Otobüs eve doğru ilerlerken hayatımda o an daha büyük sorunlar olduğunu hatırladım. Örneğin annem dershaneye gitmediğimi öğrendiğinde nasıl tepki verecekti? Babam gerekmediği zaman ikimizin tartışmalarına karışmazdı. Hatta onun evde olduğunu bile anlayamazdım. Genellikle çalışma odasında olur ve yokmuş gibi davranırdı ya da evde biz yokmuşuz gibi. Hangisi olduğundan pek emin değildim.
Odama geçip çantamı yatağımın yanına bıraktığımda omuzlarım biraz olsun rahatladı. Gerçi başım annemin söylemleri yüzünden ağrımaya başlamıştı ama bu beklediğim bir durumdu. Eve geldiğimde annem tam da beklediğim gibi elinde dershaneden o akşam derse girmediğime dair mesajın açık olduğu telefonla üzerime gelmiş beni sorgulamaya başlamıştı. Ona okulda işimin uzadığını ve dershaneye geç kaldığımı söyledim ama her zaman ki gibi söylediklerimi duyduğundan emin değildim.
"Ne kadar para veriyoruz oraya haberin var mı senin?" diye sordu mavi gözlerini kısarak. Sarı saçları beni azarlarken bile hoş görünüyordu. Ona dershane parasının aylık kuaföre harcadığı paradan fazla olmadığını söylemek istiyordum ama bu sadece sesini daha da tizleştirip söylevinin uzamasına neden olacaktı. Sustum ve bir an önce enerjisini atmasını bekledim.
Bir ailem vardı ama onlarla ne vakit geçirirdik ne de birbirimizin yanında olmak isterdik. Sadece aynı evde yaşayan insanlardan ibarettik. Daha ben doğduğum zaman eskiden hostes olan annemin beni emzirmek istememesiyle aramıza mesafe girmişti sanırım. O ve babam işleri gereği yurt dışında yaşadıklarında beni anneannem büyütmüştü. Onu hatırlamak ölümün üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gözlerimin dolmasına neden oluyordu. Kendimi yatağa atıp komidinimin üzerinde duran fotoğrafını aldım. Siyah beyaz olan fotoğrafında gençti. Söylediğine göre ben ona benziyordum. Mavi gözler, kahverengi dalgalı bir saç ve burnumun üzerine serptirilmiş çiller ile onun gençliğiydim. Belki annemde ona benziyordu ama onca estetik ameliyattan sonra bundan emin olamazdım.
"Selam anneanne. Sanırım bu akşam hem kendimi rezil edip hem de annemden azar işitmeyi başardım," dedim yorgun bir halde. Çerçeveyi iki yanından tutup kendime yaklaştırdım. Fotoğrafla ne zaman konuşmaya başladığımı çok iyi hatırlıyordum. Sonra da bir alışkanlık olarak kalmıştı. "İnsanlara yaklaşırken hep kendim gibi davranmam gerektiğini söylerdin ama kendim gibi olunca sevileceğimi sanmıyorum." Yatakta doğrulup oturduğumda at kuyruğu şeklinde topladığım saçım sağ omzuma düştü. "Bilirsin sivri dilli, insanların saçmalıklarına katlanamayan biriyim ve inan bana yaşımdaki birçok genç saçmalıyor," derken gözlerimi devirdim. Kendimi onların yanında çok yaşlı hissediyordum. Bu davranışım her ne kadar başıma bela açmış olsa da daha tedbirli davranmama rağmen huyumdan vazgeçemiyordum. Diğer insanlar gibi davranabilirdim ama bu da rol yapmak olurdu. Bunun düşüncesi bile yorulmama neden oluyordu. Zaten mükemmel öğrenci, iyi evlat gibi rollerim vardı birini daha katamazdım.
O an sanki onun konuşması gibi beynimin içinde bir ses duydum. "Sende saçmala."
Gülümsedim. Çok fazla ders çalışınca sanırım ruh sağlığımdan bir şeyler kaybediyordum. Çerçeveyi özenle yerine bırakırken ödevlerimi yapmam için masanın başına geçmem gerektiğini biliyordum. İnsanların düşündüğünün aksine hemen her konuyu anlayabilen zeki bir insan değildim. Aldığım puanları zekamdan çok disiplinli çalışmama borçluydum. Günün çocuğunu ders çalışarak geçirirdim. Bu yüzden yaşıtlarımın bildiği ve sosyal bir iletişim kurmaya yarayan çoğu şeyi bilmezdim. Bir sosyal medya hesabı olmayan nadir insanlardan biriydim sanırım.
Üniformamı çıkarırken belki de artık arkadaş edinmeye çalışmayı bırakmanın zamanı gelmiştir diye düşündüm.
*******
Derin bir nefes alıp yavaşça verdim. Elimdeki çilek reçeli sürülmüş kızarmış ekmek artık o kadar iştah açıcı görünmüyordu. Ekmeği yavaşça tabağıma bıraktım. Parmaklarımda kalan kırıntılarını peçeteye sildim. Konuşmadan önce kendime sakinleşmek için vakit kazandırıyordum. Yoksa bir ölüm meleği gibi çığlık atmaya başlayacaktım.
"Gitmek zorunda mıyım?" diye sordum tüm huysuzluğumla.
Annem avokadosundan bir dilim alıp dişsiz bir bebeğin ısırabileceğinden daha az bir lokma alıp çiğnemeye başladı. Neyi çiğnediğinden emin bile değildim.
Çatalını bırakıp fincanına uzandı. İnce parmağında ki tektaşı güneş ışığında parlayarak gözümü aldı. "Liya'nın doğum gününe her sene gidersin. Bu senede gideceksin."
Öfkem sanki yerin altında kaynayan lav gibiydi ama yüzümü ifadesiz tuttum. Liya babamın çalıştığı çok uluslu bir şirketin Türkiye'deki ortağının kızıydı. Evet kesinlikle zenginlerdi. Bizim durumumuzda kötü değildi ama babası tarafından 50 binlik bir saat hediye alan Liya ile ortak noktam yoktu. Ne zaman bir şekilde onunla bir araya gelsem kendimi huzursuz hissederdim. Hayır, düşündüğünüz gibi zengin şımarık bir velet değildi. İnanın öyle olsa işim daha kolaydı. Liya oldukça sakin, nazik ve güzel bir kızdı. Benden bir yaş büyüktü. Yine de o maddi uçurumun getirdiği farklılıklar iki kişi ne kadar iyi olursa olsun insanı rahatsız ediyordu. Onun gittiği koleje gitmek burslu olsam bile imkansızdı. Annem bu duruma bozulmuş olsa da ben rahatlamıştım. Yine de böyle partilere katılmak istemesem de sonunda kendimi orada buluyordum.
Arkadaşları ile en son muhabbet etmeye çalıştığımda okul tatili için gittikleri Miami'de yaşanılanları konuşuyorlardı. Ailesi ayrı ayrı tatil yaparken yaz okuluna giden ben tam olarak sohbete katılacak ne diyebilirdim ki? Zaten bir on dakika sohbete katılmazsanız varlığınız ortamdan siliniyordu.
Onların kesinlikle benimle dalga geçmelerini isterdim. O zaman en azından beni fark etmiş olurlardı. Öbür türlüsü görünmez olmaktı ve inanın bir insan için daha kötüsü yoktu.
"Liya ile yakın bile değilim," dedim tabağı önümden iterken. Bir yandan kolumdaki saate bakıp ne kadar vaktim kaldığını kontrol ettim. "Hediyesini versem ve görüşmesek?"
Annem fincanını sert bir tavırla tabağına koydu. Bana bakan gözleri öfkeyle yanıyordu. Bir an ona öfkelenince daha yaşlı göründüğünü söylemek geldi içimden. Tabi bundan sonra Liya'nın doğum gününe gitmezdim belki ama bacaklarımı kıracağından emindim.
"O doğum gününe gideceksin. Babanın parası seni o okula göndermeye yetmiyor belki ama en azından böyle ortamlarda kendine elit arkadaşlar bulsan geleceğin için iyi olur."
Geleceğim; ben hariç herkesin söz hakkı olduğu bir zaman dilimi.
Uzanıp portakal suyumu bir dikişte bitirdim. Tartışmanın alemi yoktu. Kendimi yorgun hissediyordum. Annem oradan kendime zengin bir sevgili bulmamı önermeden okula gitsem iyi olacaktı. Gerçi bunu hiçbir zaman dile getirmemişti ama Selin Özay'dan bahsediyorsak bu ihtimali göz önünde tutmak gerekirdi.
Masadan kalktım. "Ben okula gidiyorum," dedim canı sıkılmış bir halde. "Liya'ya hediyeyi ben seçeceğim," diye ekledim. En azından hediyesi hakkında söz sahibi olmak tek gücümdü. Yıllardır ona maneviyatı daha değerli hediyeler hazırlardım ve birkaç kere odasını ziyaret ettiğimde onları odasında tuttuğunu görmüştüm. Gerçekten iyi ve nazik bir insandı.
Annem sadece bana tuhaf tuhaf baktı. Bakışlarındaki anlamı çıkaramadan başını salladı ve kahvaltı denilemeyecek kadar ufak kırıntılarına geri döndü. Onun neden böyle bir insan olduğunu anlamakta zorluk çekiyordum ama bildiğim bir şey vardı. Annem yalnızdı. Babamla annemi ne zaman bir arada vakit geçirdiklerini düşündüm. Öyle bir zaman olmamıştı.
Çantamı alıp otobüse yetişmek için evden son hız çıktım. Servis yerine okula otobüsle gitmek benim nadide zaferlerimden biriydi. Sürekli sohbet eden insanların arasında ayrık otu gibi hissetmektense okula otobüsle gitmek daha eğlenceliydi. Daha sitenin çıkışına adım atmadan kulaklığımı takmıştım. Kulağımda yankılanan ilk melodilerle sabah havasını derin bir nefesle ciğerlerime çektim. Hava tazeydi. Sabahları seviyordum.
Durakta otobüs gelene kadar aklıma gelmeyen dün akşam ki olaylar otobüsü görmemle birden zihnime akın etti. Kuzey'i takip etmiş sonra da ona yakalanacağımdan korkarak tanımadığım birini erkek arkadaşım olarak tanıtmıştım. Otobüste otururken gözlerimi sımsıkı kapattım. Bu utancı ne zaman zihnimin karanlık mahzenlerine saklayabilecektim acaba?
Otobüs ilerlerken artık kendime uymayacak hareketlerden uzak durmaya karar verdim. Buna beni kullanacağını bildiğim insanlara yardım etmekte dahildi.
Okul binasına geldiğimde derin bir nefes alıp kendimden emin bir şekilde yürümeye başladım. Özel okuldan sonra geldiğim devlet okulunda okuyordum. Bundan şikayetçi değildim. Hatta kendimi rahat hissediyordum. Annemin artık özel okula verecek parası kalmadığı anda babamla bir ejderha gibi ateş püskürerek kavga edişini hala hatırlıyordum. Ne yazık ki sonuç değişmemişti ama okuldan sonra gittiğim dershanede kalmaya devam etmiştim.
Aman ne harikaydı.
Okulun binasına girerken Kuzey'i arkadaşları ile konuşurken gördüm ama hemen kafamı çevirdim. Yanıma gelip benimle konuşmasını istemiyordum ama hayatımda ne zaman istediğim bir şey tam anlamıyla gerçeklemişti ki? Beni görmekle kalmadı, arkadaşlarının yanından ayrılıp hızlı adımlarla peşime takıldı.
Uzaklaşmak için adımlarımı hızlandırdım.