Eylül Kerem’i Sevmeli

1006 Words
"Açacağım ama önce bir şeyler yemelisin." "İstemiyorum! Kapıyı aç!" "Peki.." dedi genç adam, yavaşça elini tuttu. Avucunu açıp işaret parmağının ucunu üzerinde yavaşça gezdirdi, genç kız tüm bedenini esir alan bir his ile sarsıldı. Vücudu yavaşça gevşedi, öfkesi buhar olup uçtu. "Açım.." Dedi fısıltıyla az öncekinin aksine. Kerem elini yavaşça geriye çekip tebessüm etti. "Hadi kahvaltı edelim. Harika bir masa hazırlamıştım." dedi. Arkasını dönüp mutfağa döndü, genç kız itiraz etmeden arkasından takip etti. Ayakları da tıpkı zihni gibi bir komutu takip ediyordu. ..... Bir kahvaltı masasında karşılıklı oturuyordu iki genç. Oldukça büyük ve çeşit çeşitti masa. İki ayrı uçta oturuyorlardı. Eylül tek kelime etmiyor, elindeki çatalla oburca bir şeyler yiyordu. Dün sabahtan bu yana ağzına tek lokma girmemişti. Kerem çatalını tutmuş, genç kızın aksine lokmaları yavaş yavaş ağzına koyuyor, bakışlarını bir an bile üzerinden ayırmıyordu. Yüzünde tebessüm vardı, kahvaltı hazırlarken bu kadar da aç olduğunu tahmin etmemişti. "Yavaş yemelisin, boğulacaksın." dedi gülümseyerek. Çayından bir yudum aldı. Oldukça mutluydu. Genç kızın gözleri hızla ona döndü, tıpkı bambaşka biriydi. Algıları da zihni de kapalıydı, önündeki yemekten başka bir şey düşünemiyor, algılayamıyordu. Midesi boştu , yedikçe doluyor, güç oluyordu. Gözlerini sağ tarafındaki tabağa çevirdi, patates ve kızarmış ekmek vardı. Elini hızla uzatıp ekmekten bir parça aldı. Isırdığı anda bir an durdu, beyni karmakarışık bir film sahnesi gibi değişti durdu, hem algıları hem zihni anında geri döndü. Bir film şeridi gibi beyninde yer aldı. Ekmeği yavaşça yerine bıraktı, şaşkındı, gözleri genç adamın gözleriyle buluştu. Bakışları dehşetle büyüdü, daha az önce gitmek için bağırıp çağırırken şimdi niye karşısında oturuyordu? Niye hiç yaşanmamış gibi karşısında kahvaltı ediyordu? Masaya döndü gözleri, ne ara gelip buraya oturmuştu? Elini yavaşça ensesine bıraktı, ufak bir sızı yer almıştı, yavaşça övdü. “Neden burada oturuyorum?" diye sordu. Anlam vermeye zorlanıyordu, son hatırladığı kapının yanında kilidi zorluyor, evden çıkmaya çalışıyordu. "Neler oluyor?" diye fısıldadı. Endişeyle ayağa kalktı. Genç adamın gözlerinde şaşkınlık belirdi, ne oluyordu? Nasıl bu kadar çabuk kendine gelebilmişti? "Eylül.." dedi, yaklaşmaya çalıştı. Genç kız engel olup geri geri gitti. "Kimsin sen?" diye sordu. "Kerem ben." diye cevapladı genç adam. "İsmini sormuyorum!!" diye haykırdı. Kimdi de bir dokunuşuyla algılarını kapatabiliyor, istediğini anında yaptırabiliyordu? "Kimsin? Nesin?" Geri geri gitti, kalbi endişeyle delice çarpıyordu. "Ne istiyorsun benden?" diye ekledi. "Senden istediğim bir şey yok." Yaklaşmaya çalıştı, Eylül kafasını dehşetle iki yana salladı. Ona kesinlikle yaklaşmamalıydı. Kafasını yavaşça geriye çevirip kapıya döndü, kilit hala üzerindeydi. Hızla arkasını dönüp yaklaştı, kilidi ilk dokunuşuyla çevirip kapıyı açtı. Koşarak evden çıkıp sokağa attı kendini. "Eylül!" diye seslendi Kerem. Genç kız çıplak ayaklarıyla sokağın orta yerinde deli gibi koşuyor, uzaklaşmaya çalışıyordu. Gözleri yaşlıydı, silecek bir el yoktu. Kalbi delice çarpıyordu, sakinleştirecek bir kimse yoktu. "Eylül!!" diye haykırıyordu genç adam. Arkasından delice koşuyor, yakalamaya çalışıyordu. "Yaklaşma!" diye gürledi Eylül. Yanakları korkuyla yaşla dolmuştu. Çıplak ayakları her ilerleyişinde, yere her temas ettiğinde ya bir cam parçasına ya sert taşa temas ediyor, delice kesikler oluşuyor, canını yakıyordu. "Gelme ne olur." diye fısıldadı. Sesi ayaklarının acısıyla titriyordu. Bedeni sızım sızımdı, adımları durdu. Ayaklarında adım atacak güç yoktu artık, tabanı delik deşik ve kanlar içerisindeydi. Gözlerini delice sıkıp ellerini kulaklarına