Serçe'nin Anlatımıyla
Kalbim deli gibi atıyordu böyle hızlı atmasının sebebi heycan değil korkuydu. Peki neden mi? Hayatımda yaşayacağım en büyük korkuyu yaşıyordum oda kaybetme korkusuydu.Şuan gördüğüm şey gerçek olamazdı olmamalıydı. Önümde duran mezarın üstünde yazan isim benim ölümüm olabilir evet mezar diyorum çünkü şuan bir mezarlıkta en köşede duran yeni olduğu ıslak toprağından belli olan mezarın başında gözlerimden sicim gibi akan yaş ve kalbimi esir almış kaybın korkusunun büyüklüğünün kanıtıydı. Mezar taşında bu hayattaki en değerli varlığımın adı yazıyordu. Çağrı Akın iki kelime benim delirmeme sebep olacaktı.
Nasıl olabilirdi bu Çağrı nasıl ölmüş olabilir. Ben ağlarken duyduğum sesle irkildim. Burda benden başka kimse yoktu daha doğrusu benden başka yaşayan kimse yoktu. Ama gelen inleme ve yardım isteme sesi içime korku saldı. Etrafa baktığımda kimse yoktu ama ben duyuyordum. Daha dikkatli dinlediğimde sesin aslında yakından geldiğini anladım bu beni daha çok korkuttu. Daha Çağrı'nın bu mezarda olmasını kendime inandıramazken sesin o mezardan gelmesi beni iyice korkutmuştu.
Vakit kaybetmeden diz çöktüm ve mezarın toprağını elimle eşelemeye başladım. Etrafa baktığımda kazmak için kullanacak bir şey yoktu. Bu yüzden daha hızlı eşelemeye başladım
"Bırakma sakın bırakma beni pes etme yalvarırım bırakma kendini" o izleyip yardım istedikçe ben ona yalvardım. Beni bırakmasın diye.
" Çağrı ne olur dayan çılaracağım seni ordan ne olur dayan" gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırırken pes etmeden kazmaya devam ettim. Parmaklarım kan içinde kalmıştı.
"Yüzbaşı yalvarırım dayan az kaldı" son toprak parçasını da temizlediğim zaman karşımda solmuş toprak çamur içindeki yüzü belirdi. Kalbim durmuştu sanki. Öyle bir yanıyordu ki canım sanki binlece bıçak aynı anda tenimi parçalıyor gibiydi.
Yüzünü elimle sildiğim zaman topraktan arınan yüzü bu defa kana bulanıyordu. Parmaklarımdan sızan kan onun solmuş tenini kızıla koyuyordu. Onu kaldırmaya çalıştım ama gücüm yetmedi. Nefes alıp almadığını kontrol etmek istedim ama nafile nefes almıyordu. Kafamı göğsüne bastırdım belki kalp atışlarını duyarım umudu ile oda sonuçsuz kaldı kalbi atmıyordu.
"Çağrı kalk yalvarırım kalk beni evsiz, kimsesiz bırakma kalk" diye haykırıyordum bencilce. Benimki bencillikti onun gidişi değil benim onsuz kalışımdı canımı yakan sanırım. Ben bencildim ama haklıydım benim ondan başka benim yoktu.
Kalkmadı, nefes almadı ve kalbide atmadı. Onu sarstığım zaman gördüklerimle gözlerim kocaman açıkdı. Çağrı sırtından vurulmuştu. Bunu kim yapmıştı kime sırtını dönmüştü de onu sırtından burmuşlardı. Ben onu topraktan arıdırmaya çalışırken toprak onu yutmaya başlamıştı. Çağrı'nın bedeni gözlerimin önünde toprağa gömülürken ben delirmiş gibi feryat ediyor saçlarımı çekiştiriyordum. Saçlarımı yolacak gibi çekerken kaybolan bedenle sesim çıktığı kadar bağırdım.
"ÇAĞRIIIII"
Ne o beni duydu nede ben onu kara toprağın koynundan kurtarabildim. Artık Çağrı yoktu ben onu ebediyen kaybetmiştim.
"Serçe, Serçe uyan " sarsılarak uyandırıldığım zaman yattığım yerden kurşun gibi fırladım. Kan ter içinde kalmıştım. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordum.
"Ça_çağrı o o gitti" sesim çatallanmıştı.
"Serçe canım sadece rüya gördün Çağrı iyi" dedi Sinem yüzümü avuçlayarak. Ama inanmıyordum.
"Ha_hayır ya_yalan söyluyorsun o gitti bıraktı beni" dedim kekeleyerek. Çisem gözyaşlarımı siliyor kafasını olumsuzca sallıyordu.
"Serçe abim iyi uyuyor bak sakinleş korkutuyorsun bizi" dedi.
Ben onları duyuyordum ama inanamıyordum. Onun cansız bedenini mezardan çıkarıp sonra yine toprağa bırakan bendim.
"Çağrı gelsin ne olur Sinem abla Çağrı gelsin" dedim onu görmem lazımdı. Anca o zaman dinersi kalbimin sızısı.
"Çisem git uyandır Çağrı'yı ablam koş bu kız iyi değil" dediğinde Çisem hemen koşup çıktı odadan. Ben onların dediklerini duymamak için kulaklarımı kapatıp dizlerimi kendime çekip sallanmaya başladım delirmiş gibi hatta gibisi az kalır resmen delirmiştim.
"Serçe canım yapma böyle bak Çağrı gelicek şimdi" dediğinde ben artık sesli şekilde ağlıyordum. Kapı hızla açıldığında içeri giren Çağrı ile yerimden ne ara fırlayıp ona sarıldığımı anlamadım eminim oda anlamamıştı.
"Güzelim ne oldu neden ağlıyorsun" sesi telaşlıydı.
"Ça_çağrı sen gittin " dedim sadece ağlamaktan konuşamıyordum. Beni sıkıca sarıp saçlarımı okşadı.
"Canım ben burdayım bir yere gitmedim bak burdayım, yanındayım" olumsuzca salladım başımı.
"Hayır sen gittin bıraktın beni " diye tekrarladım.
"Sinem ben Serçe'yi kendi odama götürüyorum siz idare edin bizi" dedi ve Sine m'den onay alınca bedenimin havalanması ile beni kucakladığını anladım. Bedenim onun kucağında küçüldükçe küçüldü. Ağlayışlarım iç çekişlere dönmüştü.
"Tamam güzelim ağlama bak başımıza toplanıcaklar şimdi" dedi kafamı öperek. Yüzümü boynuna gömdüm. Kokusuna tenine ihtiyacım vardı. Ona sığınmaya ihtiyacım vardı.
Odaya geldiğimizde içeri girince kapıyı kapattı ve kilitledi. Beni yatağa bıraktığında tam uzaklaşıcaktı ki.
"Gitme ne olur bırakma beni" dedim tekrar ağlamaya başlamıştım.
"Güzelim burdayım bir yere gitmiycem sadece sana su getireceğim" dediğinde onu bıraktım. Çalışma masasındaki bardağı alıp yanıma geldi ve su dolu bardağı dudaklarıma uzattı. Aldığım ilk yorumda içimin yandığını anladım ve elindeki bardağa elimi koyup kana kana içtim. Biten suyla bardağı dudaklrımdan ayırdı.
"Uzan şimdi " dedi başımı yastığa yavaşça bırakarak. Elindeki bardağı yerine burakıp yanıma geldi. Eli saçlarıma giderken gözleri yüzümü tarıyordu.
"Güzelim, çiçeğim ne oldu neden bu kadar ağladın" dedi yumuşacık bir sesle. Gözümü bile kırpmadan yüzünü izledim gözümün önüne kana toprağa bulanmış hali gelince dudaklarım titredi.
"Birtanem bana ne olduğunu anlatmayavak mısın? " desiğinde parmağı ile yaşlarımı siliyordu. Burnumu çekerek konuştum.
"Sen ölmüştün mezarını gördüm onu " dedim ellerimi kaldırıp ona gösterdim. " Ellerimle kazdım o mezarı seni çıkarmak için çünkü sen yardım istedin kazdım çıkardım seni ama yaşamıyordun. Sana beni bırakma dedim ama sen beni bıraktın. Toprak yine aldı seni benden" dedim ağlıyarak.
"Canımın diğer yarısı bak sen diyordun rüya sadece rüya gerçek bile değil. Ben iyiyim yanındayım. Asla bırakmam seni ne olur artık ağlama" dedi beni kollarına sarıp başımı göğsüne bastırarak halbuki ben kalbinin atışını duyamamıştım. Ama şimdi atıyordu hemde tıpkı eşsiz bir senfoni gibiydi.
"Atıyor" dedim burukça gülümseyerek.
"Ne atıyor güzelim" diye sordu.
"Kalbin atıyor Çağrı ama rüyada atmıyordu " dedim kısılmış sesimle.
"Atıyor tabi çiçeğim o sadece rüyaydı. Boşuna okadar ağladın" dedi.
"Çok korktum Çağrı mezartaşını görünce delirecek gibi oldum nefes alamadım" dedim göğsüne daha fazla sığınarak.
"Geçti bak sadece korkuç bir rüyaymış. Şimdi uyu sabah erken kalkacağız " desiğinde onu onayladım. Beni tekrar yatağa yatırdığında diğer taraftaki yasığa uazandı ve aldı. Anlımdan öpüp kalktı yataktan tam adım atacağı zaman tuttum bileğinden.
"Nereye gidiyorsun" diye sordum. Duvar dibindeki ikili koltuğu gösterdi.
"Uyumaya " dedi.
"Burda uyu yatak büyük ikimize de yeter" dedim benden uzak kalsın istemiyordum. Bütün gece nefesini ve kalbinin atışını duymak isiyordum.
"Sen rahatsız olmaz mısım? " diye sordu.
"Hayır rahatsız olmam" dedim yatakta kayıp elimle yatağı pat patladım.
"Gel" yastığı benim yastığımın yanına bıraktı ve yanıma uzandı. O uzanınca kafamı göğsüne koydum. Onunda kolu belime dolandı. Dahada sindim kollarının arasına.
"Serçe" dedi kısık bir sesle.
"Efendim" dedim derin bir nefes aldı.
"Bana bir şey olursa güçlü kal kendini bırakma" dedi. Neden böyle konuşuyordu zaten hala canım yanıyordu.
"Çağrı ben sen olmadan nasıl nefes alırım" dirseğimin üzerinde yükselip yüzüne baktım.
"Serçe'n nefesim, canım , sevdiğim ben bir askerim ve ne olacağım belli olmaz. Sen güçlü ol sen kurt eşi olacaksın güçlü olmayı öğreneceksin" dedi yüzüme dökülen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.
"Çağrı bana güçlü olmayı öğret ben senin düşündüğün kadar güçlü değilim" kaşları çatıldı.
"Hayır aksine sen düşündüğümden daha cesursun " dedi uzanıp anlımı öptü.
"Hadi uyuyalım. Bunları konışmak için çok erken bunları konuşmak için biz daha çok didişeceğiz ve birlikte yaşlanacağız. Daha benim saçlarım dökülecek senin çenenden" dediğinde göğsüne vurdum.
"Ne yani ben çok mu? Konuşuyorum" dedim dudak bükerek. Güldü gülüşü çok güzeldi o gamzeleri dünyalara bedeldi.
"Biraz belki fazla konuşuyor olabilirsin" dediğinde kaşlarımı çattım.
"Tamam daha da konuşmam senle sen gelip yalvarmadan da konuşmayacağım" dedim ve ona sırtımı dönüp gözlerimi kapattım. Güldü beni kendine çevirmeye çalıştı.
"Hadi ama sen benle konuşmadan dayanamazsın" desiğinde omuz silktim.
"Tamam madem öyle sana 24 saat süre bu süre içinde benle konuşmadan durabilirsen ne istersen yaparım ama sen kazanırsan ne istersen yaparım" dediğinde onu başımla onayladım. O bilmiyor tabi benim inadımı yazık. Ben ona sırtım dönük uyumaya hazırlanırken onun kolları beni sarıp sırtımı göğsüne yasladı ve yüzünü ensemdeki saçların içine gömdü. Uzanıp komidindeki abajuru kapattı. Karanlık odaya hakim olurken bizde uykuya dalmak için bekledik. Fazla uzun sürmeden uyuya kalmıştım.
Yazarın Anlatımıyla
Sabahın ilk ışıkları yeni yeni şehri aydınlatmaya başlamıştı. Çağrı'ların evinde hareket başladığında Çağrı mesleği gereği duyduğu her sese kulak kabartıyordu. Uyuşan kolunu çekeceği zaman göğsünde oluşan ağırlık tebessüm etmesine sebep oldu. Dün gece Serçe onun kollarına sığınmış orda uyumuştu. Sonra girdikleri iddayı hatırladı. Pis pis sırıttı onu bugün deli edecekti.
Gözlerini açıp göğsünde yatan kızın yüzünü izledi bir süre sonra aklına gelenle elleri rahat durmadı. Serçe'nin bir tutam saçını aldı ve onun yüzünde gezdirmeye başladı. Serçe gıdıklandığı için yüzünü kaşıdı. Çağrı güldü ve devam etti. Serçe uykusunda söylenip yüzünü kaşımaya devam edince Çağrı biraz daha sesli gülünce Serçe'nin gözleri aralandı. Karşısında ona sırıtarak bakan adamı görünce önce afalladı sonra akşamı hatırlayınca rahatladı.
"Günaydım sevgilim" dedi Çağrı sevimlice gülerek. Serçe tebessüm edip tam cevap verecekken iddayı hatırladı. Bir şey demeden kalktı Çağrı'nın göğsünden ve yataktan çıktı. Bir an önce bu odadan çıkması lazımdı.
"Hayrola acelen ne güzelim insan bir günaydını çok görürmü sevgilisine" dediğinde Serçe göz devirdi. Çağrı'yı umursamadan kapıya gitti.
"Bekle ben kontrol edeyim öyle çık kimse burdan çıktığını görmesin" dedi Çağrı ve ayaklanıp kapıya gitti ve kilidi açıp kapıyı araladı. Seslere odaklanıp etrafı kolaçan etti . Kimseyi görmeyince Serçe'ye döndü.
"Kimse yok dikkatli ol" dedi. Serçe muzip bir bakışla dudaklarını ağzının içine almı ona yaklaştığında bir anda yükselip Çağrı'nın yanağından öpüp kaçarak gitti. Çağrı onun bu yaptığı ile keyifle güldü.
"Birde konuşmam diyor daha temas etmeden duramıyorsun birde konuşmayacağım diyorsun. Ah Serçe ah sen konuşmadan dayanamazsın.
Serçe'nin gidişi ile Çağrı odasına girdi ve giyinip çıktı. İlk işi mutfağa gidip kendine bir kahve yapmaktı hızlı ayılması lazımdı. Evde gün erken başlamış kahvaltı el birliği ile hazırlanmıştı. Serçe ve kızlar kınalarını birbirlerine gösterip gülüşüyorlardı. Kahvaltı toparlanıp kuaförüm yolu tutulmuştu. Serçe inat etmiş Çağrı'nın bütün çabalarına rağmen tek kelime etmemişti.
Kuaförde işleri biten hanımları almaya üç araçla gitmişlerdi. Kutay Çisem'i alıp çekim için götürürken Çağrı Serçe, annesi, teyzesi ve Sibel için gelmişti. Mert ise kendi annesi, karısı ve Serkan'ın annesi için gelmişti. Herkes içerden çıkmasına rağmen Serçe görünürde yoktu. Çağrı kaşlarını çattı.
"Anne Serçe nerde neden çıkmadı" diye sordu. Çiğdem hanım güldü.
"Serçe'nin biraz işi vardı elbisesini giydiriyorlardı" dediğinde Çağrı'nın kaşları mümkünmüş gibi daha da çatıldı.
"Ne demek giydiriyorlardı. Kendi giyemiyormu? " diye sordu. Çiğdem oğlunun bu haline keyifle güldü. Serçe oğluna iyi gelmişti.
"Tabi giyine biliyor ama saçları bozulmasın diye kuaför kızlar yardım ediyor" desiğinde Çağrı ensesini kaşıdı.
"Yuh kızlar derken kaç kişi gördü lan bu kızı" diye yüksek sesle konuştu. Çiğdem gülmemek için yanağını ısırdı. Tam oğluna cevap vereceği sırada kuaförüm kapısı açıldı ve Serçe bütün zarafeti ve güzelliği ile dışarı çıktı.
Çağrı gördüğü görüntü ile derince yutkundu.Serçe üzerindeki elbise ve yüzündeki makyajla çok farklı nefes kesici görünüyordu. Saçları yanlardan geriye doğru alınmış ve ensesinde dağınık bir topuz şeklinde toplanmıştı. Herkes kıza beğeniyle bakıyordu. Çağrı iç çekti içinden kendine sövdü. Kıza dyanamazsın demişti ama esas dayanamayan kendiydi. Deli gibi Serçe'nin sesini duymak istiyordu. Serçe diğerlerine bu konuda bilgi verdiği için onlarda Çağrı'nın yanında onu konuşturmuyorlardı.
"Allahım bu nasıl bir imtihan nasıl bu kadar güzel görünür neden bu kadar güzel olmak zorunda" dedi kendi kendine. Arabanın kapılarını açıp binmelerini bekledi. Çiğdem hanım kardeşi ve yiğeni ile arkaya geçti. Ön koltuk boş kalınca Serçe oraya geçti. Yol sesiz geçmiş eve gelinmişti. Son hazırlıklar yapılırken gelen Çisem evden çıkarma için hazırlık yapıldı. Bir süre sonra duyulan kornalar ve toparlanan kalabalık ile veda vakti gelmişti. Çağrı kardeşinin kuşağını bağlayıp duvağını örtünce dayanamadı ve gözünden yaşları usulca süzüldü. Serçe de bu durum karşısında duygulanmıştı. Çisem ailesi ile bedalaştıktan sonra babasının kolunda kapıya gelmiş ve Mustafa bey kızını damadı Kutay"a teslim etmişti. Çisem'in gidişi ile aile üyeleri bir köşeye çekilmiş ağlarken Serçe kimi teselli edeceğini şaşırmıştı. İlk işi Çağrı oldu onu toparlaması lazımdı. Çağrı'nın yanına gitti ve ayakta durmuş camdan dışarı bakan Çağrı'ya sıkıca sarıldı.
"Sevgilim yapma böyle gördün Çisem çok mutluydu. Hem anne ve babanı teselli et sen abisin kardeşinin ardından ağlamak yerine onun arkasında dur" desiğinde Çağrı'da ona sarıldı.
"Haklısın canım ama dayanamadım o daha küçüktü" dediğinde Serçe ondan uzaklaştı.
"Küçük derken biz aynı yaştayız Yüzbaşı bilmem farkındamısın. Ayrıca madem öyle bende şu evlenme fikrini bir gözden geçireyim" dediğinde Çağrı hızla fikir değiştirdi.
"Yokya ne küçüğü koca kız evlenme yaşı geçmişti bile evde kalacak diye korkuyordum" dediğinde Çağrı gülmemek için dudağını ısırdı.
"Yani ben evdemi kaldım Çağrı bunumu demek istiyorsun" dediğinde resmen adamın aklıyla oynuyordu.
"Hayır aşkın ne alaka tam evlilik çagın " dediğinde Serçe güldü.
"Hadi gel anne,babanı toparla gidelim kız orda yanlız kalmasın. Ayrıca sen başka bir takım giyecektin bu nerden çıktı" diye sordu. Çağrı'nın ilk siyah takım aldığını biliyordu ama şuan üstünde lacivert bir takım vardı.
"Sen lacivert giyince bende aynı olmak istedim" dediğinde Serçe güldü ve onu öptü.
"Ayrıca galiba iddayı ben kazandım" dediğinde Serçe kaşlarını çattı.
"Hiçte bile bu sayılmaz mecburdum" dediğinde Çağrı kahkaha attı. Ne derse desin haklı çıkamayacağını biliyordu.
"Tamam nasıl dersen öyle olsun hadi gidelim" dedi ve gidip diğerlerini de alıp düğün yerine gittiler.
İlk dans ile Çağrı'da Serçe'yi dansa kaldırmış ve bütün gözler üstlerindeyken ikisi yıldız gibi parlıyordu. Düğün eğlenceli şekilde devam ederken Çağrı çalan telefonla Serçe'ye dışarda olacağını söyleyip çıkmıştı. Serçe Çiğdem hanımla masada otururken onu gözlerine kestiren kadınlar kim olduğunu bilmediklerinden görücü olmak istediklerinde Çiğdem hanım kızıp onun gelini olduğunu söyleyip onları terlemişti. Bir süre sonra Çiğdem hanıma lavaboya gideceğini söyleyip kalkmıştı masadan. Lavabodan çıktığı zaman yanına gelen bir çocuk.
"Serçe abla " dediğinde Serçe ona döndü.
"Efendim " dedi tebessüm ederek çocuğun yanağını sevdi.
"Abla Çağrı abi seni otoparkta bekliyor" dediğinde Serçe şaşırsada çocuğa teşekkür edip ordan ayrıldı. Kolundan düşen bilekliği gören çocuk onu yerden alıp peşinden gitti ama yetişemedi.
Serçe otoparka geldiğinde orda kimse yoktu. Otopark sesiz ve ıssızdı. Etrafa biraz daha bakıp Çağrı'yı göremeyince tam döneceği zaman ağzına kapanan elle donup kaldı. Daha önce bu hareketi Çağrı yapmıştı ama bu Çağrı değildi o gibi kokmuyordu. Üstelik avucunda yumuşak bişey vardı yanlış koklamadıysa bu eterdi. İçini korku kapladı. Kulagının yanında hissetiği nefes ve fısıltı ile kanı bedeninde dondu.Gözleri karadığında duyduğu son şey.
"Beni özledin mi? Minik Serçe"