Mardin’in o yakıcı, insanın nefesini kesen temmuz güneşi Karayel konağının sarı taş duvarlarını yeniden kavurmaya başladığında, avludaki hava sanki asırlık bir kederin isiyle duman duman ağırlaşmıştı. Yukarıdaki gelin odasında, günlerdir süren o sessiz nizam, dışarıdaki fırtınanın sadece küçük bir mola verdiğinin kanıtı gibiydi. Esma’nın Mahir Ağa’nın tekmeleriyle moraran, kanayan bedeni, Peri’nin o şefkatli elleriyle sürdüğü kantaron yağları ve sarsılmaz siperliği sayesinde yavaş yavaş toparlanıyordu. Dudaklarındaki o derin çatlaklar kabuk bağlamış, kaburgalarındaki o nefes kesen sızılar yerini künt bir ağrıya bırakmıştı. Ancak ruhundaki o muazzam kırıklık, o dilsiz kimsesizlik hissi konağın taşlarından daha ağır bir biçimde göğsüne oturmuştu. On beş yıl boyunca bu evde her türlü kahrı çe

