Bölüm 4

1619 Words
Defne göğüs kısmı erimiş plastik misali bedenine yapışan bol dekolteli açık mavi mini elbisesinin içinde kendisini oldukça rahatsız hissediyordu. Bugün büyük bir gündü onun için. Hep övündüğü onurunu ve gururunu çiğneyip kendisini hiç istemediği bir duruma ve konuma sokacağı kendi tarihinde kara harflerle yazılacak bir gündü. Umarım adam oramı buramı ellemeye çalışmaz diye düşündü yüzünü ekşiterek. Kendisini janjanlı bir hediye paketi gibi hissediyordu genç kız. Bu durumda adam ona ne yapsa haklıydı, yani bir yere kadar. İyice saçmalamaya başladın Defne! Derin bir nefes alıp portakal bahçesinin keskin ve enerji veren kokusunu içine çekti. Çocukken sıklıkla geldiği, canı sıkıldığı zamanlarda meyve toplayan işçilere yardım edip vakit geçirdiği çocukluğunun mutlu zamanlarının geçtiği yer olarak hatırladığı evin yakınlarındaki meyve bahçesine gelmişti. Çocukken buradan evlerine kadar neşeli işçilerin sesleri gelirdi. Şimdi ise bir portakal ağacının dibine oturmuş kör talihini düşünüyordu kara kara. Barış olmasaydı şimdiye kadar çoktan silerdi annesini ve varlığı yokluğu belli olmayan, dertten başka verecek şeyleri olmayan diğer akrabalarını da. Tek başına da bir şekilde kendi yolunu bulurdu, hatta çok daha iyi bir yol bulacağı kesindi! Ama Barış vardı ve onun tedavisini sürdürmesi için gereken parayı nereden bulabileceğini bilmiyordu. Annesi ve Pelin'e göre önemsiz görünen bu baştan çıkarma oyunu Defne'nin midesini bulandırıyor kendisinden tiksinmesine sebep oluyordu ne yazık ki.. Avucunun içinde sıkıca tuttuğu telefonunun titreşimi ile irkildi. Pelin'den mesaj gelmişti. Otelin lobisinde onu beklediğini yazmıştı. Telefonun saatine gözü ilişince toplantı saatinin de yaklaştığını fark etti. İsteksizce toprak zeminden ayağı kalkıp üzerine bulaşan tozları silkeledi, elleriyle elbisesine vurarak. Ayağa kalktığında, ağacın kafasına değen dalından sarkan yeni olgunlaşmaya başlamış bir portakalı okşayıp burnunu dayadı ve kokusunu içine çekti. Muhatabı sanki canlı bir varlıkmış gibi kısık bir sesle " bana şans dile, buna ihtiyacım olacak." Diye fısıldadı rengi yeni yeni turuncuya dönmeye başlayan portakala. Ve toprakta bata çıka ilerleyerek ana yola çıkıp arabasına bindi. Otele doğru yola çıktı. Otelin lobisinde bir koltuğa kurulmuş kahvesini yudumlayan Pelin'i görünce kalp çarpıntısı hızlanıp göğsü sıkışır gibi oldu. Ah Pelin.. En büyük destekçisi ve ne olursa olsun hep yanında olan güzel insan.. İyice bir duygusallaştın Defne maşallah! Usulca Pelin'in yanına gidip önüne geçti. Kendi etrafında bir tur dönerek " nasıl olmuşum?" diye sordu hevesle. Pelin dudaklarını büzerek " Elbise olmuş ama makyaj takviyesi yapmak lazım." Dedi memnuniyetsiz bir şekilde kahvesini içmeye devam ederken. " Yeter Pelin, constramatris gibi oldum zaten. Kafamı taşıyamıyorum yüzümdeki boyanın ağırlığından." Diye söylenmeye başlayan genç kızı ilgisizce dinleyen Pelin çantasından makyaj malzemelerini çıkarmaya başlamıştı bile. " Bak canım ben birazdan hastaneye gideceğim. Dedemi ameliyata alacaklar o yüzden bugün onunla olmam lazım, seninle kalamayacağım maalesef. Aklım hep sende olacak ayrı. Sen söylediklerimi uygulamayı unutma! Sakin ol, abartacak bir şey yok. Rahatsız olacak bir şey de yok. Vicdan yapacak hiçbir şey yok. Bunları unutma!" diye tembihliyordu Pelin genç kızı. Bir yandan da deneğinin yüzüne biraz daha renk katmaya çalışıyordu ciddiyetle. Ve işini bitirdiğinde " Hadi gazamız mübarek olsun!" dedi neşeyle eserini süzerken. " Annenler yukarıda toplantı salonunda adamı bekliyorlardı. Gelmiştir şimdiye. Hadi sen de çık ve marifetlerini göster benim seksi pompişim." Dedi Pelin arkadaşının sırtını sıvazlayarak. " Ay Pelin ben yapamayacağım galiba. Yok, yok vazgeçtim ben, yapamam." Defne heyecandan titremeye başlamıştı. " Saçmalama kızım abartma o kadar büyütecek bir şey yok diyorum sana. Bunu bir oyun gibi düşün. İkimizin arasında kalacak bir sır. Barış için unutma!" Pelin genç kıza bir göz kırpıp olduğu yerde donup kalan ve zemine mıhlanmış gibi kıpırdamayan kızı elleriyle itekleyerek " hadi çık yukarı!" diyerek sabırsız bir şekilde yönlendirmeye çalışıyordu. Kendisi de koltukta duran bavul büyüklüğündeki çantasını alıp dış kapıya yöneldi. Defne'nin asansöre binerken bacakları titriyor ve vücudu soğuk ter veriyordu. Üşümeye başladığını hissedip ellerini ovuşturdu. Otelin kliması mı bozulmuştu yoksa genç kızın içi mi soğuyordu, bilemedi o an. Dudaklarını yalayıp sık nefesler almaya başladı. Panik atak krizi geçirmek üzereydi sanki. İyice gerilmişti sinirleri. Asansör yedinci katta durduğunda genç kızın kalbi yerinden rahatsız olmuş gibi vücudundan dışarı çıkmaya çalışıyor ve son hızıyla atıyordu. Toplantı salonuna doğru adım attıkça ayaklarında derman kalmıyor belden aşağısı hissizleşiyordu sanki. Görüşü bulanıklaşıyor kafasının içinde uğultular dönmeye başlıyordu. Bayılması an meselesiydi. Salonun geniş kapısını çekinerek birkaç kere vurduktan sonra içeriye girdi. Annesinin karşısında oturan adamla konuşmayı bırakıp kendisine tebessüm ederek içeri davet etmesinin üzerine masaya geçti. " Murat Bey size tanıştırayım kızım Defne, o da toplantıda bulunmak istedi." Dedi Melda Hanım memnuniyetle kızını süzerken. Murat genç kıza kısa bir bakış atıp hızla başını önündeki dosyaya doğru eğdi. " Memnun oldum." Dedi yapmacık ve hoşnutsuz bir ifade ile. Defne karşısına oturduğu adamı incelemeye başladı. Otuzlu yaşlarında olmasına rağmen oldukça genç gösteriyordu. Ağır ve oturaklı bir duruşu vardı. Esmere çalan teni keskin yüz hatlarını ortaya çıkarıyordu. Karadenizlilere has kemerli burnu yüzünde bir yelkenli gibi dikkati kendinde topluyordu, yine de çok absürt durmuyordu. Hatta yakıştığını bile söyleyebilirdi genç kız. Açık mavi kısık gözlerinin gerçek rengi gür kirpikleri ve kalın kaşlarının arasında güçlükle seçiliyordu. Özenle taranmış gür, siyah saçları parlak ve bakımlı duruyordu. Defne'nin etrafındaki erkekler genellikle rahat capri tarzı pantolonlar ve üzerine salaş gömlekler giymeyi tercih ettikleri için adamın fit vücuduna yakışan koyu renkli takım elbisesi kıza daha karizmatik görünmesini sağlıyordu. Sandalyeden gördüğü kadarıyla tabi henüz ayakta görmüş değildi adamı sonuçta. Adam gayet ciddi ve somurtkan bir yüz ifadesi ile elindeki kalemi yer yer masaya vurarak çeviriyordu muhtemelen gerdin ve tedirgin olduğu için. Sağ elinin yüzük parmağında yeşil taşlı üzerinde Arapça olduğunu sandığı harfler olan gümüş bir yüzük takıyordu. Belinde de kocaman bir silah vardır kesin mafya kılıklı adamın! Evet, buradan bakınca bir kıro ile muhatap olduğunu iyice belleyen genç kız giderek alıştığı durumuna bir kez daha sövdü içinden en okkalı şekilde. Defne bakışlarını adamdan ayırmadan incelemesine devam ediyordu. Pelin'den aldığı ilk ders mevzu bahis erkeğe sinyal göndermesi gerektiği ve şeytanını uyaracak hareketler yapmasıydı. Bu yüzden yüzüne yayılan şuh bir gülümseme ile hedefine odaklanmıştı. Genç kızın gözlerini ayırmadan süzen bakışları adamı rahatsız etmişti. Üzerindeki açık seçik kıyafeti ve yüzünde badana yapmış bir hayat kadını gibi görünen makyajı ile oldukça ucuz ve bayağı görünüyordu. Adamın genç kızla ilgili tek hoşuna giden şey; odaya girdiğinde beraberinde getirdiği burnunu sızlatan o portakal kokusuydu. Keskin ve aromatik koku adamı çocukluğun kış günlerine sobanın üzerine portakal kabuğu koydukları güzel gecelere götürmüştü nedense. İlk taktikte pek başarılı olamadığını anlayan Defne annesi ile konuşurken bile kadının yüzüne bakmayan adamın ilgisini çekememişti bir türlü. Bu tür konularda başarılı biri olmasa da yüzüne de bakılmayacak bir kız değildi sonuçta. Otelin lobisindeki erkekler yanlarındaki bayanlara bile aldırmadan çapkınca genç kızı süzüp imalı bakışlar atmaktan geri duramamıştı. Şimdi bu mendebur adam göz ucuyla bile bakmıyordu genç kıza. Ve bu Defne'nin daha da hırslanmasına sebep oluyordu. Bu iş bir oyun olmaktan çıkıp gurur meselesine dönmeye başlıyordu artık. Gerçi Defne'nin hırslanması avantajdan çok bir hataya dönüşüyordu beceriksizliği de buna eklenince. Murat Melda Hanımla bir süre devir işlemleri hakkında konuşup bilgi aldıktan sonra izin isteyip akşam yemeğinde buluşmak üzere odasına çekildi. Melda Hanım da Erdal'ı koluna takıp halledilmesi gereken işleri olduğunu bahane edip fabrikaya geçti. Defne ile yalnız kalmaktan çekiniyordu belli ki. Belki yüzüne bakacak hali yoktu gerçi ondan yüz olsaydı.. Neyse! Bu sırada Defne de kendisine onlarca mesaj çekip durumdan bilgi almaya çalışan Pelin'i beklediği yanıtları vermek için aradı otelin lobisine inince. " Alo kızım çatladım meraktan! Gelemiyorum da. Ne oldu anlat hemen. Dibi düştü adamın değil mi?" heyecanla konuşmanın hoş beş kısmını geçip direk konuya girmişti Pelin. " Bilmiyorum kızım adam yüzüme bakmadı ki. İstenmeyen tüy gibi davrandı bana resmen. Bir ara kahve verirken biraz eğileyim dedim tövbe çekip kafasını çevirdi Allah'ın kırosu!" " Fena olmuştur o ondan tövbe etmiştir hanzo. E gitti mi şimdi, ne oldu?" Pelin'in sesindeki heyecan yerini endişeye devretmiş olsa da belli etmemeye çalışıyordu. " Yok, odasına çıktı. Akşam yemeğinde görüşeceğiz yine." " Tamam, akşam yemekte bastıracaksın o zaman Defne. Dediklerimi unutma. Şuh ve istekli görün. Olumlu sinyaller gönder adama. Suratını asma, neşeli ve cilveli ol. Şimdi kapatmam lazım annem çağırıyor. Hadi görüşürüz." Diye tembihleyerek kapattı telefonu Pelin ve arkadaşının konuşmasına fırsat bile vermediğinin farkında değildi büyük ihtimalle. Defne eve geçip üzerini rahat eşofmanları ile değiştirdi. Neydi bu kadınların çektiği arkadaş güzel olmak uğruna onca acı! Pelin'in seçtiği kırmızı, askılı, mini elbisesini yatağın üzerine koydu dudaklarını bükerek elbiseye baktı. Bu elbisenin içinde kendisini çıplak hissediyordu. Aşağıya inerken Barış'ın odasının kapısını usulca açtı ve en masum haliyle uyuyan kardeşini seyir etti bir süre. " Her şey senin için küçük prensim." Diye fısıldadı kendi kendine. Gözyaşları göz pınarlarından firar edip ellerinde isyan bayrakları ile yanağından süzülmeye başlayınca burnunu çeke çeke kapıyı kapattı. Aşağıya inip akşama kadar oyalanmak için televizyonu açıp kanallarını sırayla çevirmeye başladı. Telefonun sesiyle uyukladığı koltuktan fırlayarak kalktı. Kim bilir kaç saattir uyuyordu böyle? Pelin'in telefonda ciyaklayan sesi ile azarlayan bağrışları kısa zamanda kendisine gelmesini sağlamıştı. Genç kız acele ile hazırlanıp yemek yenmesi için kararlaştırılan mekâna doğru yola çıktı. İçeri girdiğinde arka masalardan birine kurulmuş annesini, Erdal'ı ve muşmula suratlı adamı görünce keyfi kaçtı biraz. İshal olasıca suratsız adam! " Affedersiniz geciktim." Diyerek telaşla koltuğunu çekip masaya yerleşti. Murat kafasını çevirip genç kızın suratına bakmaya bile tenezzül etmezken Melda Hanım kızını gördüğüne sevindiğini belli edecek kadar neşelenmişti. " Pek geç kalmış sayılmazsın canım çorbalarımız bile gelmedi henüz. Sen de hemen siparişini ver istersen." Diyerek sıcakkanlılıkla kızının mahcubiyetini azaltmaya çalıştı kadın. Mersin mutfağının leziz tatlarının masayı doldurduğu yemek boyunca Pelin'in öğütlerini uygulamaya çalışan Defne Murat'ın en küçük latifesine hatta gülünmeyecek saçma şeylere bile şuh kahkahalar atıp seksapalitesini konuşturmaya çalışıyordu itina ile. Murat'a nöbet geçiren bir sara hastası ya da kısmi felç geçiren biri gibi göründüğünü bilseydi muhtemelen bu kadar uğraşmazdı. Adamın yüzü giderek düşüyor ve Defne'ye karşı bakışları koyu bulutlar gibi kararıyordu sanki. Birazdan gözlerinden şimşekler çakmaya başlasa genç kız hiç şaşırmazdı bu duruma. Gecenin sonunda bütün uğraşlarının ancak karşısında oturan buz dağının daha da soğuyup mermer gibi katılaşmasına sebep olduğunu fark eden Defne mağlup ve mahcup bir şekilde evine geri dönmüştü. Adam kafasını onun olduğu tarafa çevirmemek için çaba sarf ediyordu resmen. Kabul et kızım Defne, bu iş yaş!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD