ICloud Oturumu

2255 Words
Bir insanın gerçek asaleti, en çok kimse görmezken yaptığı küçük inceliklerde saklıdır.Alkış beklemeden gösterilen merhamette, anlatılmayacak kadar sessiz kalan fedakârlıklarda, kimse bilmeyecek olsa bile doğru olanı seçebilme kudretinde… İnsan bazen büyük sözlerle değil, fark edilmeyen davranışlarla kendini ele verir.Gerçek güç, gürültü çıkaran öfkede değil; dizginlenmiş ihtirasın içindeki o görünmez vakardadır. *Güç, hükmetmekte değil; incitebilecekken kendini tutabilmektedir.” *Bir komutanın ilk zaferi düşman üzerinde değil, kendi güdüleri üzerindedir.” Seimsizhayalet ........ Telefonun yanına gelen Aybora yerden alıp komodinin üzerine bırakmak isterken,Zühtü'den gelen mesajlar peş peşe ekrana düştü. "Aytolun bebeğim,niye evlendin? Bana hiç vakit ayırmaz oldun." "Ben seni çok seviyordum,o adamla niye evlendin?" "Seni benim gibi hiçbir erkek sevemez." Aybora'nın gözleri istemsizce ekrana kaydı.Sadece bir saniye bakmıştı fakat o bir saniyede gözüne çarpanlar,beynine kazınmış bir görüntüydü artık. Bilinçli olarak okumamıştı, ama kelimeler çoktan yerini almıştı zihninde. Hayalet savaşçı olması hasebiyle kendini öyle bir geliştirmişti ki,yıllar içinde beyninde bir tür hiper-odaklanma refleksi gelişmişti.Gözleri bir bilgiye takıldığı anda, beyin o bilgiyi kodlayıp fotoğrafik doğrulukta depoluyordu. Beynine depolanan mesajlar ile şoke olurken, telefonu tutan parmak uçları ateşe dokunmuş gibi yanıyordu.Telefonun soğuk ışığı parmaklarının arasından akıp gitti ve ekran karardı.Zühtü ismi,boğazına düğüm gibi oturmuş nefes alamıyordu.Elindeki telefonu sıkarken yüz kasları gerildi.Kızı uyandırıp, korkuturum diye sesini çıkaramıyor içten içe deliriyordu.Sessiz bir öfkeyle telefonu komodinin üzerine bırakıp odadan çıktı. Öfkesini boşaltabilmek için terasa geldi.Hırsla sağa sola adımlamaya başladı. Derin derin soluyarak nefes almaya çalışıyordu ama ciğerlerine hava değil sanki zehir doluyordu.Zühtü'nün mesajları kafasının içinde dönüp dururken,bağırarak,duvara sert bir yumruk geçirdi.Hırsını alamayıp bir tane daha geçirdi.O anda 'soğukkanlı ol'diyen askerî güdüleri devreye girdi.Çünkü öfkesi aklını perdeliyordu.Derin bir nefes verdiğinde mantıklı düşünmek için çaba harcıyordu.Tırabzanlardan tutup,sıktı.Gözleri, uykuya dalmış şehre döküldü.Sokak lambasının ışığında toz taneleri dans ediyor,tıpkı o toz taneleri gibi aklında birbiriyle çarpışan binlerce ihtimal dönüyordu.Öfkesini ,mantığının potasında eritip, komutan gibi düşünmeye başladı. "O adam kim? Nereden tanıyor?Geçmişinden biri mi? Belki bir yakınıdır.Belki de sıradan bir arkadaş,kıza şaka yapıyordur.Benim karıma böyle şaka yapan puştun dilinin kemiğini s..."dedi, yeniden parlayan öfkesiyle. "Kız benimle mecburen evlendi, belki hayatında biri vardı? Benimle evlenmek istememesinin en büyük sebebi o herif olabilir mi?Bu konuda Aytolun'u suçlayamam. Ancak onunla hâlâ görüşmeye devam ediyorsa o zaman işler değişir.Umarım o mesajlar sadece o piçin ölüme susama biçimidir,Aytolun cevap vermiyordur.Çünkü artık benimle evli.Böyle bir iğrençliğe asla izin vermem!"dedi, öfkeyle. "Öte yandan Aytolun'un böyle bir şey yapacağına hiç ihtimal vermiyorum.Ben o kızın bakışlarını, mimiklerini,düşüncelerini,her şeyini en başından beri irdeliyorum.Erkeklere karşı mesafeli bir duruşu var.Ne yaşamış bilmiyorum ama erkeklerden pek haz etmiyor.Ayrıca erdemli bir kız, mecburen yaptığı evliliğe bile ihanet etmez."diye düşünürken akıl yürütmeye devam etti: "Asır Poyraz Dağhan onun asil ruhunu görmese soyadını vermezdi.Hem kardeşinin bir ilişkisi olduğunu şıp diye anlayacak bir adam.Kızın birini sevdiğini bile bile benimle evlendirmezdi."deyip öfkeli bir nefes bıraktı. "Öte yandan komutanımın ilk önceliği vatan..."Genetik Eşik" projesisi için Aytolun'un birini sevmesini falan umursamaz ki.Belki kızdan fedakarlık yapmasını isteyip projeye katılmasını istedi?Kızın sevdiği adam falan demek...böyle bir ihtimalin olması bile beni delirtiyor!Kimseyi sevmesin! Hiçbir erkeğe en ufak bir ilgisi olmasın!Hiç kimsenin hiçbir şeyi,hiçbir uzvuna, gölgesine bile dokunamaz!O iti bulup, yazdığı mesajlardaki her harfi,kullandığı noktayı virgülü bile Göktuğ imzalı taahhütname ile kıçından iade edeceğim.Onu Aybora Göktuğ'u tanımayan cahil cesaretinden s..."derken öfkeli solukları yakıcı bir duman gibi havaya karışıyordu. Kafasındaki şeyi yapmak için içeri girip koridorun ucundaki çalışma odasına geldi.Sokak lambasının soluk ışığı odayı aydınlatmaya yetiyordu.Lambayı açmadan masanın başına sessizce oturdu. Laptopun kapağını açtı.Ekran karanlıkta bir anda parladı; Aybora refleksle parlaklığı kıstı.Bilgisayar açılırken aklından aynı cümle döndü durdu: “Zühtü… Kim bu puşt? diye deliriyordu. Bir an durup yaptığı şeyi sorguladı. "Yaptığım şey doğru değil ama yapmak zorundayım.Belki o piç, karımın peşindedir ve ona zarar verebilir.Kim olduğunu öğrenmek zorundayım.Bir asker olarak bu meseleyi çözmeden duramam."diye düşündü. Bilgisayar açılır açılmaz tarayıcıda otomatik olarak iCloud oturumunun kayıtlı olduğunu gördü.Aytolun şifresini girerken bir defa görmüş ve fotoğrafik olarak beynine kaydolmuştu. Kullanıcı adı zaten yazılıydı.Şifreyi girdi.Sessizlik, yükleme çarkının dönme sesiyle daha da ağırlaştı. Ekranda “Son Yedekleme: Dün gece 03:12” yazıyordu.Tam da Aybora’nın işine yarayan saatler. Sol menüden Rehber sekmesini açtı. Binlerce isim belirdi.Aybora, soğukkanlı bir asker gibi nefes aldı. Parmakları touchpad üzerinde kayarken, gözleri bir isme takıldı: "ZÜHTÜ...Bir de yanında yıldız işareti var favorilerde."derken çenesindeki kas gerildi.Tıklamak için bir an durdu, nefesini tuttu.İsme bastığında rehber kartı açıldı. Numara ekranda belirdi. Aybora bir süre ekrana baktı. Bilgisayardan Aytolun’un iCloud hesabına girip, telefonunun yedeğine ulaşmıştı. Artık telefonunda ne varsa önündeydi. Öte yandan yaptığı şeyden rahatsızlık duyuyordu. "Yine söylüyorum,bu yaptığım kontrol etme ihtiyacı falan değil.Anlamlandıramadığım bir rahatsızlık diyelim,ya da hep dediğim gibi karımı sakınma içgüdüsü."diye fısıldadı. Zühtü'nün numarasını,timindeki bilişim uzmanı Baykuş Musa'ya attı. "Baykuş, bu herifin kim olduğunu en kısa sürede bul,saniyede attığı adım sayısına kadar öğren!"diye yazıp gönderdikten sonra mesajı sildi. Sigara paketini alıp terasa geri döndü.Sindiremediği olay uykusunu kaçırmıştı. Ne gözlerini kapatabiliyor, ne de zihnini susturabiliyordu.Dışarıdan sessiz görünüyordu ama içinde bir volkan kaynıyordu.Sabaha kadar uyumayıp enine boyuna meseleyi düşündü.Damar damar içine yayılan kıskançlık yerli yerinde duruyordu.Gözlerini ufka dikmiş, yeni güne merhaba diyen güneşe bakarken telefonuna mesaj geldi.Mesajda Bordo Bereli eğitmeni iki komutanın bugünlük eğitimlere katılamayacağı kendisinin katılması gerektiği yazıyordu. Yerinden kalkıp yatak odasının kapısına geldi. "Hâlâ uyuduğuna eminim.Benim yüzümden bu saatte uyanmasın,tatlı uykusu bölünmesin.Giyinme odasına terastan geçerim."diye düşünüp yeniden terasa geldi ve kenarına yaklaştı.Giyinme odasının küçük balkonuyla arasında yalnızca dar bir boşluk vardı.Ayağını sağlam bastı, dizlerini hafifçe büküp ağırlığını öne verdi. Sessiz bir hamleyle aradaki mesafeyi aştı, parmak uçlarıyla balkon demirine tutunup kendini dengeledi ve nefesini tutarak,sessizce balkona geçip içeri süzüldü. Hızlı bir şekilde üzerini giyindi. Geniş omuzlarının üzerine oturan askerî yeşil tişört, vücut hatlarını netçe ortaya çıkarmıştı.Kumaşın sade ama disiplinli duruşu, adete karakteriyle uyum içindeydi.Yeşil ve kahverengi tonlarının karıştığı kamuflaj desenli pantolon görev ciddiyetini yansıtıyordu.Forma, uzun boylu fit vücuduyla bütünleşmiş,içinde çok asil ve karizmatik görünüyordu.Cüzdanından bir miktar para alarak komodinin üzerine bıraktı. Güneş gözlüğünü ve saatini takıp, tabancasını bel kemerine taktı. Ardından,kamuflaj desenli saha parkasını eline alıp ,balkondan terasa geçmeyi düşünürken odanın kapısı çaldı.Tek kaşı havalanırken "Müsait!" dedi,yüksek perdeden. Kapıyı açan Aytolun usulca içeri girdi.O anda göz göze geldiler.Aybora yeşil gözlerin güzelliğine hürmet edercesine gözlüğünü çıkarıp , tişörtünün cebine yerleştirdi.Gri gözlerinde sorgulayan bir fırtına esiyordu.O bakışın içine bir miktarda sitem karışmıştı. "Günaydın."dedi,buz gibi sesiyle. "Günaydın.İzinde olduğunu sanıyordum, komutanlığama gidiyorsun?" dedi,Aytolun. Yeşil hareleri karşısındaki kalıplı vücutta dolaşmaya başladı.Üzerindeki askeri formayı ona çok yakıştırmış,gözlerinde hayranlık melodileri çalıyordu.Aybora'nın formayla iyi bir konstrat yaratan heybeti, çevresine otorite yayıyordu. Tişörtü zorlayan kol kaslarına,karın kaslarının belirgin hatlarına, karizmatik yüzüne kısa bir bakış attı.Karşı cinse dair olumsuz düşünceleri yüzünden bir erkeğin fiziksel özelliklerine kapılacak bir kadın değildi ama Aybora'dan istemsizce etkileniyor,ondan etkilendiği için de kendine sinir olup içten içe kızıyordu. "Bu adam dağ başında,ilk gördüğümde bile beni etkilemeyi nasıl başarmıştı?"diye düşündü. Aybora'nın düşünceleri ise Zühtü ve mesajlarıyla doluydu.Kafasının içinde dönüp duran mesajlar öfkesine ruh üfleyip ayağa kaldırdı. Grileri keskin, karanlık bir buz kütlesine dönüştü. Gözlerini kırpmadan yeşil gözleri talan ediyordu. Onun bakışlarıyla ürperen Aytolun anlam veremediği bakışları çözümlemeye çalışıyordu. Aybora hızla düşüncelerini toparladı.Aklını,kaliteli kişiliğini aktif edip,meseleye mantıklı bakamayan güdülerini kenara sıyırdı ve bakışlarını yumuşattı.İç yüzünü bilmediği bir mesele yüzünden kızı kırıp dökecek ahmak ve sığ bir adam değildi. Net olarak bilmediği mesele yüzünden ön yargıyla hareket edecek aptal bir adam hiç değildi. "Karargaha gidiyorum.Bordo Bereli adaylarına eğitim vereceğim.Ancak akşama dönerim.Evde tek başına kalabilecek misin?Bir şeye ihtiyacın olursa beni ara, istediğin şeyi hemen eve gönderirim.Buralara yabancısın ben yanında yokken dışarı çıkma.Ne olur ne olmaz, lazım olur diye para bıraktım.Buz dolabında her şey var, güzelce kahvaltını yap."dedi, sakin bir sesle. Aytolun kollarını göğsünde bağladı. "Beni iyice çocuk belledin.Ne demek evde tek başına kalabilir misin? Ben bir Asenayım yüzbaşı."diye çıkıştı. "Haklısın çocuk tabiri senin için büyük kaçar, sen ancak minik kızıl bir kuş olabilirsin."dedi,Aybora. Sesindeki ince mizah Aytolun'un dikkatinden kaçmadı. "Dalga geçebileceğin biri değilim Bay Abuzid..."derken ,Aybora ani bir hamleyle ağzını kapatıp,sırtını duvarla buluşturdu. "Dağ keçisi bana öyle hitap etme demedim mi?"derken yeşil harelerin esrarlı kancasına takılıp kaldı. "Karşımda diklenip, bana kafa tutup bıcır bıcır şakıyorsun ya,ben böyle şeylere hiç alışık değilim.Deli cesaretini dizginle,yoksa yaptıkların,koca hakkı olarak sana geri döner..."dedi,imalı şekilde. Aytolun ağzı kapalı olduğu için konuşamıyordu.Ellerini kaldırıp işaret dili ile art arda bir şeyler söylemeye başladı. "Ağzı dursa eli durmuyor." diyen Aybora ince bileklerini tek eliyle kavradığı gibi kızın başının üstüne sabitledi. "Galiba canın sıkılıyor ve benimle uğraşmak hoşuna gidiyor.Canın sıkılıyorsa akşama kocan için yemek yap.Orman kebabını çok severim."dedi,kuytu bir ormanı andıran yeşil gözlere bakarak. "Yemeğin adını koyarak büyük yardım etmiş oldum.Annem, 'yemeğin adını koymak yapmaktan daha zor' der" diye ekleyip kızın ellerini serbest bırakıp,ağzını kapatan elini çekti. "Biliyor musun orman kebabı sevmene hiç şaşırmadım." dedi,Aytolun laf dokundurarak. "Ne de olsa sen de dağ taş hayranısın."diyen Aybora kapıdan çıktı. "Beni bir daha sakın yatağına koyma! Bir erkeğin yatağında uyumak istemiyorum."diye seslendi Aytolun arkasından. "Sana da iyi günler."diyen Aybora seri adımlarla evden çıktı. Aytolun yatak odasına geldi.Gözleri telefonunu arıyordu.Komodinin üzerinde olduğunu fark edip yanına geldiğinde telefonu eline aldı.Ekranı kaydırdığında Zühtü'nün mesajlarını gördü. "Uyurken telefon cebimdeydi,sanki bir ara cebimden düştüğünü hatırlıyorum.Komodinin üzerine yüzbaşı koymuş.Zühtü'nün mesajları uyuduğum saatten biraz sonra gelmiş.Mesajları görmüş olabilir mi? Görseydi,normal davranmazdı.Belki de gördü ama kafasına takacak kadar önemli bulmadı.Onun neyiyim ki yaptıklarımı umursasın? Babasının bile sevmediği bir kızı dikkate almaya niye değer görsün? Babasının kalbine sığmayan bir kız dünyanın hiçbir yerine sığmazmış."dedi, gözleri buğulanırken. "Bununla beraber Âybûrâ farklı bir adam.Mecburen yaptığı evliliğe sadakat gösterip sadakat bekleyecek bir karakteri var.Hiçbir şeyi değilim fakat en azından bana saygı duyuyor ve kadınların değerli olduğunu düşünüyor.Bazı yönleri abime çok benziyor.Ona Zühtü meselesini açıklamayacağım.Eğer mesajları gördüyse,Zühtü'yü zaten en kısa zamanda bulur.Gerçi Zühtü'yü bulmak hiç kolay değil,sıradan bir insan asla bulamaz.Fakat Âybûrâ Göktuğ'dan bahsediyoruz,kıvrak zekasıyla, bakalım bulabilecek mi?"derken telefonuna Aybora'dan mesaj geldi. "Kapıya taze ekmek bıraktım,afiyet olsun."yazıyordu. Kaşları şaşkınca havalandı ve villanın giriş kapısına indi,kapıyı açtığında dış tarafına asılmış ekmek poşetini gördü.Bir tane daha poşet vardı.Aytolun iki poşeti de alıp kapıyı kapattı.Ekmek sıcacıktı.Diğer poşeti açtığında içinin çikolata dolu olduğunu gördü.Kocaman açılan gözleri doldu ve öylece donup kaldı.Eli istemsizce çikolatalardan birine uzandı.Tuttuğu çikolatanın ambalajından çıkan hışırtı sesine bile yabancıydı.Dolan gözleri akmaya başladığında,zihni mazi denilen şeridin yıllar öncesine aktı gitti. Daha yedi yaşındaydı.Hayatında hiç çikolata yememişti.Evden çıkan babasına yaklaşıp bir cesaretle "Baba bana çikolata alır mısın?"dedi. Hiddetle Aytolun'a dönen adam ağzının üstüne okkalı bir tokat geçirdi.Ağzı kan içinde kalan Aytolun tokadın şiddetiyle yere yapıştı. Gözünde canlanan sahne ile elindeki çikolatayı düşüren Aytolun'un boğazı düğüm düğüm oldu ve gözyaşlarına boğuldu.Hayatında hiç çikolata yememişti ,tadını bilmiyordu.Aybora'nın aldıklarını da yemeği düşünmüyordu.Ekmeği mutfağa bırakıp,en üst kata çıktı ve giyinme odasına girdi.Çikolataları hızlı bir şekilde kilitli çekmecesine koyup, kasvetini dağıtmak için bahçeye çıkmaya karar verdi. Aşağıya inip evin anahtarını kapıdan çekip eline aldı ve dışarı çıktı. Bahçeye adım attığında ayaklarının altındaki serin çimlerin yumuşaklığını hissetti.Bahçenin duvarları boyunca ardıç ağacı sıralanmıştı. Biraz ileride Hera'nın kulübesini gördü.Hera yere uzanmış,siyah tüyleri güneşin altında parlıyordu. Kulağına değen adım sesleri ile birden ayaklandı ve Aytolun'a doğru hırlamaya başladı. Aytolun,zincirle bağlanmış köpeğe yaklaştı. "Benden hoşlanmadığını biliyorum ama bilmen gereken bir şey var.Âybûrâ benim kocam."dedi, nispet yapar gibi.Hera'nın , söylediklerini anladığına emindi çünkü hayvanlarla çok iyi telepatik bağ kurabiliyordu.Zaten o da daha çok havlamaya başlamıştı.Aytolun umursamadan yanından uzaklaştı. Gözleri etrafa yayılan siyah güllere takıldı; sanki geceyi gündüzün ortasında gizleyen gizemli fısıltılar gibiydiler. Birkaç adım ötede, küçük süs havuzu vardı.Suyun sesi ruhuma dinginlik katan bir melodi gibiydi. Gözü bahçe koltuklarına ilişti.Minderleri davetkâr bir huzurla bakıyordu. Biraz otursam mı?"diye geçirdi içinden.Ama burnuna çarpan taze nane ve fesleğen kokusu onu diğer köşeye çekti.Oraya doğru adımladığında küçük bir bahçe yatağında yeşeren fideler yaşamın tazeliğini gözlerine ikram etti.Bir miktar maydonoz,nane,küçük marullar, fesleğen ve yanlarındaki fidelerde minik biberler boy veriyordu.Yüzünde istemsizce bir tebessüm oluştu.Fesleğenden bir yaprak koparıp kokladı.Bitkinin reyyası ciğerlerine doldu. Bahçe oldukça büyüktü.Arkaya doğru uzanan kısma doğru yürümeye başladı. Güney taraftaki köşede boyu göğe doğru uzanan bir dut ağacı vardı.Yaprakları arasından sızan ışık, yere gölgeli desenler bırakıyordu.Kalın dallarından birine salıncak kurulmuştu. Salıncağa bakarak bahçenin en kuytu noktasına vardığında, gözleri; karşıda yıpranmış ve yılların ağırlığını taşıyan eski bir eve takıldı. Perdeleri sökülmüş, camları puslanmıştı. O anda, içini soğuk bir ürperti sardı. Çünkü puslu camın ardında, yedi yaşlarında bir kız çocuğunun silüetini gördü. Küçük kız, yüzünde yaşlarla Aytolun’a bakıyordu. Gözleri kederle dolu, dudakları titriyordu. Aytolun’un yüreği bir an yerinden kopacakmış gibi çarptı. Çocuk öyle içli ağlıyordu ki,sanki yardım dileniyordu. Aytolun'un nefesi kesildi, parmak uçlarına kadar buz kesti.Çünkü yıllardır içinde bastırdığı acısı hortlamıştı.Kızın gözyaşları ile canı niye bu kadar yanıyor anlamıyordu.Geçmişten gelen acısı niye bu denli kabardı bilmiyordu.Kızın ağlamasına kilitlenmiş hâlde bakarken “Ağlama!" diye fısıldadı. "Acaba annesi evde tek mi bırakmış?"diye düşünürken,kızın kaybolduğunu fark etti.Evin, görebildiği tüm camlarını bakışlarıyla tararken,dut ağacındaki salıncak sallanmaya başladı.İçinde tuhaf bir ürperti hisseden Aytolun hızla bahçeden çıkıp eve girdi. ...... Aybora, mat yeşil askeri ciple, Karagöl eğitim alanına doğru stabilize yolda, toz bulutunun içinde ilerliyordu.Bir eli direksiyondaydı, diğeri telsiz mikrofonunun üzerinde. “Kartal-3, eğitim alanına giriş yapıyorum. Güvenlik hattı temiz mi?”diye sordu. Telsizden cızırtılı bir ses geldi: “Temiz, komutanım. Adaylar sıraya dizildi sizi bekliyor.” Cip, göl kenarındaki toprak yola girdiğinde çakıllar lastiklerin altında çıtırdadı. Kamp alanının nöbetçileri, onu görünce hemen hazır olda durdular. Aybora fren yaptı; cip keskin bir manevrayla durduğunda motor gürültüsü bir anlık yankıdan sonra sustu. Kapıyı tek hamleyle açan Aybora dışarı adım attı.Yürüyüşü dimdik ve sertti.Yüzündeki ciddi ifade, genç askerlerin gözünde anında bir otorite kurdu.Aybora'yı görür görmez "Sıçtık..." diye düşünmeye başlamışlardı. Sabah sisi hâlâ dağılmamıştı.Karagöl, dağların arasında ayna gibi duran koyu renkli bir su kütlesiydi; çevresi dikenli tellerle çevrilmiş, dış dünyadan tamamen izole edilmiş,1550 m rakımlı,Kulp sınırına yakın eğitim alanıydı.Uzakta kartallar dönerken, göl yüzeyine düşen güneş ışıkları beyaz bir parıltı hâlinde titreşiyordu. Aybora gözlüğünü yavaşça çıkarıp cebine koydu. Keskin gözleriyle esas duruşta ki, 30 kişilik Bordo Bereli adayını süzdü. "80 kişiden geriye 30 kişi kalmış."deyip bakışlarını göle çevirdi.Düşünceli grileri, yeniden askerlere döndüğünde "Kaç saattir susuzluğa karşı direniyorsunuz?"dedi. Lider konumdaki aday "48 saat oldu komutanım.Yalnız 24 saat önce 400 ml içmiştik." dedi. "Açlık?" "35 saat oldu komutanım." dedi,lider aday. Gözleri ince bir çizgi hâlini alan Aybora "Güzel, şimdi gölü bir yudum su içmeden, yüzerek karşı kıyıya geçeceksiniz!"dedi, net şekilde.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD