Günler günleri, haftalar haftaları kovalarken Karayel konağının üzerindeki o ağır, kurşuni bulutlar yerinden bir milim bile kıpırdamıyordu. Taş duvarların arasına sinen sessizlik, her sabah gün doğumuyla birlikte yeniden canlanıyor, avluda yankılanan ayak sesleriyle ete kemiğe bürünüyordu. Peri, o sancılı ilk günlerin ardından bedenindeki fiziksel acıyı zamanla geride bırakmış olsa da ruhunda açılan o derin yara her geçen gün daha da sızlıyordu. Mahir Ağa’nın bir fırtınayı andıran geceleri ile bir buz dağını andıran gündüzleri arasında sıkışıp kalmıştı. Bir yanda yatak odasının kapısı kapandığında karşılaştığı o yoğun, talepkar ve buyurgan koca; diğer yanda ise gün ışığında yüzüne bile bakmayan, onu sadece konağın soyunu sürdürecek bir emanet gibi gören o katı ağa vardı. Bu iki uç arasında