bıraktı. "Anne.." Diye fısıldadı. Neredeydi annesi, neredeydi ailesi? Neredeydi dayanakları? "Eylül!!" hızla yanına yaklaştı genç adam, gözleri anında ayaklarına kaydı. Tek kelime etmesine izin vermeden hızla eğilip kucağına aldı, daha fazla yere temas etmesine izin veremezdi. Gözleri dolu doluydu, kim bilir koşarken canı ne çok yanmıştı. "Bırak beni." Diye sayıkladı genç kız. Çırpınışı bile güçsüzdü, ayakları bir an bile bedenini taşıyamayacaktı. Gözlerinden usulca yaşlar süzüldü, kim olduğunu bile bilmediği bu adama mahkumdu. Ne sığınacak bir kimsesi, ne gidecek bir ailesi vardı. "Gözlerini kapat.." dedi Kerem, kucağında sıkı sıkı tutmuş, eve hızla ulaşmaya çalışıyordu. "Gözlerini kapat." diye yineledi. "Gözlerini kapat.." Gözlerini yavaşça kapattı Eylül, itiraz edecek gücü yoktu. Sokağın birinde, bir kucakta olan bedeninin yavaşça bir yatağa bırakıldığını hissetti. Gözlerini usulca araladı, sabah uyandığı odadaydı. Gözleri delice büyüdü, ne çabuk buraya ulaşmışlardı? Halbuki ne kapı sesi, ne ayak sesi duyabilmişti. Gözlerini saniyelik kapattığı gibi soluğu burada almıştı. Dikkatle bedenini yatağa bırakıp ayak ucuna oturdu Kerem, tabanları oldukça kötü gözüküyordu. "Çok kesik var." Dedi sıkıntıyla. Ayağa kalkıp köşedeki dolaba yaklaştı, bir ecza çantası çıkarıp yeniden oturdu. Malzemeleri çıkardığı anda Eylül ayaklarını hızla geriye çekti, çok acıyacaktı. Her daim hastanelerden de ilaçlardan da nefret ederdi. "Korkuyor musun?" diye sordu genç adam, bileğinden sıkıca tuttu. Hareket ettirmesine izin veremezdi. "Hayır." "Cam parçaları var içerisinde, tek tek çıkaracağım." "Ne?" Ayaklarını çekmeye çalıştı, genç adam sıkıca tutup engel oldu. "Korkmadığını söylemiştin." "Acıyacak mı?" diye sordu endişeyle genç kız. Delice korkuyordu. Kerem gözlerini yavaşça gözlerine çevirdi. Yüzünde sadece endişe vardı kızın. Tebessüm edip elini uzattı, Eylül tereddütsüz eline karşılık verdi. Genç adam işaret parmağının ucuyla avucuna bir şeyler yazmaya çalıştı. Genç kız ayaklarındaki sızının anında yok olduğunu hissetti. "Acı.. yok." dedi şaşkınlıkla. Nasıl olmuştu bu? "Olmayacak, kıpırdama." dedi Kerem kendinden emin bir şekilde. Tebessüm edip duymamaya gayret etti. Ayak uçlarına yaklaşıp önce sağ sonra da sol ayağını camlardan yavaşça temizledi. Dikkatle stirilize edip sargıyı sardı. Çantadan bir ilaç çıkarıp genç kıza uzattı, "Bunu iç." dedi. "Birazdan acı geri gelecek." diye ekledi. Eylül yavaşça eline aldı, bir ağrı kesiciydi. İtiraz etmeden bir yudum su ile içip kafasını yastıkla buluşturdu. Bakışları tavana kaydığı anda gerçekten de iki ayağında da sızı yer aldı, oldukça şiddetliydi. Önemli değildi, dayanabilirdi. Sonuçta camlar çıkarılırken hiçbir şey hissetmemişti. Bakışları bitkin ve yorgundu. Gözlerini yavaşça genç adama çevirdi, arkasını dönüş ecza çantasını sessizce topluyordu. "Kerem.." dedi fısıltıyla. Gözleri anında kıza döndü, yüzünde hayranlık barındıran bir tebessüm vardı. "Ben Kerem." diye cevapladı. Genç kızın yüzünde istem dışı ufak bir tebessüm belirdi. Bu adam aynı kelimeleri tekrarlamayı seviyordu belli ki. "Beni tanıyor mu Kerem?" diye sordu merakla. Gözlerini yüzünden hiç ayırmıyordu. Genç adamın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, gözleri yavaşça kısıldı. "Tanıyor." diye fısıldadı. Ufak bir soluk aldı genç kız, merak doluydu. “ Peki.. Eylül Kerem'i tanıyor mu?" Kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı genç adam, "Tanıyor." "Ne?" Dedi genç kız şaşkınlıkla. "Eylül.." dedi fısıltıyla Kerem. Yavaşça yaklaşıp yatağın kenarına oturdu. Bir elini dikkatle yüzüne bırakıp yanağını okşadı, kalbi deli gibi haykırıyordu. "Kerem'i sevmeli." diye ekledi. ... Kim bu Kerem? Eylül neden Kerem'i sevmeli?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD