Tanıtım…

815 Words
Güneş, Erek Dağı’nın ardına çekilirken Van Gölü’nün suları kandan bir renge bürünmüştü. Ciğerlerime çektiğim hava değil, sanki o uğursuz günün barut kokusuydu. Elimdeki tesbihi her çevirişimde aynı zehirli soru saplanıyordu zihnime: "Neden?" Neden bu sevdanın sonu mezar, sadakati ise ölüm olmuştu? Kapı gıcırtıyla açıldı. Adımlarından tanıdım; anam, Xatun Ana geliyordu. Yanıma oturdu. Bakışları üzerimdeydi ama ruhumun çok uzaklarda, o infaz edilen sevdada asılı kaldığını biliyordu. "Dijwar," dedi; sesi bir fısıltı kadar alçak ama bir emir kadar kesindi. Ne diyeceğini biliyordum. Göz ucuyla ona baktığımda devam etti: "Oturup gölgeyle dertleşmek sana yakışmaz. Sen bu aşiretin başısın; yarın öbür gün bu yük tamamen senin omuzlarına binecek." Yüzüne bakmadım. "Yüküm zaten ağır daye," dedim. "Omuzlarım değil, artık kalbim taşıyamıyor." Anam sertçe soludu, buz kesmiş elimi tuttu. "Biliyorum oğul... O kızı, o kara sevdayı içinden söküp atamadın. Ama o gitti. Töre hükmünü verdi; toprak onu da, o Yusuf’u da yuttu. Artık uyanman gerek.” Sustum asıl konuya gelmesini bekledim ve nihayet oda konuştu. “Bu düşmanlığın bitmesi için bir hatun lazım, senin yanına bir eş lazım. Karar verilmiştir; Şahmaran aşiretinin kızıyla..." Sözünü bitirmesine izin vermedim. Bakışlarımı gözlerine diktim; içimdeki o sönmeyen yangını görsün istedim. “Daye… sende başlama babam gibi…” “Oğlum asıl sen zorlaştırma. Nikahta keramet vardır. “ “Daye! Sen de bilirsin, benim yüreğimde hâlâ Jiyan var. Şimdi bana başka bir kadının elini tut mu diyorsun? Kalbimde bir mezar taşırken, başka birine nasıl saray olurum?" Anam ayağa kalktı, tülbendini düzeltti. Sesi bu kez daha keskin, daha çok 'aşiret' kokuyordu: "Sen Dijwar’sın. Miroğulları’nın nefesi kadar asilsin. Senin yasın bitti, hükmün başladı. Bu evlilik olacak! Sevda fakirin ekmeğidir Dijwar, ağanın yükü ise vazifedir. Kendine gel!" “Oğlunu hiç mi düşünmezsin daye? Sırf düşmanlık bitsin diye kendi evladını bile bile ateşe mi atarsın?” Bakışları bir anlığına yumuşadı. Elimi tutup diğer elini yanıma koydu. “Benim içim yanmaz mı sanırsın?” dedi içten bir sızıyla. “Ama töre bunu gerektirir. Bugüne kadar kim karşı gelmiş ki bu töreye, şimdi biz gelelim?” Lafı biter bitmez ayağa fırladım. “Yere batsın sizin töreniz!” diye bağırdım. “Lan ben o töreye sevdiğim kadını kurban ettim! Şimdi bana kendini de mi o ateşin içine at diyorsun?” Bakışları yeniden taş kesildi. “Baban son sözünü söyledi Dijwar... O kan davası bitecek ve sen Rojin ile evleneceksin.” “Bu sözün bu mu Xatun Hanım?” dedim gözlerinin içine bakarak. “Bu sözünü sakın unutma!” Başını yana eğerek öylece baktı bana. “Kim kavuştu bu topraklarda sevdiğine? Kim erdi vuslata? Sen de şimdi kendine ve aşiretine yakışanı yapacak, Rojin ile evleneceksin.” “Bu dediğin asla olmayacak daye! Ben sizin bu kirli törenize uymam!” “Ne olsun istersin?” dedi sinirle. “Bu düşmanlık daha kaç can alsın? Daha kaç kişi bu kin uğruna kara toprağın altına girsin?” Sustum. Şahmaran aşireti ile aramızdaki düşmanlık nice yıllar evveline dayanırdı; bugüne dek her iki taraftan da onca insan ölmüştü. Anam devam etti: “Eğer o evlilik olmazsa abini öldürecekler, hatta belki seni bile...” “Sen de büyük oğlun ölmesin diye beni mi kurban edersin daye?” “Kurban değil,” dedi başını iki yana sallayarak. “Bu evlilik sana da iyi gelecek, gör bak... O kız senin yaralarını saracak.” “Daye anlamaz mısın? Ben Jiyan’ı severim hâlâ... Benim yüreğimde o varken Rojin’i nikâhıma almam!” “Jiyan öldü!” Sesi odada yankılanırken gözlerimin içine bakıp sesini daha da sertleştirdi. “Asıl sen anlamazsın! O kız başka bir adamla kaçtığı için öldürüldü. Sen gelmiş bana başkasını sevdiği, başkasıyla kaçtığı için canından olan bir kızı sevdiğini söylüyorsun!” Sözleri bir hançer gibi saplandı kalbime. “Daye yapma...” “Aç gözlerini artık! Jiyan seni hiçbir zaman sevmedi. O, Yusuf’u sevdi, onunla kaçtı. Sonra da töre ne dediyse o oldu... Öldü!” Yutkundum, ellerim yumruk oldu. Anam gözlerini daha da kararttı. “Sen de artık bu yalan sevdanın rüyasından uyan Dijwar. Seni sevmeyen bir kadının yasını tutmayı bırak. O evlilik öyle ya da böyle olacak. Kendin için değilse bile abin için Rojin’i nikâhına alacaksın. Başka yolu yok!” O odadan çıkarken arkasında bıraktığı sessizlik, Van Gölü’nün en derin yeri kadar soğuktu. Bana bunları nasıl söylerdi? Ben hâlâ Jiyan’ı seviyordum; onu öldüren töreye, onu vuran ellere ve onu benden koparan o imkansız sevdaya rağmen... Hâlâ onu koruyamadığım için kendimi suçlarken, her gece onun azabıyla başımı yastığa koyarken şimdi benden başka bir kadına kocalık yapmamı bekliyorlardı. Sevdiği kadını bile töreden kurtaramamış bir zavallıyken bunu nasıl yapardım? Bu, sevdaya ihanet değil miydi? Yüreğimde Jiyan varken koynuma başkasını mı alacaktım? Hem de yıllardır düşman bildiğimiz Şahmaran aşiretinin kızını... Anamın sözleri beynimde bir uğultu gibi dönüp duruyordu: “Jiyan seni hiçbir zaman sevmedi... Seni sevmeyen bir kadının yasını tutmayı bırak...” Gözüm karardı, olduğum yere yığılırken kalbimin tam ortasında o keskin acıyı hissettim. Evet, Jiyan beni sevmemişti belki; belki başka birini tercih etmişti. Ama ben onu sevmiştim... Bu yetmez miydi ona olan aşkımı sonsuza dek taze tutmaya?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD