Esma’nın avlunun ortasındaki o hıçkırık dalgası yavaş yavaş dinerken, konağın sarı taşları iki kadının dilsiz kederini içine çekiyor gibiydi. Güneş tepe noktasından batıya doğru ağır ağır kayıyor, Karayel konağının o devasa gölgesi avlunun üzerine bir zindan karanlığı gibi çöküyordu. Peri, kumasını göğsüne bastırmış, onun sarsılan omuzlarını teselli etmeye çalışırken, gözlerini sedirde bıyıklarını burarak kendilerini izleyen Mahir Ağa’ya dikti. Mahir’in yüzünde, az önce o iki muhtaç adamı parayla ezmiş olmanın getirdiği o kibirli, o sinsi tatmin okunuyordu. Onun gözünde bu topraklardaki her şeyin, her insanın bir fiyatı vardı; namusun da kardeşliğin de sadakatin de. Kendi karısının ve kumasının bu dilsiz ittifakını, sadece geçici bir kadın zayıflığı olarak görüyor, karnındaki erkek varis d

