çırpınırken onun hiç acıması yoktu. "Ba-baba ya-yapma" nefretin en koyu tonu vardı gözlerinde. Halbuki ben suçsuzdum benim bir suçum yoktu. "Bana baba deme seni mikrop. Eğer babam olmasaydı senin çoktan sonunu getirmiştim" haklıydı eğer hala nefes aloyorsam tek sebebi dedemdi. "Şimdi sana hak ettiğin cezayı verelim değilmi" kolumdan çekiştirip merdivenlerden aşağıya doğru sürüklediğinde basamaklara değen dizlerim sızım, sızım sızlıyordu. Son kapıya geldiğimizde beni bir çöp gibi içeri attığında diz kapaklarım sürtünmenin etkisiyle yarılmıştı. Ağlamamda bununla birlikte şiddetlenmişti. Hem canımın acısı hemde bulunduğum ortamın karanlığı beni ele geçirmişt Ordan çok korlardım karanlık ve kötü kokardı. Ben karanlıktan çok korkar ve nefret ederdim. Üstelik orda çok böcek ve fare olurdu. Bu yaşıma rağmen hala gördüğüm en ufak haşereden korkardım ama beni saatlerce dövseler sesim çıkmadı. Bunlar ve daha fazlası sevgili babacığımın hatırası olarak beynime kazınmış durumda. Birgün unuturmuyum hiç sanmıyorum. Ama diğer yandan babam sayesinde hayata çok erken başladığım için okadar da zorlanmıyorum artık. "Doktor hanım" beni daldığım geçmişin karanlığından çekip çıkaran kapıyı çalan askerin sesi oldu. "Buyrun birşeymi istemiştimiz? dediğimde onayladı. " Binbaşı sizi çağırıyor" dediğinde onu onaylayıp ayağa kalktım ve Mert abimin odasına doğru yürümeye başladım. Yürüdüğüm koridorlarda yankılanan topuklu ayakkabımın sesi tıpkı bir melodi gibiydi. Mert abinin kapısa gelince üstümü başımı kontrol ettim önce sonuçta o burda en rütbeli kişiydi ve bende burada görevliydim.Kapıyı tıklattığımda diğer taraftan onun sert sesini duydum. "Gel" dediğinde yavaşça kapıyı açıp içeri girdiğimde masasında oturmuş hararetle telefonla konuşuyordu.Gergin bir ifade ile bana oturmam için eliyle koltuğu işaret edince geçip oturdum. Konuşmalarından anladığım kadarıyla görevde olan tim sıcak temasa geçmiş. Bu yüzden Mert abinin bukadar gergin olduğunu anlamıştım. Telefonla konuşması bitince elindeki telefonu sert bir şekilde masaya bırakınca irkildim. Ellerini saçlarından geçirdi önce sonra çenesini sıvazladı. Bakışları beni bulunca ifadesini yumuşak tutmaya çalışarak konuştu. "Hoş geldin Serçe ama hiç iyi haberler yok" dediğinde bende ifademi düz tutmaya çalışıtım çünkü korkmuştum. "Hoş buldum abi de ne oldu" dediğimde derin bir nefes aldı. "Görevde olan Şahin timinden haber geldi teröristler ile sıcak temasa geçmişler çatışma bitmiş. Şükür şehidimiz yok ama yaralımız var. Helikopterler onları almak için gittiler ama ne zaman burda olacakları belli değil ağır yaralımız yok. Sen hazırlıklı ol yiğitlerim gelince hızla tedavilerini yaparsın" dedi. "Merak etme abi ben bütün hazırlıkları yaparım. Rabbim yarfımcıları olsun inşallah" dediğimde oda kafasını ağırca salladı. "Amin inşallah kardeşim. Sen şimdi istersen biraz dinlen bu gece biraz uzun olacak" dediğinde tebessüm ettim. "Sorun değil abi ben alışkınım. Ben gideyim eksik bişeyler varmı kontrol edeyim" dediğimde onaylayınca ordan ayrıldım ve revire gittim. Hazırlıklarımı son bir defa daha kontrol edip Fatih'i dinlenmesi için gönderdim ve bende kayıt defterini doldurmaya başladım. Diğer yandan dua ediyordum askerlerimiz için. Yazarın anlatımıyla Çağrı çıktığı çarşı izninin ertesi günü gelen görev emri ile timiyle birlikte harekete geçmişlerdi. Yaklaşık bir haftadır Suriye sınırındaki dağlık bölgede iha'ların tespit ettiği bölgelerde faliyet gösteriyorlardı. Kaç gündür yorgun oldukları için biraz zorlanmışlardı. Biraz mola verip dinlenmek için durdukları kayalıkların eteklerinde azda olsa gölgede serinlemek içim kendilerine zaman tanıdılar. Bir gurup dinlenirken diğerleri gözcülük yapıyordu. Sakin bekleyişlerini bozan gözcülerden Arda ve Deniz'in sesleri oldu. "Komutanım saat 3 yönünde hareketlilik var" dediğinde bütün tim hemen toparlanıp savunma konumuna geçtiler. Çağrı aldığı dürbün ile söylenen yere baktığında yaklaşık 30 kişil bir gurup olduğunu gördü. Panik yapmadan soğuk kanlılık ile askerlerine döndü. "Bunlar peşlerinde olduğumuz gurup şimdi hepiniz siper alın ve birbirinizi kollayın. Keskin nişancilar gözlem yapsın hareketlilik olduğu zaman harekete geçiyoruz Allah yardımcımız olsun" dediğinde askerler alçak sesle emredersiniz komutanım deyip herkes kendine bir siper belirleyip beklemeye başladılar. Bu ne katıldıkları ne ilk nede son operasyon olacaktı. Keskin nişancılar ve Çağrı gurubu gözetlerken diğerleri de en ufak hareketlilik için tetikte emir bekliyorlardı. Gözlerinde en ufak bir korku yada endişenin emaresi yoktu. "Komutanım bir hareketlilik var" diyen kişi keskin nişancılardan Affan'dı. Çağrı dürbünle izlemeye başladığında içerden dışarı sürüklenerek birinin çıkartıldığını görünce kaşları çatıldı. Çünkü sürüklenerek getirilen kişinin üzerinde asker ünüfürmasının altı vardı. Buda bu kişinin bir asker olduğunun kanıtıydı. Açık alana çıkarılan adamın başına toplanmış bişeyler söylüyorlardı ama mesafe uzak olduğu için ne konuştukları duyulmuyordu. Tutsak olan askerin gördüğü işkenceden olsa gerek üst kısmı kan revan içindeydi. Karşısındaki köpekleri tatmin edicek cevap vermemiş olacakki yüzüne yediği yumruk ile başı yana düştü. Çağrı gördüğü manzara ile dişlerini sıktı! Bu sabrının sonuydu. "Hazırlanın kurtarma operasyonuna başlıyacağız yiğidimizin daha fazla acı çekmesine göz yumamayız" dediğinde timindeki askerler silahlarını kontrol edip harekete geçtiler. Çağrı timin önünde dikkatle hareket ediyor hem kendi hemde sorumlusu olduğu askerlerin güvenliği için özen gösteriyordu. Kendi canından korkusu yoktu ama askerlerinin ve en yakın arkadaşı kardeşim dediği Serkan'ın canı onun için çok önemliydi. Guruba yaklaştıklarında sağ elini kaldırıp yumruk yaptı. Sonra iki parmağını açıp sağa ve sola işaret ederek timi ikiye böldü iki yandan saldırıya geçiceklerdi.Tim iki yandan terörist gurubuna tam yaklaşmışken onları fark ettiler. "Asker, asker var burda kendinizi koruyun" diye bağırdı içlerinden biri. Komutanları olduğu düşündükleri kişiyi hemen korumaya alıp mağaraya doğru harekete geçtiler. Çağrı ve tim kendilerini emniyete alıp ateş açmaya başladılar. Açılan ateşe karşılık almaları geç olmadı. Karşılıklı açılan ateşim ortasında kalan asker sürünerek yakınında olan kayanın dibine şimdi. Bağlı olan ellerini çözmeye çalıştıkça zaten yaralı olan bilekleri dahada kanıyordu. Komutanları ile içeri giren bazı teröristler ateş etmeye devam ederken Çağrı kayanın dibine sinen asker için harekete geçti. Kurşunların içinden sıyrılıp askerin yanına gelince silahını boynuna asıp yanına diz çöktü. Onun diz çökmesiyle sırtı dönük olan asker tedirgin şekilde Çağrı'ya dönünce. "Şşşşş sakin ol" rahat bir nefes aldı. "Adın ne hangi bölge hangi karakoldansın" diye sordu Çağrı asker hala tedirgindi. Gözlerinde gördüğü işkencelerin izleri Çağrı'nın canını yakmıştı. "Ben Teğmen Uğur Bircan sınır ötesi harekatçıyım. 3 ay önce çıktığımız görevde rehin düştüm" dediğinde Çağrı hemen tanımıştı. 3 ay önce o daha Ankara'da görevi devam ederken duymuştu. Herkes ondan haber almadığı için ve bir iz bulamadıkları için çoktan Şehit edildiğine emin olmuşlardır. Çağrı Uğur'u sakinleştirip tam ellerini çözmüştü ki ensesinde hissettiği metalin soğuk hissi onu sarmıştı. "Sakın hareket etme asker".
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD