Royce odadan çıktığında kapının kapanma sesiyle birlikte odaya derin bir sessizlik çöktü. Gitmişti. Ama kokusu, sıcaklığı ve dudaklarımda bıraktığı o tuhaf sızı hâlâ buradaydı. Uyumamı istemişti ama zihnim bir savaş alanı gibiydi; nasıl uyuyabilirdim ki? Mutfağa girip o nasırlı elleriyle soğan doğradığına, benim için çorba kaynattığına inanmak güçtü. Royce MacLean. Kuzeyin Celladı. Ülkenin en korkulan savaşçısı. Bana çorba yapmıştı! Hâlâ buna inanamıyordum. Gözlerimi tavana diktim. Tepsideki çorbanın kokusu hâlâ burnumdaydı. Et, sebze, baharatlar... Ve onun elleriyle hazırlanmış olması. İnanamıyordum. Kaşığı ağzıma götürdüğüm anı düşündüm. Tadı... Pek iyi değildi açıkçası. Biraz tuzsuzdu, baharatlar dengesizdi, et biraz fazla pişmişti. Ama o büyük bir merak ve garip bir beklentiyle

