Serçe'nin Anlatımıyla
Ben nasıl ben olacaktım.
Bu soru beynimin içini tıpkı bir ağacın gövdesini kemiren kurt gibi kemiriyordu. Diğer taraftan aklım hala Gülsüm'de ve yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum. Beni odaya aldıklarından beri herkes sırayla girip beni yormadan da çıkıyorlardı. Herkes gelmesine rağmen esas beklediğim kişi daha gelmemişti.
Çağrı gelmek için neyi bekliyor bilmiyorum ama bir an önce gelmesini ve Gülsüm'ün durumu ile ilgili beni bilgilendirmesini istiyorum.
Beni vurduktan sonra sıkılan kurşunun ona sıkıldığını biliyorum ama yinede ses edemiyorum. Bu konudan babam olacak o karaktersiz, şerefsize ve bana yaşattıklarına değinmek yada başkasına anlatmak istemiyorum. Zaten nasıl anlatılır ki babamın bana yapmak isteyip ve yapmaya çalıştığı şey aklıma geldikçe dokunduğu tenimi koparmak geliyor içimden. Aklıma geldikçe ölmek kurtuluş olurdu diye düşünüyorum. Nasıl unutucağım ben o anları.
Düşüncelerimi bölen çalınan kapı oldu. Kapı aralanınca bakışlarım oraya kaydı. Aralanan kapıdan yavaşça giren beden tebessüm etmeme neden oldu. Gelmişti almıştı beni ölümün elinden geç kalmıştı belki ama gelmişti. Oda bana tebessüm edip yatakta olan boşluğa oturdu. Ne o konuştu nede ben ama bakışlarımız çok şey anlattı. Sesizlikte derin konuşmalar geçti aramızda.
Mesela o bana 'nasılsın 'diye sordu bende 'iyiyim' dedim. Ben ona 'uykusuzsun' diye sordum. O bana 'sensiz nefes bile alamadım' dedi. Ben ona 'çok üzüldüm mü? ' diye sordum. Oda bana 'üzülmedim yıkıldım' dedi.
"Çiçeğim" dediğinde eli saçlarımdaki yerini almıştı. Evde gibi hisettirmişti bu hareketi. Güven, huzur, sıcaklık bunlar benim eksik parçalarımdı.
"Yüzbaşı" hala yüz üstü yatırıyorlardı beni. Onu rahat göremiyordum. Ama gördüklerim bana yetiyordu.
"Çok korktum çiçeğim seni kaybedeceğim diye çok korktum" dediğinde sesi titriyordu. Elini tuttum sıkıca tıpkı ben rüya gördüğüm zaman onun benim elimi sıkıca tutup bırakmaması gibi bende onun elini bırakmadım.
"Korkma burdayım" dedim güven vermek için baş parmağımla elini okşadım.
"Burdasın Rabbime binlerce kere şükürler olsun ki burdasın. Nefes alamadım çiçeğim. Seni bulmakta çok geciktim ama affet beni " gecikmiş olması gelmemiş olmasından iyiydi.
"Sen affedilecek birşey yapmadın üzme kendini artık. Geçti ve ben iyiyim" gözlerinin dolması içimi burktu. Sevgisinden zerre şüphem yoktu.
"Geç kaldım çok geç kaldım. Se_seni o topr..... " konuşamadı tamamlıyamadı sözünü. Tamamlamasına da gerek yoktu zaten ben ne demek istediğini anlamıştım.
"Hışşş ben iyiyim tamam. Korktum ama senin geleceğini biliyordum. Ölüm bile olsa beni orda bırakmayacağını biliyordum" elime düşen göz yaşı benim gözyaşlarımın da akmasına sebep oldu.
"Bırakmazdım asla bırakmazdım. Ben sen olmadan nefes bile alamazken uzun sürmeden arkandan gelirdim zaten" dediğinde gerildim. Bunu düşünmemeliydi onun bir ailesi vardı. Annesine ve babasına bu acıyı yaşatmayı nasıl düşünürdü.
"Sakın Yüzbaşı bir daha duymak istemiyorum. Senin ailen var. Anneme bu acıyı yaşatmaya hakkın yok. Ben seni çok seviyorum Çağrı ama haytını benim için feda etmeni istemiyorum. Yaşa sen hep yaşa sen yaşadıkça ben zaten hep sende yaşarım" dediğimde artık bende ağlıyordum.
Derin bir iç çekti ve oturduğu yerden kalkıp yere dizlerinin üstüne oturdu. Şimdi yüz yüze bakıyorduk. Parmak uçları göz yaşlarımı sildiğinde sadece gözlerinin içine bakıyordum kıyamaz gibiydi bakışları. Göz bebeklerinin titrediğine şahit oldum.
