Dış kapının önüne geldiğimde motorumu durdurdum. Güz'ü arayacakken otomatik açılan kapıyla telefonu yerine geri koyup bahçeye girdim. Hava soğuktu, hızlı geldiğimden oldukça üşümüştüm. Motoru park ettim. Başımdan çıkardığım kaskı elime aldım. Boştaki elimle saçlarımı düzelttim. Eve doğru yürümeye başladım. Kapıyı açtı, elinde dumanı tüten bir fincan vardı. Üstüne hâkî yeşili salaş bir tişört giymişti. Altında ise bol paça keten benzeri bir pantolon vardı. Ayakları çıplaktı. "Merhaba," dedim Beni baştan ayağı süzdü ve "Merhaba,” karşılığını verdi. Yaklaşınca fincandakinin kahve olduğunu fark ettim. Kahvesini yeni koymuşa benziyordu. Bakışlarımı görünce "Seninki içerde, gel hadi, üşümüşsündür," dedi. Başımı hafifçe salladım ve eve girdim. "Hem de çok üşüdüm. Neyse ki kahveye yetiştim o,

