Yankı Testi

867 Words
Cümle cihanda Hak rızası güdersin, Oğuz Han gibi düşmanla cenk edersin. Alper Tunga gibi Turan'a gidersin, Sökülse de dişlerin yine kurtsun sen, Altay'dan Tuna'ya yine Gök Türksün sen. Yusuf Tuna .... Altı gün sonra... Ne bir ses vardı, ne bir nefes,zaman diye bir şey kalmamıştı. Aybora'yı,göçük sırasında aldığı darbe, şiddetli ağrı ve ani oksijen düşüşü travmatik şok durumuna sokmuştu. Beyin, hayatta kalmak için bilinç düzeyini bilinçli olarak düşürmüş; kalp atımı, solunum ve metabolizma yavaşlamıştı. Karanlık, soğuk ve hareketsizlikle birleşen bu durum, vücudun enerji ve su tüketimini en aza indirdiği yarı koma hâlini tetiklemişti. Aybora uyumuyordu; bedeni, yaşamak için kendini kapatmıştı.​ Kulağına fısıltı hâlinde "Kalk artık!"diye bir ses doluyordu.Sesle irkilen Yüzbaşı Aybora, gözlerini açtığında bir an için ölmüş olduğunu sandı. Fakat burnuna çürümüş toprak, demir ve yanık barut kokusu dolduğunda, hâlâ ğöçüğün altında olduğunu anladı. Kayaların arasındaki küçük boşluklardan içeri oksijen sızıyordu.Başını çevirmeye çalıştı,kıpırdayamadı. Sol omzunun altında bir baskı, sağ bacağında ise tarif edilemez bir ağrı vardı. Bilinci gidip geliyordu.Üzerindeki hücum yeleğinin cebinden küçük bir el feneri çıkarıp yaktı ve etrafı incelemeye başladı.Düşen taşlar küçük bir odacık oluşturmuştu ve o odacığın içindeydi.Tavandan sarkan toz taneleri, zamanın donduğu bir boşlukta süzülüyor gibiydi. Hemen sol bileğini yokladı. ZAMAN-1 hâlâ çalışıyordu. Küçük ekranda sayı yanıp sönüyordu:648.000 kalp atımı yazıyordu."Kahretsin altı gün olmuş."diye mırıldandı. Alperen aklının tam ortasındaydı.Bir cesaretle elindeki feneri Alperen'in olduğu yere tuttu.Cesedi hiçbir şekilde bozulmamıştı.Sanki canlı gibiydi.Tozla kaplanmış yüzü parlak ve huzur doluydu.Vücudunun bozulmamasından heyecan duyarak ölmediğini düşündü. "Alperen!"diye sevinçle inledi.Ses gelmeyince elini uzatıp dokundu.Vücudunun buz gibi oluşuyla yüreğinde yeniden bir yangın çıktı.Aklına babaannesinin "Şehitlerin bedeni çürümez, öylece kalır.Bir ayet vardır bilir misin? "Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.” (Bakara, 2/154.)"dediğini anımsadı. Aldığı eğitimler ve içinde bulunduğu silahlar,savaş,kan ve mücadele dolu dünya hasebiyle ruhunu aldırmış,buzdan bir betona dönüşmüştü.Ama yanında uzanan can dostu için istemsizce ağlıyordu.Yanağına süzülen gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. Aklının bir köşesinde, merkezdeki ekiplerin çoktan harekete geçmiş olabileceği düşüncesi vardı. Belki mühendisleri bulmuşlardı. Ama bu düşünce içini rahatlatmadı.Çünkü kendilerine iletilen, teröristlerin şifreli konuşmaları sadece birkaç kelimeden ibaretti ve kendisi bunu saha tecrübesiyle çözmüştü.Mühendislerin yerini bilen son kişi yine kendisi olabilirdi. Görev bitmiş olabilirdi… ama bitmemiş de olabilirdi. Aybora, belirsiz bir kurtarmaya güvenemez varsayımlar üzerinden hareket edemezdi.O yüzden ayağa kalkmak zorundaydı. Sadece yaşamak için değil; görevin yarım kalmaması için. Kurtulmaya odaklanmalıydı.Kulaklarına aldığı eğitimin sözleri doldu:"En zor anında dahi, zihnini soğukkanlı tut. Görev, senden daha büyüktür."Zihninde bu cümle yankılanırken bilinci tekrar bulanıklaştı.Uyanık kalması gerekiyordu.Uyursa bir daha uyanamazdı. Susuzluktan ağzı kupkuru olmuş dili şişmeye başlamıştı.Baş ağrısı, sersemlik ve odaklanma bozukluğu yaşıyordu.Aldığı ağır eğitimler ile üç güne kadar susuz dört gün aç kalabiliyordu.Ama altı gündür mahsur kalmıştı. Avantajı ise altı gündür bilinç kaybı yaşadığı için uyumuştu.Böylece vücut fonksiyonları yavaşlamış,efor sarf etmediği için terlememişti ve vücudundaki su onu altı gün boyunca idare etmişti.Fakat son sınırdaydı.Acilen su bulmalıydı ama nasıl?Açlık mideyi kemiriyor, susuzluk dilini taşa çeviriyordu.Yanında bir silah vardı ama o an silahıyla değil, zekasıyla kurtulabileceğini biliyordu. Aylar süren eğitimlerde, böyle durumlar için zihinsel simülasyonlardan geçirmişlerdi. Ama kimse “Arkadaşının cesedinin yanında, kurtulma umudun olmadan kaç gün dayanırsın?” diye sormamıştı.Alperen'in acısı yüreğine çöreklenmiş geçmiyordu.Kendine komut verdi:Sen soğukkanlı, kontrollü,asla pes etmeyen,her güçlüğün altından bir şekilde çıkan profesyonel bir komandosun."diye düşündü. Kafasında su bulabileceği bir strateji geliştirdi.Yaslandığı toprağın nemli olduğunu fark etmişti.O tarafa doğru yöneldi.Feneri toprağın üzerinde gezdirdi.Biraz ilerisi daha nemli hatta ıslak gibiydi."Buranın diğer tarafında su birikintisi var."diye düşündü.Eliyle toprak yığıntısından oluşan duvarı biraz kazınca ıslaklık biraz daha arttı.Kamuflajının alt tarafını biraz yırtıp ıslaklığa bastırdı.Kumaş parçası sıksa suyu akacak kadar ıslanmıştı.Ağzına götürüp kumaştaki suyu emdi.Bunu defalarca tekrarladı. Bacağı dizinin hemen altından bir kayanın arasına sıkışmıştı.Her kıpırdamada acı ile sızlıyordu.Ama vazgeçmedi. Bir özel harekatçının kaderi kaçmak değil, savaşmaktı çünkü.Elini kemerine attı, kasaturasını çıkardı. Kayayı kaldıramazdı ama üstteki küçük taşları tek tek kazımaya başladı.Dakikalar içinde çakının ucuyla bir boşluk yaratmayı başardı.Sol kolunu kullanarak bacağındaki kayayı yokladı. Aradaki boşluğu fark etti. Bir manivela gücü yaratması gerekiyordu. Küçük bir taş parçasını kaldıraç gibi kullanmaya çalıştı. Her hareket, gözünden yaş getiren bir acıydı ama en sonunda bir kıtırtı duydu ve kaya milim kaydı.Aybora, kendini sürükleyerek kayadan kurtardı. Nefes nefese kalmıştı.Derin derin soludu.Artık yedinci güne girmişti ve vücudu tükenmek üzereydi. Kurtarması gereken mühendisler,alması gereken bir intikam vardı.Buradan çıkmak için bir yarık oluşturmaya karar verdi.Bu yüzden en zayıf,ince tabakayı bulabilmek için yankı testi yapacaktı. Eline bir taş alıp tavana fırlattı ancak sesten yeterli bilgi alamadı. Daha sonra cebinden küçük metal matarasını çıkarıp içine birkaç taş parçası koydu ve sarkaç gibi sallayarak tavana doğru attı. Metalin tavana çarpmasıyla oluşan ses yankı yaptı. Aybora zihninde saydı: 1...2...3... Ancak sesin gerçek yankısı yaklaşık 0,018 saniye içinde geri döndü. Bu da tavanın sadece 3 metre yukarıda, yani göçüğün oldukça ince olduğunu işaret ediyordu. “Yakın… çok yakın.”diye mırıldandı. Yukarısı sandığından daha inceydi. Belki de yüzeye en yakın nokta burasıydı. Ardından taşı yere fırlattı ve çıkan sesin yankısını dinledi. Bu kez yankı daha tok ve derinden geldi; yukarının boşluk içerdiği ve yüzeye yakın olduğu daha da netleşmiş oldu.Yüzeye açılan ve kırılması en kolay zayıf bölgeyi bulmuştu. Bu noktada açıklık oluşturmak için telsizleri patlayıcıya çevirmeye karar verdi.Parçaları söktü. Bataryaları ayırdı.Metal matarasını taş ve metal parçalarıyla doldurdu. Yanıcı ne varsa içine ekledi.Ardından bir kablo parçasını fitil gibi yerleştirdi. Bu, bataryalardan gelen elektrik akımıyla ısınacak ve içerideki karışımı ateşleyecekti.Fakat vücudu iflas etti ve bir anda yere düştü.Uyursa öleceğini biliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD