|SUÇLULUK|

1226 Words
Bir masalın başladığını anlamak için güzel başlamasına gerek yok. Masallar bir kuyunun dibinde, karanlık bir ormanda ya da zorla evlendirilen bir kızın düğünüyle başlayabilir. Her zaman iyi ilerlemek zorunda da değildir, masalları masallaştıran da zorluklara rağmen imkansız görünen bir mutluluğa erişmek değil midir? Masalların değişmeyen koşulu ise kötülerdir ve ne yazık ki hayatımızı masallaştıran için de kötülere ve kötü anlara ihtiyaç duyarız. Berçem, kötü olanın tamamen hayat olduğuna emindi ama hayatın onu neden buraya getirdiğinde habersizdi. Bu yüzden de suçu bilmediği tek şeye atmak konusunda oldukça emindi; kaderine... Öte yandan Miran, karşısında duran yeni gelinine büyülenmiş biri gibi bakıyordu. Neyse ki bu masalın cadısı ya da büyücüsü yeşil gözlü Berçem değildi... MİRAN Tarçın renginde uzun saçlarında örgü sanki saygıyla bozulmadan duruyordu. Bütün vücudu büyük bir nizam içinde birbirine uyumlu olan parçalarla bir yapboz misali birleştirilmişti. Yeşil gözleri, yosunu yumuşaklığı ve kayganlığı gibiydi. Nemli olan gözleri onları daha da canlandırmış ve ortaya çıkartmıştı. Adeta, dilim tutulmuştu... Beklediğim kişi böyle görünmüyordu. Acaba o da benim için ne beklemişti? Bunları düşünürken bana masum şekilde bakan gözleri aklıma hiç hatırlamamaya istediğim bir gerçeği düşürüverdi. Dedesinin katili bendim... O bunu bilmeyerek, belki de bizim iyi insanlar olduğumuzu düşünerek buraya gelmişti. Karım olacaktı! Tek kelime edemez halde karşısında dururken o da tek kelime edemez şekilde bana bakıyordu. Benden korkmuş muydu? Belki de içine doğmuştu ve benim onun burada olmasına bizzat sebep olduğumu hissetmişti. "Öyle birbirinize mi bakacaksınız?" Annemin sesiyle ikimizde irkilerek kendimize geldik. Ürktüğü anda titreyen göz kapakları ve kalkan omuzlarıyla ne kadar kırılgan olduğunu birden gözler önüne serdi. Narin ve ince parmakları önünde birbirlerini buldular ve çelimsiz şekilde bir eli diğerini sıktı. Gözleri yeniden yeri bulduğunda, yanımda dikiliyordu. Benden oldukça kısa olduğunu fark ettim. Henüz tepede olan güneş saçlarına vurunca bir ışıltı yayılır gibi oldu saçının renginden. Gözlerim, var olduğuna inanmadığı bir şeye sahip olacakmış gibi durmadan ona bakmak istiyordu. "Ya ne edeceğiz?" diyerek anneme odaklanmaya çalıştım. Biraz daha böyle tavırlar sergilersem hepsinin benimle alay edeceğine emindim. "Hazırlanacaksınız! Akşama düğün yapacağız bilmez misiniz?" Babamın emir verici tonu onu yeniden ürkütmeye yetmişti. Bu kadar kırılgan bir kızın benim hayatımda ne işi var diye sorguladım birden bire. Kader bize gerçekten bir oyun oynuyor gibi hissetmekten kendimi alıkoyamadım. Kırıp dökmeye müsait olan dilim ve her şeyi net olarak düşünmeye alışmış aklımın kalıbına asla dayanamayacak biri bizzat böyle bir adamın karısı olmak üzereydi. Çocuk yapmak için... Dedesinin katiline bir evlat verebilmek için... Düşündükçe ruhum sıkıldı, nefes alamıyor gibi hissettikçe kaşlarım istemeden çatıldı. Yanımda duran kıza çatık kaşlarıma baktım ve bir hışımla ondan uzaklaştım. Odama doğru yola koyulurken arkamdan Civan da geliyordu. Bu kalın ve hızlı adımların sahibi ondan başkası olamazdı. Birlikte merdivenleri çıktıktan sonra yatak odasına doğru ilerlemeye başladık. Bana yetişmişti, yanımdan yürüyordu ama hiç konuşmadı. Odanın kapısının önünde Şilan'ı gördüm. Bana kızgın bir şekilde bakıyordu ancak gözlerinde biriken hüznü görmemek de mümkün değildi. Odaya girdikten sonra arkamdan ikisi birlikte girdiler. Arkaya bahçeye bakan camın önüne gittim ve nefesimi dengelemek, aklımdaki düşüncelerden kurtulmak adına gözlerimi kapattım. "Neler konuştunuz? Yeni gelinini beğendin mi bari? Korktuğun kadar çirkin görünmüyordu ama etkileneceğini kadar güzeldi sanırım." Şilan'ı imalı sözleri kulağıma ve oradan da zihnime düştüğünde gözlerimi açtım ve bir hışımla ona döndüm. Her ne kadar bu durumun onda bıraktığı tahribat bildiğimden onu kırmak istemesem de benim de içinde bulunduğum durumu asla anlamaması sinirime dokunuyordu. "Derdin bu mu? Bunu mu düşünüyorsun gerçekten? Ben kızın dedesini öldürdüm ve onu kimsesiz bıraktım Şilan! Öğrenecek olursa neler olur biliyor musun? Daha yirmi yaşında genç bir kız, hayatını köyde ve dedesiyle geçirmiş biri! Yaşadığım vicdan azabını düşünebiliyor musun? Ya da ne bileyim babamın bana yüklediği zorunluluğun beni ne kadar kötü bir duruma soktuğunun farkında mısın? Karşıma geçmiş bir de şimdi böyle şeylerle imalarda mı bulunuyorsun? Babama bir çözüm önerisiyle gitseydin bu kadar rahatsızsan bu fikirden. Günlerce benimle konakta köşe kapmaca oynamak yerine karşıma geçip bu böyle olmaz buna bir çözüm bulalım deseydin! Ama naptın, beni tüm bunlarla yalnız bıraktın ve benim senin ayağına gelmemi, sana sevgi sözleri söyleyerek gönlünü almamı bekledin! Bana destek olmak için benim sana gelmemi bekledin! Gerçekten, halimi görmüyor olmanı geçtim bari böyle davranma!" Civan'ın yanında ilk kez tartışıyorduk, belki de evlendiğimizde beri ilk tartışmamız buydu... Sözlerim karşısında hiçbir şey demeden öylece durdu. Bir şeyler söylemesini beklemiyordum elbette ama bu suskunluğu beni daha çok üzmüştü. Odadan bir hışımla çıkıp giderken Civan'a baktım ve başımı iki yana salladım: "Başıma gelenlere inanabiliyor musun? Bir ava çıktık, nerelere geldi konu! Şimdi kimin gönlünü eyleyeyim? Hani birine dert anlatayım bilmem!" "Sakin ol her şeyden önce ve bu günlerin hızla geçeceğini, hepinizin çalışacağını unutma! Berçem'in buraya gelmesinin nedeni hepimizin malumu. Şilan da zamanla anlayacaktır." "Seven insan anlamaz Civan, hele Şilan asla anlamak istemeyecek. Çok kötü oldu bu, çok kötü oldu... Bir de babamın karşısında kulağı duya duya bir evlat verir gelin gelir de demesi onu iyice mahvetti. Konağın içinde iki tane farklı cephe olacaklar şimdi." "Hangisini koruyacaksın peki?" Civan'ın bu soruyu sormasını beklemiyordum ya da herhangi birini korumam gerektiğini de o ana kadar düşünmemiştim. Berçem'in masumluğu ve çekingen tavırı gözümün önüne geldi ancak o toyluğu yüzünden onu korumaya kalktığım her an bana karşı ya gönlü kayarsa diye düşünmeden edemedim. Beni sevmemeliydi! Benden nefret etmeliydi! Dedesinin katiline bir evlat vermesi yeterince büyük bir haksızlıkken bir de hayatını mahveden adama karşı bir şeyler hissetmesine ihtimal bile oluşturamazdım. Yapamazdım... "Kimseyi korumayacağım. Kadınlar arasına girmek gibi bir niyetim olmaz benim. Annemle babamın kararıydı madem bu ortaya çıkacak tüm sonuçlarla da onlar ilgilenirler bu saatten sonra. Şilan'ı da annem ehleyiversin! Beni zorla dayattıkları şeyin ne olduğunu hala bilmiyorlar. Babam sözde vicdan azabından kurtulmak isterken daha büyük bir günaha batırıyor bizi." "Amcam Berçem'i buraya gelin diye getirmeseydin kızcağızın hali nice olurdu bilir misin? Konaktan adam akıllı çıkmazsın, kimseyle konuşmazsın da ondan duymazsın. Ne yaşlı ağalar kendine karı olarak almak istemişler. Maksatları kızın iyiliği gibi gözükürmüş ama sen de ben de iyi biliriz ki bunu diyen ağaçların hepsinin niyeti farklıdır. Kıza yeni bir hayat bahşetmekten başka elinden ne gelirdi ki?" "Başka bir şehirde, bizden haberi bile olmadan yeni bir hayat kurmasını sağlayabilirdi ama yine kendi soyadının itibarını düşündü. Bilmez gibi konuşma Allah aşkına! Bir torunu olsun diye didinen babam için bu kaçırılmaz bir fırsattı o da hazır günah benimken bunu kullandı!" Civan, derin bir nefes alıp ağzını açacakken odanın kapısı açıldı ve babam içeriye girdi, arkasından da amcam geldi. "Giyin ve hazırlan artık, akşam oldu olacak. Kızı da hazırlıyorlar. Oyalanmayasın." "Baba..." "Tek kelime duymak istemiyorum Miran!" Net bir şekilde konuştuktan sonra dışarıya çıkıp gittiler birlikte. Civan, damatlığını askıdan alıp bana getirirken bir müddet takım elbiseye baktım ve aklım birden bire Berçem'i gelinlikle nasıl görüneceğine doğru kayıp gitti... Aynanın karşısına geçip üzerimi değiştirmeye başladığımda dalgındım ve aklımdan geçip giden şeylerin hepsi bugün konağımıza gelen ama benim hayatını mahvettiğim Berçem ile ilgiliydi. Miran'ın karşı koyamadığım bu duygular sadece kendisi için geçerli değildi. Berçem de ilk karşılaşmadan sonra aynı hisleri ve duyguları paylaşıyordu ancak aralarındaki fark bariz şekilde netti. Miran, nasıl bir günahın içine aldığının farkındaydı bu yüzden Berçem'i kendisinden nefret etmesi için ne gerekiyorsa yapacaktı. Böylece Şilan'dan da kendinden de bu masum kızı koruyabileceğine inancı oldukça yüksekti. Ne kadar süreceğini yalnızca zaman bilir ancak birbirlerine karşı çekilen bu iki zıt kutuplardan biri beyaz gelinliğini zarif bedenine geçirmiş, diğeri ise damatlığının ceketini giyiyordu. Misafirler gelmeye başlamış, insanlar tebriklerini sunmaya başlamışlardı. Birazdan bir nikâh kıyılacak ve Miran ile Berçem evli bir çift olarak bu konağın duvarları içinde yaşayacaklardı. Her şey iyi hoş giderken, Miran'ın aklına onu köşeye sıkıştıracak bir gerçek dank etti... Berçem ile geçireceği ilk gece...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD