5. Bölüm – Gözlerimle Sevdim Seni

782 Words
SAVAŞ: Canlı müzikli mekânlar bana göre değildi. Karanlık, kalabalık, içkiden başka hiçbir şeyin sesi duyulmayan yerler… Ama Tuğrul sessizleşmişti , yüzünde çözülemeyen bir karartı vardı. “Hadi gel, kafa dağıtırız,” demişti. Ben de onu kıramadım. Aslında kimseye bir şey demem, zaten kimseyi kıracak kadar yakın da bırakmam. Ama Tuğrul başka. Benim en eski sınır çizgim, en güvenilir sessizliğim. Masaya geçtiğimizde, ilk yaptığım şey etrafı süzmekti. Asker refleksi. Çıkış nerede, sahne nerede, kalabalığın yoğunlaştığı alanlar… Her zaman önce güvenlik, sonra nefes. Ama o akşam, o an… Nefesim sahneden değil, kapıdan gelen üçlüyle kesildi. Can. Yanında Seher ve Elif Beni görmedi. Ya da gördü ama görmemiş gibi yaptı. O kıyafetiyle, o yürüyüşle, o yüzündeki kendinden emin duruşla…Sanki yıllar önce kalbimde bıraktığım Seher’le hiçbir ilgisi yoktu. O çocuk yoktu artık. Gözüm gözünü aradı, ama o gözlerde artık beni tanıyan saf bir bakış kalmamıştı. İçimden geçen ilk cümle şuydu: “Büyümüş. Hem de çok.” O an Tuğrul’un sesiyle kendime geldim. “Senin tanıdığın Seher değil artık,” dedi. Bir şey demedim. Zaten diyecek bir şeyim de yoktu. Kendi ellerimle kırdığım bir kadının, yeniden var olmasını izliyordum. Ama işin en ağır kısmı, bunu izlerken hiçbir şey yapamıyor olmamdı. Bizi fark eden Can oldu Seher’ dürttü Seher sadece bir baş selamı verdi soğuk mesafeli. Masalarını değiştirdiklerini gördüm. Can, onları korur gibi en uzak köşeye götürdü. İçimde tuhaf bir kıpırtı oldu. Seher’in yanında başka bir adam. Belki hayatında biri yoktu ama o yakınlık beni rahatsız etmişti. “Can, sen kimsin lan onun yanında?” dedim içimden. Ama dışımda hâlâ bir taş gibi duruyordum. Sonra sahneye çıktı. Seher. O kadın. Benim “çocuk” dediğim, arkamı dönüp gittiğim kadın. “Değmeyin feryadıma Figanıma değmeyin Eğer sevda bu demekse Ben vazgeçtim beni sevmeyin..“ İlk kelimede tüylerim diken diken oldu. Şarkı değil bu. İtiraf. Sitem. Haykırış. Yutkundum. Dudaklarımı sıktım. Bir damla bile tepki vermemek için gözlerimi kısmıştım. Ama içimde koca bir yangın başlamıştı. Onun o sahnedeki hali başka biriydi. Ve ben, o başka biri olduktan sonra âşık olduğumu fark ediyordum. Yıllar önce söylediğim cümle beynimde yankılandı: “Ben çocuk büyütmek istemiyorum.” Şimdi o çocuk, kendi yaralarını sarıp karşıma kadın olarak çıkmıştı. Ve ben… hiçbir şey yapamıyordum. Şarkısı bittiğinde, yavaşça oturdu. Ama ben oturamıyordum. Çünkü içimde hâlâ sesi vardı. “Hadi yüreğim ha gayret Hele sıkı dur hele sabret Başını eğme dik tut Bu bir rüyaydı farzet” Her notası, geçmişte söylenmemiş her cümlenin karşılığı gibiydi. Sonra Can’la Elif sahneye çıktı. Tuğrul’un omzunun titrediğini fark ettim. Bir an ona baktım. Yüzü ifadesizdi ama kadehini hiç boş bırakmıyordu. “Son arzun nedir diye , gelipte bana sorsalar….” Kelimelerden çok, Tuğrul’un sessiz içkileri bağırıyordu. Onun da içinde fırtına vardı belli ki. Ama o da benim gibi kıpırdamıyordu. Bilmediğimi zannediyordu ama biliyordum . Ve sonra… Gecenin en dayanılmaz anı geldi. Can, Seher’i elinden tuttu. Sahnenin önüne çekti. Bir vals melodisi başladı. Loş ışıkta, onun bedenine ellerini koydu. Seher gülümsedi. Ve dans etmeye başladılar. Ben sadece izledim. Can’ın elini beline koyduğu an, yumruklarımı sıktım. Onu döndürdüğü her saniyede içim döküldü. Ama gözlerim… hâlâ kıpırtısızdı. Dudaklarım kilitliydi. Seher bir an bana baktı. Biliyor muydu içimi? Hissetti mi yanışımı? Bilmiyorum. Ama ben… Baktım. Gözlerimle söyledim her şeyi. Ama hiçbir kelime çıkmadı. Çünkü ben Savaş’tım. Duygularını en derine gömen, aşka kalkan ellerini hiç uzatmayan adam. Ve o an, içimden tek bir cümle geçti: “Sevdim seni ama gözlerimle.” TUĞRUL: Kapıdan içeri girdiğimde, hava hafif sisli, loş ışıkların altında mekanın kokusu burun deliklerimi dolduruyordu. Adımlarımı biraz ağır attım; ne beklediğimi bilmiyordum, ama hissettiğim şeyin ne olduğunu çok iyi anlıyordum. Savaş yanımdaydı, sessizdi, belki kendi içinde başka hesaplar yapıyordu. Bense içimden geçenleri saklamaya çalışıyordum. Bir masaya oturduk. Gözlerim etrafta dolanırken, kapıdan giren birini gördüm. Kalbim bir an duracak gibi oldu. Kırmızı, göz kamaştıran bir elbise içinde, saçları hafif dalgalı, o eski sıradan kız yoktu artık. O, Elif’ti ama çok daha güçlü, çok daha farklı. Yanında Seher ve Can vardı. Bir masaya geçtiler. Ama bir süre sonra masa değiştirdiler. Sonra Seher sahneye çıktı. Şarkısını söyledi çok ta güzel söyledi . Savaş yanımda iç dünyasıyla savaştaydı anlıyordum. Seher sahneden indi. Sonra Elif ve Can sahneye çıktı. Birlikte şarkıya başladılar, Nilüfer’in “Son Arzun Nedir?” şarkısını… O an içimde tuhaf bir sancı, kıskançlık ve özlem bir arada kıvrandı. Elif’in gözlerindeki o ışıltı, Can’ın ona uzattığı el, sahnedeki uyumları… Bunlar benim sessizce yıllarca beklettiğim duygulara darbe üstüne darbe vurdu. Şarkı boyunca içimde fırtınalar koparken, kelimeler dudaklarımda düğümlendi. Sahnenin sonuna doğru Elif bana baktı mı bilmiyorum, ama gözlerim ondan kaçmadı. O an şarkının sözleri kulağımda çınladı: “Son arzun nedir diye Gelip de bana sorsalar Gözlerime bakıp da Her şeyi anlasalar” Ve ben, o an cevap veremedim. Çünkü içimde sakladığım aşk, belki de şimdi en acı haliyle kalbimi yaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD