Telsizin mandalını bıraktığım an, sığınağın içindeki o ağır hava dışarıdaki fırtınayla birleşti. Kendi sesimi o eski frekansta duymak, köprüleri yakmak değil, yepyeni bir kıta keşfetmek gibiydi. Amcam, sandalyeye çökerken gözlerinde garip bir hafiflik vardı. "Oyunun kurallarını değiştirdin Lara," dedi fısıltıyla. "Artık kimse seni mat edemez." Haklıydı. Ben dünyayı onarmaya çalışmamıştım; Olympus’un o çürümüş sistemine Reset atmıştım. Tıpkı 15 yaşındayken amcamın o eski bilgisayarın başında bana öğrettiği gibi: Temeli çürükse güzelleştirmeye çalışma; yık ve yeniden kur. "Pee Chaiya," dedim, gözlerimi analog ekrandan çekmeden. "Sinyali gönderdik, gelmeleri an meselesi. Jeneratörü kapat, artık elektriğe ihtiyacımız yok. Kendi statik enerjimiz bize yeter." Chaiya mühimmat kutusunu ser