"Bende seni çok seviyorum çiçeğim ama sen olmadan nefes alamıyorum. Bana yaptığın büyünün adı her neyse tarifini istiyorum" dediğinde tebessüm etmeme sebep oldu. Çağrı'nın ciddiyeti buraya kadardı işte. Bende ayak uydurdum ona.
"Yani çok zor değildi. Kurbağa bacağı, yarasa kanadı, çekirge bağırsağı, fare kulağı ve birazcıkta senin saçlarından aldım ve bunları büyüde kullandım" dediğimde Çağrı'da gülmeye başladı.
"Iıy bu biraz irenç oldu. Yani benim gibi eşsiz derecede yakışıklı bir adamın saçlarını öyle heba etmek sana hiç yakışmadı doktor" dedğinde gözlerindeki ışıltıya ömrümü feda edebilirdim. O benim sadece sevgilim değildi. Tuhaf gelebilir ama Çağrı benim ruhum olmuş bu yüzden onun her zaman bütün benliğimle seveceğim.
"Canın acıyormu" aklı hala bendeydi.
"İyiyim canım sadece biraz sızlıyor. Ama sen yanımdasın ya oda yakmıyor canımı" avuçlarındaki elimi dudaklarına götürüp uzun bir öpücük bıraktı.
"Yüzbaşı" ona sormam gerekenler vardı ama nasıl soracaktım.
"Söyle çiçeğim bir yerinmi? Ağrıyor yoksa" kaşlarımı kaldırıp indirdim hayır der gibi. Kafamda kuracağım cümleleri düşünüyordum.
"Ona ne oldu" dedim aklıma ilk gelen şeyi sorarak. Yüz ifadesi anında değişti.
"O yok artık bu defa öldüğünden eminiz. Sen artık düşünme bunları" dedi elimi sıkı sıkı tutarak.
"Nasıl öldü" acı çekmiş olmasını diliyordum. Bu beni korkunç bir insan yaparmı bilmiyorum yaparsa da umrumda değil. Ben onun acı çekmesini istiyorum tıpkı ruhuma açtığı yaralar gibi ağır yaralar.
"Serçe'm ne yapacaksın nasıl öldüğünü geberdi işte nasıl olduğunun ne önemi var" ne ben anlata biliyordum derdimi nede ben anlatmadan onlar anlıyordu beni.
"Bilmek istiyorum Yüzbaşı nasıl öldüğünü bilmek istiyorum" kaşları çatıldı.
"Bilip ne yapacaksın Allah aşkına bilip ne yapıcaksın" sesi artık daha yüksek çıkıyordu. Çöktüğü yerden kalkıp benden biraz uzaklaştı. Bana sırtı dönük olduğu için yüzünü görmesem bile ellerini saçlarından geçirmesinden gergin ve sinirli olduğunu anlamıştım.
"Bilmek istiyorum çünkü acı çekerek ölmesini istiyorum. Bana yaşatrıklarının cezasını çekmesini istiyordum" bende sesimi yükseltmiştim artık.
"Ben öldürdüm lan ben kafasına tek bir kurşunla gözümü kırpmadan öldürdüm. Merak ettiğin madem nasıl öldüğü ölmeden önce ağzını burnunu kırdım" şok olmuştum. O aşağlık şerefsizi Çağrı öldürmüştü. Bu hiç hoşuma gitmedi. O şerefsizin kirli kanının onun ellerine bulaşması hiç hoşuma gitmedi. Göz yaşlarım akmaya başladığında artık sesli şekilde ağlıyordum. Ağladığımı duyduğu anda hızla yanıma gelip göz yaşlarımı silmeye çalıştı.
"Serçe'm çiçeğim yapma kurban olduğum akıtma göz yaşlarını boğma beni her bir damlasında" dediğinde daha şiddetli ağlamaya başladım. Onun bu kadar kolay ölmesi zoruma gidiyordu. Benim yıllarca öldüren canavarın bir kurşunla ölmesi benim zoruma gidiyordu.
"Bukada, bukadar kolay olmamalıydı ölümü. Beni Allah'ın her günü öldüren adam bir kurşunla ölmemeliydi!" sonlara doğru sesim yükselmişti. Sinirden zangır ,zangır titriyordum. Onunda benden farkı yoktu ama bunu düşünecek durumda değildim.
"Özür dilerim yemin ederim bu kadar canının yanıcağını bilsem derisini yüzerdim andım olsun bunu yapardım" dediğinde sesinde acı dolu bir öfke vardı ama onun öfkesi benimki ile yarışamazdı.
"Mahvetti beni! canlı bir cesede çevirdi. Neden kurtardın beni neden! ben ölmek isterken neden kurtardın ki beni" dediğimde yattığım yerden doğrulmak için çabalarken canımın yanmasına sebep oldu. Çağrı beni engellemeye çalıştıkça ben daha da direniyordum.
"Güzelim yeter yapma böyle ağlama Allah aşkına beni kahretme geberdi artık cehennemin dibine gönderdim artık sana zarar veremez" bilmiyordu bana verdiği zararın bir haddi hesabının olmadığını bilmiyordu.
"Mahvetti benim hayatımı annemin hayatını mahvetti. Annem beni seviyormuş biliyormusun. Sadece bir kere saçlarımı okşadı diye elini kırmış biliyormusun. Beni kullanıp annemin canını, annemi kullanıp benim canımı yakmış hep. O bu kadar kolay ölmeyi hak etmiyordu" durmak istiyordum kendimi ama artık durduramıyordum. O sadece dinliyor ve beni sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Bırakmamış ne annemin beni sevmesine nede benim anne sevgisi görmeme müsade etmemiş. Ben annem beni sevmiyor diye düşünürken o benim için acı çekmiş. Ya mahvetti! o baba değildi olamazdı. O baba sıfatını asla hak etmiyordu bir baba kızına tecavüz etmeye çalışırmı?" son söylediğim kelimeler kulağıma ulaştığında artık çok geç kalmıştım.
"Ne, ne, ne dedin sen" diye kekeledi. Algılamaya çalışıyordu hala duyduğunuz gerçekliğini sorguluyordu.
"Susma! cevap ver bana ne yaptı sana" diye bağırdığı zaman sesi bütün odada yankılandı. Korkmuştum onun bu halinden çok korkmuştum.
"Serçe susma bana cevap ver. Ben bu hastaneyi ateşe vermeden bana ne dediğini tekrarla" dediğinde artık susmanın bir anlamı kalmamıştı.
"O ba_bana te_tecavüz etmeye ça_çalıştı" dediğimde gözlerinin karardığına an be an şahit olmuştum. Bakışları artık Çağrı'nın bakışları değildi.
"Dokundu mu? " bütün öfkesine rağmen sesindeki sakinlik benim ödümü koparıyordu.
"Ha_hayır daha öncede denemişti bırakmamıştım. Bu defa beni kurtaran Gülsüm oldu o olmasaydı belki o ba_bana" devamını getirmeye gücüm yoktu.
"Gülsüm seni kaçırmasına yardım etmiş" dediğinde zaten bildiğim şey beni şaşırtmadı.
"Biliyorum ama pişman oldu ve beni korudu. Ama beni koruduğu için öldü" dediğimde başını aşağı yukarı salladı.
"Yaşıyor ölmedi" dediğinde sevinmiştim. Bana her ne yapmış olursa olsun beni o canavarın pençesinden kurtardığı için ona minettardım.
"Çağrı yalvarırım onu bu olaylardan uzak tut onun ceza almasını istemiyorum " dediğimde bana deliye bakar gibi bakıyordu.
"Sen dalgamı geçiyorsun benimle. Şuan bu halde olmanın sebebi o hasta ruhlu kızın suçu ne demek uzak tut" dediğinde sesinde katılık vardı.
"Öyle onu koruyacaksın sende dedin o hasta iyi olması için önce güvende olması lazım bunu da sen sağlıyacaksın" dediğimde gözü seğirdi. Fazlaydı ona yüklediklerim.
"Yok sen gerçekten benimle dalga geçiyorsun" dediğinde yine benden uzaklaşıp odada volta atmaya başlamıştı.
"Çağrı beni seviyorsan sözüme güven ve ona yardım et" dediğimde olduğu yerde çakılıp kaldı. Sevgisini bunun için kullanmam doğru değildi biliyorum ama mecburdum. Düşen birine tekme atmak bana yakışmazdı.
"Sana olan sevgimden şüphen mi? Var senin" dediğinde gözlerimin içine bakıyordu.
"Asla sevgine güvendiğim için onu hatır olarak kullanıyorum. Çünkü ben senin sevginin büyüklüğüne eminim asla şüphem yok" gözleri ruhumu görmek ister gibi derin bakıyordu.
"Benim her şeyimden şüphe et ama sevgimden asla ben seni sade kalbimle değil Serçe ruhumla seviyorum. Ne bu dünyada nede ahirette benim için senden başkası yok. Ne halde ne durumda olursan ol ben seni her halinle seviyor kabul ediyorum. Sana söz hem teninde hemde ruhunda açılan bütün yaraları saracağım. Sen iyileş ilk işim nikah için baş vurmak sana söz tenini kendi ellerimle yıkayıp o adamın bıraktığı izlerden arıdıracağım. Önce tenini sonra ruhunu temizleyeceğim buda yeminim olsun bunu sakın unutma" sarılmak kollarına sığınmak istiyordum. Benim onun kolları dışında sığınacağım bir limenım yoktu. Kendi limanımda alabora olmaktan yoruldum artık sığınacağım sağlam bir limanım olsun istiyorum.
"Çağrı çok kirli hissediyorum eğer Gülsüm olmasa bana yapacaklarını düşünmek bile istemiyorum. O insan değildi Çağrı o canavardı" içim dışıma çıkmak üzereydi artık ağlamaktan ve Çağrı da benden farksız değildi.
"Tamam artık ağlama bu dünyada seni kirletmeye gücü yetecek kimse yok Serçe'm evet bazek kir bulaşır üstümüze ama asla kalıcı olmaz" dedi.
"Çağrı" kapansın bu konu istiyordum artık. Ona daha fazla dert yüklemeye hakkım yoktu.
"Çiçeğim" ben bu adamı hak edecek ne yapmıştım. Acaba çektiğim acıların mükafatımıydı.
"Ben çok acıktım" dedim.
"Haklısın hastane yemekleri güzel olmaz anneme söylerim sana güzel bir çorba yapsın ben eve gidene kadar hazır olur alır gelirim. Biraz yanlız kalabilirsin değilmi? " kalırdım ama gitmesini istemiyordum.
"Sen gitmesen olmaz mı? " belli belirsiz tebessüm etti.
"Olur ama benimde evden almam gerekenler var" dediğinde kabul etmekten başka çarem yoktu.
"Tamam ama çabuk gel" dediğimde anlımdan öptü ve çöktüğü yerden kalktı.
"Merak etme erkan geleceğim çiçeğim" dediğinde bana en güzel gülüşünü sundu. El sallayarak odadan çıkıp gitti. Bende çok yorulmuştum sanırım biraz uyusam iyi olacaktı.
Çağrı'nın Anlatımıyla
Duyduklarım beynimi bir kanser gibi zehirlerken damarlarımda biriken öfkem beni esir almak için hiç geç kalmadı. Kapıdan çıktığım an artık o Serçe'nin bildiği Çağrı değildim. O şerefsizi gerekirse gömüldüğü mezardan çıkarıp yaptıklarının cezasını kesecektim. O iblisi toprak bile kabul etmezdi nasılsa. Hastaneden çıktığımda ilk annemi aradım ve Serçe'ye çorba yapmasını söyledim. Sonra arbaya geçince Selçuk'u aradım. Telefon fazla çalmadan açıldı.
"Kardeşim" dediğinde sesi sakindi şimdilik.
"Selçuk o orospu çocuğunun leşi nerde" dedim selam bile vermeden.
"Ne yapacaksın " sakinleşmeye çalışıyordum.
"O iyi ne yaptınız dedim Selçuk soru sor demedim" kapanan kapıyala kimsenin duymaması için kapattığını anlamıştım.
"Hala morgda daha ailesine haber verilmedi" dediğinde dudağımın kenarı kıvrıldı.
"İyi kimse bilmeyecek öyle biri hiç olmadı. Serçe fidye için kaçırıldı ve kurtarıldı. Ne o şerefsizin nede Gülsüm'ün adı olaya karışmayacak" dediğimde masaya vurmuş olacakki ses geldi.
"Ne saçmalıyorsun" dedi.
"Selçuk biz çocukluktan beri arkadaşız senden ilk defa birşey istiyorum o adamı bana ver ve Gülsüm'ün adını kayıtlara karıştırma. O adam öyle kolay ölmek onun için ödül oldu" desiğimde sabır çekiyordu.
"Bana ne yapacağını söylersen belki yardım ederim sebebini de söyle" derin bir nefes aldım. Dile getirmek istemesem de buna mecbur kalmıştım.
"O piç kendi kızına tecavüz etmeye kalkmış. Üstelik bu ilk denemesi de değilmi senin için yeterli bir sebep mi? " diye sorduğumda ettiği küfürler çok yaratıcıydı.
"Bir şartla sana veririm" desiğinde kaşlarım çatıldı.
"Ne şartı" diye sordum.
"Her ne yapacaksan bende yardım edeceğim başka türlü sana asla teslim etmem kendim hallederim" dediğinde şaşırdım.
"Seni buna bulaştıramam" dedim kararlı bir sesle.
"Ozaman unut ya benide dahil edersin yada ben kendim yaparım" inatçı piç.
"Tamam bizim eski deden kalma bir tarla vardı ya oraya getir gerisi bende" dediğimde beni onaylayıp kapattı.
Artık öfkenin tanına bakmasının zamanıydı. Gönül isterdi ki canlıyken bunu yapmak ama içimin soğumasına buda yeterli gelirdi sanırım öyle uyuyordum. Şimdi sahne sırası gölgede saklanan benin sırasıydı.