Aramızdaki Sınır

1423 Words
Yeşil odaya girerken bizi kol kola gören Sarah'ın şaşkınlıktan kırdığı tabak dışında akşam yemeği oldukça sıradan geçti. Masada iki yeni evli çift yerine birbirini tanımaya başlayan yeni arkadaş olmuş insanlardık adeta. Bir iki kere ona tüm gerçeği anlatmak istedim. Hatta tüm o kelimeler boğazıma kadar tırmandı ama kendimi tuttum. Yalan söylemek midem de hoş olmayan etkilere neden oluyordu evet ama daha yeni aramızı düzeltmişken bana inanmayacağını bile bile ona bunları söyleyemezdim. Biraz daha beklemem gerekecekti ya da hiç söylemeyecektim. Bundan emin değildim. Kuzu eti, patates püresi ve haşlanmış fasulye ile karnımı doyurmaya çalıştım. Bu zamanda baharat bulmak zordu ve belli ki gerçekten esinlenerek yaratılan bu dünyada da aynı şey geçerliydi. Yavan olmasına rağmen tüm yemeği yedim. Güçlü olmam gerekiyorsa bedenin sağlığına da dikkat etmeliydim. "Duydum ki," diye söze başladı tatlılara geçtiğimizde Henry. "Tüm balo elbiselerini satmışsın." Sarah ağzını tutamamıştı anlaşılan ama hizmetçinin iş verenine karşı açık olması da normaldi. "Evet," dedim elmalı turtayı çatalla parçalara ayırırken. Eğer baloya gitmek için masraf yapmam gerekecekse onu ödeyecek bir şey bulmalıydım. Henry lokmasını çiğnerken ağır ağır başını salladı. "Peki, yarın akşam ne giyeceksin?" Bilmediğimi belirtircesine başımı sağa sola salladım. "Eminim dolabımda giyebileceğim uygun bir elbise vardır." Bana bakarken çatalını bitmiş tabağın içine bıraktı. "Dolabına bakmadan önce yatağının üzerine bakmak isteyebilirsin," dedi gizli bir gülümseme dudaklarında hayalet gibi dolaşıyordu. Kahkası her an serbest kalabilirmiş gibi bir hali vardı. Duyduklarımdan bir anlam çıkarmam birkaç saniyemi aldı. "Sen bana bir elbise almış olabilir misin?" Önce başını evet anlamında salladı. "Leydi Eleanor'un seni bana sormasından anladığım kadarıyla seni geçte olsa çağırmaya niyetliydi. Eh benim söylediklerimden sonra da gözlerinde gördüğüm kararlılık seni çağıracağına işaret ediyordu. Geriye elbiselerini satmaya karar veren senin giderken ne giyeceğini ayarlamaya kalmıştı. Bende sen öğrendiğinde geç olur diye elbise siparişini kasabadaki Madam Jacinthe'ye verdim," diyerek açıklamasını sonlandırdı. Bu adam her şeyi düşünmüştü. Eşim bile sorunlarla karşılaştığımız zaman çözümleri benim bulmamı beklerdi. Karşımda oturan bir roman kahramanından böyle bir yardım almak birden kahkaha atmama neden oldu. Tanrım, o kadınlar doktorun metresine kıyafet aldığını sanıyorlardı. Elimdeki çatalı düşürecek kadar şiddetli bir kahkaha atıyordum. Henry ise dudaklarında bir gülümseme bana bakıyordu. "Bu kadar güldürecek ne söyledim anlamadım," dedi meraklı bir halde. Gözlerimden akan yaşı silerken ona baktım. "Ah doktor senin elbise sipariş vermenden sonra Clara'ya elbise almak için o dükkana gittik ve orada kadınlar," cümlemi bitiremeden bir kahkaha tufanı daha dudaklarımdan döküldü ama Henry ne demek istediğimi anlamıştı. Tek kaşını kaldırdı. "Kadınlar da elbiseyi metresime aldığımı sandılar dimi?" Başımı hızla salladım. Sonunda nefes alışverişlerim düzelince biraz olsun kendime geldim. "Şimdi o kadınlar elbiseyi benim üzerimde görünce yüzlerinin aldığı ifadeyi sana gelince anlatırım," dedim Henry bana iyilik yapmış olabilirdi ama benimle baloya gelmeyeceğini biliyordum. Onu daha fazla zorlamaya niyetim yoktu. Bu kadar kahkaha ve yediğim tıka basa yemekten sonra kendimi oldukça yorgun hissetmiştim. Gül odasında sessizlikle çayımızı yudumladık. Huzuru iliklerimia kadar hissediyordum ve yarın endişelenmem gereken durumları daha sonra düşünecektim. Sıcak çayımı yudumlarken ateşin dansını izledim. Çok geçmeden ikimizinde uykusu gelince odalarımıza gitmek için ayrıldık. Dediği gibi yatağımın üzerinde kutu vardı ama yanında daha küçük bir kutuyu fark ettim. İçini açtığımda parlak taşlarla süslenmiş bir ayakkabı olduğunu gördüm. Kendimi sindirella gibi hissediyordum. Ayakkabıları yatağın kenarına bırakıp büyük kutuya geçtim. Kapağını açtığımda odada ki ışıkla büyülü gibi patlayan taşlara sahip beyaz bir elbise ile karşılaştım. Kolların da ve belinde siyah işlemeleri olan, sırt dekoltesini görünce gözlerimin açılmasını sağlayan kabarık etekli bir elbiseydi ve içimde onu bir an önce giyme isteğini hissettiğimde şaşırdım. Evet, bu elbiseyi giymek istiyordum. Yüzümde gülümsemeyle elbiseyi dolaba özenle kaldırdım. Terzideki kadınların bu elbiseyi görünce suratlarında oluşacak ifadeyi merak ediyordum. O gece yatağa yattığımda içimde bir huzur hissi vardı. Burada gözlerimi açtığımdan bu yana ilk defa kendimi bu kadar rahat hissediyordum. Geri dönmeme dair endişelerim vardı ama artık daha yakın olduğumu hissediyordum. Kim bilir yarın neler getirecekti. Gözlerim uykuya teslim olurken baloda nasıl vakit geçireceğimi düşündüm. Bunun altından kalkabilecek miydim? Bu zor olacaktı ama uykuya dalarken içimde yanan umut sayesinde başaracağıma az çok emindim. Sabahın ışıkları odamı aydınlattığında gözlerimi araladım. Yine o eşsiz kuş sesleri odamda yankılanıyordu. Ona eşlik eden bir horoz ve durmadan ses çıkaran bir inek vardı. Doğanın seslerinin bu kadar mutluluk verici olduğunu düşünmezdim. Yataktan doğrulup elbiselerimden birini giymeden önce iç çamaşırım üstüne kombinezonumu giydim. Kış mevsimine uygun kalın çorapları ayağıma geçirdikten sonra önlerinde mavi taşlı içi kürklü terliğimi de giydikten sonra kahvaltıya inmeye hazırdım. Bu sabah saçlarımı örmemiş sadece bir kurdeleyle basitçe toplamıştım. Yeşil odaya adım atmamla çocukların gülümseyen yüzlerinin bana dönmesi bir oldu. "Günaydın," dedim sevimli yüzlerine dokunarak. İkisinin yanaklarının yumuşaklığı onları deli gibi öpme isteği uyandırıyordu ama onları coşkun sevgimle korkutmak istemiyordum. "Günaydın Bayan Addie," dedi Allan sevimli yüzünde kocaman bir gülümseme ile ama Clara yerinden kalkıp bana bacaklarımdan sımsıkı sarılınca gözlerim ardında kadar açıldı. Böyle aşırı sevgi hareketleri gösteren Clara'nın bana düşkünlüğü canımı yakıyordu. Onu bırakıp gittiğimde çocuğun kalbinin kırılmasına neden olmaktan korkuyordum. "Öncelikle günaydın demen gerekmez mi Clara?" diye sordu Henry odaya girdiğinde. Bugün üzerinde koyu gri bir takım elbise vardı. Ceketini sandalyeye astı. Oturmadan önce her yemekte yaptığı gibi beyaz gömleğinin kollarını sıvadı. Takımı gibi koyu gri olan yeleğinin cebinden bir saat zinciri görünüyordu. Bu adamın asker vücuduna yelek tam oturmuştu ve geniş omuzlarına biraz dar gibi gelen gömlek onun güneşte kalmış tenini daha da parlatıyordu. Ona bu kadar dikkatli bakmamalıydım ama gözlerim bir bakmaya başlayınca kendime engel olamadım. Sonunda Henry ekmeğe uzanırken bana baktı ve alaycı bir gülümseme ile tek kaşını kaldırdı. Yakışıklı olduğunu bilen bir adamdı. Benimde onu beğendiğimi düşünüyordu. İnsan kadın erkek fark etmeden güzelliği takdir etmekten kendini alamıyordu. Benim dikkatimde bundan ibaretti. Bana bakışı kendimi toparlamama neden oldu. "Clara," dedim sesimi sakin tutmaya çalışırken. "Bana ne olduğunu söyler misin?" diye sordum. Clara bazen aşısı bir duygusallık gösterebiliryordu ama bu tavrı daha farklıydı. Clara minik başını bacaklarımdan kalırıp gözlerimin içine baktı. "Bu sabah Allan'a," dedi ve o an kendisine endişe içinde bakan Allan'a döndü. Bir süre ona baktıktan sonra yeniden bakışlarını bana çevirdi. "Size anne diyeceğimi söyledim," dediğinde masadan bir gürültü geldi. Henry elindeki bıçağı yağ sürerken tabağına düşürmüştü ama bizim olduğumuz tarafa bakmadan bıçağı alıp kaldığı yerden devam etmeye başladı. Mesajı açıktı. Bu konuşmada tek başımaydım. Allan ise yere bakıyordu. "Ama Allan bana size ilk defa anne dediğimizde kızıp cezalandırdığınız zamanki gibi davranabileceğinizi söyledi ama siz değiştiniz değil mi? Artık bize öyle kötü bakmıyorsunuz." Güzel yüzü öyle masumdu ki geçmişe dair anlattığı her kötü olay daha da sarsılmama neden oluyordu. Küçük kızın söyledikleri kalbimi acıtıyordu ve aynı zamanda Henry'de can kulağıyla onu dinliyordu. Duyduklarından sonra yüzü ifadesizleşmişti. Ama ekmeğini yemeğe devam ediyordu. Ona değil Clara'ya odaklanmalı ve içindeki derdi yok etmeliydim. Bu yüzden kollarından tutup bacaklarımdan uzaklaştırdım ve o bu hareketi yanlış anlayıp birden ağlamaya başladı. Karşısında diz çöktüğümde ise gülümsedim. "Ağlama Clara, eğer bana anne diye seslenmek istersen beni ancak çok mutlu edersin," dedim. O kelime ile seslenilmek çok çok ayrı bir duyguydu. Bu çocukları ben doğurmamıştım ama sanki onlar benimmiş gibi değer veriyordum. Hayır benimmiş gibi değil. Bu çocukları daha ilk gördüğüm andan itibaren sahiplenmiştim. Clara bana bakıp gözlerindeki yaşları sildi. Yüzünde perileri bile kıskandıracak bir gülümseme vardı. "Peki, anne," dediğinde dayanamayıp uzanıp onu yanağından öptüm. Ayağa kalkıp ona oturması için yardım ederken Henry'nin çay içtiği fincanın arkasından gülümsediğini gördüm. "Ben-" diye başladı Allan konuşmaya bakışlarını önünde ki yumurtaya dikmişti. "Bende size anne diyebilir miyim?" İçimden bu çocukları deli gibi öpmek geçse de sakin bir şekilde masama oturdum ve uzanıp Allan'ın saçlarını okşadım. "Evet oğlum sende bana anne diyebilirsin. Gerçek anneniz gibi olamam ama sizi çok seveceğime ve koruyacağıma söz veriyorum," dedim. Allan başını salladı ve yemeğine geri döndü. Clara ise sütünü içiyordu. Bakışlarım Henry'e kaydığında bana gülümseyerek bakıyordu. Bende ona karşılık vererek kahvaltıma döndüm. O da çok geçmeden çocukların tabaklarına birer ballı ekmek koyup yemeleri konusunda ısrar etmeye başladı. "Bu akşam ki balo için heyecanlı mısın?" diye bana sorduğunda şaşkınlıktan az kalsın lokmamla boğluyordum Birkaç kere öksürdükten sonra boğazımı yumuşatması için çayımdan bir yudum aldım. "Aslında heyecanlı değilim desem yalan olur," dedim tüm samimiyetimle. "Ama halledemeyeceğim bir şey değil." Başını salladı ve sandalyesinden doğrulduktan sonra ceketini tek bir hamlede sırtına geçirdi. Hareketleri sahip olduğu bedene göre zarif ve seriydi. "Senin bu geceyide kendine has yöntemlerle atlayacağına eminim," dedi ve Clara'nın başının tepesini öptü. "Bana olan güvenin gururumu okşadı," dedim alaycı bir sesle. Benimle dalga geçtiğini biliyordum. O da bunu kanıtlarcasına gülümseyip Allan'ın başının tepesinden öptü. "Eh ne yaparsan yap beni şaşırtacağın kesin," dedi. Onun gideceğini bilerek gülümsedim ve tek kelime etmedim. Sofranın ortasında duran yumurtalara uzanmak istediğimde ise yanımda duran ve inanılmaz bir ısı yayan bedenini hissettim. Ben daha ona bakamadan eğildi ve başımın tepesine bir öpücük kondurdu. "Akşama görüşürüz Bayan Addie," dedi ve beni şaşkınlıktan küçük dilini yutmuş bir halde masada bıraktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD