Sırma KORKMAZ
Tutan öksürük krizimle ciğerlerimin elime geleceğinden korkmaya başladım. Günler geçtikçe düzeleceğime nasıl daha kötü oldum anlamış değilim.
Haftanın ortasına kadar zor dayandım. Daha fazla devam edemeyeceğimi anlayınca Melisa’dan kalan randevuları öbür hafta içine yaymasını rica ettim.
2 gündür de yatak döşek yatıyorum. Çarşamba günü o kadar kötü oldum ki daha fazla dayanamayıp hastaneye gittim. iyi ki de gitmişim. Bronşit olmuşum ve biraz daha gecikseymişim zatürreye çevirecekmiş.
Ben ne ara bu kadar üşüttüm? Annem bunu duyunca evde sıkı yönetim ilan etti. Sabahtan akşama bana içirdiklerini bir görseniz halime acırsınız. Babam da annemin tarafını tutunca bende mecburen boyun eğiyorum.
“Sırma nasıl oldun kuzum?” Annem odama girdiğinde yatağımdan doğruldum.
“Bilmiyorum anne ya. Ben galiba iyileşemeyeceğim.” Dediğimde gülümsedi.
“İyileşirsin kuzum. Sadece vücudunun direnci yok sana ondan öyle geliyor.”
“İnşallah anne ya. Vallahi öksürmekten yoruldum.” Diye nazlanmaya devam ettim.
Tamam koca kadınım biliyorum ama ne yapayım annemle babama naz yapmayı seviyorum.
“Oy benim küçük kuzum.” Diyerek yanıma gelen anneme sırnaştım.
İlk günler yaklaşmayın size de bulaşır desem de ikisi de beni dinlemedi. Bende günah benden gitti diyerekten sırnaşıyorum.
“Hatun bana böyle sarılmıyorsun. Kıskanıyorum bak.” Kapımın orada durmuş bize gülerek bakan babamı gördüğümde bende gülümsedim.
Tabi gülüşümü yeni bir öksürük krizi bozdu. O kadar uzun sürdü ki gözümden yaş geldi. Babam kaşlarını çatarak yanıma geldi.
“Sırma kızım bir daha mı gitsek hastaneye. Hiç düzelmedin.”
“Gerek yok baba. Doktor bünyem zayıf olduğundan zor iyileşeceğimi söyledi zaten.” Dediğimde sesini çıkarmadı.
Annemin arkama koyduğu yastığa yaslanıp başımı yatağın başlığına dayadım. Günlerdir en iyi yaptığım şey uyumak. Zaten annem yemek dışında yatağımdan çıkmama izin vermiyor.
Tam gözlerimi kapatmıştım ki telefonumun melodisiyle geri açtım. Annem yanındaki telefonumu alıp;
“Numara kayıtlı değil.” Diyerek bana uzattı.
Babam anında dikkat kesilirken gülerek telefonu açtım.
“Alo.” Dediğimde kulağıma gelen sesimle yüzümü buruşturdum.
Travesti olma yolunda ilerliyorum.
“Sırma?” Duyduğum sesle şaşırıp kaldım.
Nasıl yani?
“Emir bey?”
“Evet benim. Şey numaranı Melisa’dan aldım.” Dediğinde ne diyeceğimi bilemedim.
“Bir sorun yok dimi? Demir iyi mi?”
“İyi merak etme. Ben sadece seni merak ettim. Melisa hasta olduğun için randevuyu erteleyince arayıp durumunu sormak istedim.” Duyduklarımla yüzümde minik bir gülümseme oluştu.
Sonra babamların odada olduğunu hatırlayıp hemen toparladım.
“Teşekkür ederim. Biraz fazla üşütmüşüm o kadar. Birkaç günlük istirahatle toparlarım diye umuyorum.” Dediğimde Emir derin bir nefes aldı.
“Boşuna sana miniciksin demiyorum. Bak hasta oluyorsun.” Dediğinde istemsiz kaşlarım çatıldı.
Sensin minik diyeceğim de çarpılmaktan korkuyorum. Öküz Hulk ne olacak!
“Teşekkür ederim Emir bey.”
“Anlaşılan rahat konuşamıyorsun.” Derken bir yandan da gülüyordu.
Tabi ya birde dalga geç tam olsun.
“Baş bir şey yoksa ben kapatayım. Malum dinlenmem lazım.” Dediğim an gülme sesi kesildi.
“Aslında var.”
“Dinliyorum.”
“Demir seni görmek istedi. Bende hasta olduğunu daha sonra gideceğimi söyledim. Tutturdu beni Sırma’ya götür. Onu ziyaret edeceğim diye.” Emir’in anlattıklarıyla gülümsedim.
Düşünceli küçük adam. Sen sakın baban gibi öküz olma.
“Müsaade edersen gelip seni ziyaret edelim.” Diye sözüne devam ettiğinde ne diyeceğimi bilemedim.
Aslında iki adamı da görmek istiyorum da bana çatık kaşlarla bakan babam ne olacak?
“Şey benim için sorun değil ama Demir’e bulaşmasın.”
“Sorun olmaz herhalde. Demir’e laf anlatamıyorum çünkü.” Dediğinde gülümsedim.
O küçük sevimlilik abidesine insan nasıl hayır der ki?
“Tamam o zaman. Buyurun gelin bekliyorum. Evin konumunu atarım.”
“Tamam görüşürüz minik Sırma.” Dediğinde sinirle telefonu suratına kapattım.
Öküz ne olacak!
“Hayırdır Sırma kim geliyor?” Babamın sakin sesi beni endişelendirdi.
Eğer Cihan bey sakinse bir sorun var demektir.
“Babacım bugün randevusu olan danışanlarımdan biri beni görmek istemiş. Malum çocuklar pek laftan anlamıyor. O yüzden babasıyla birlikte gelecekler.” Cümlem bittiğinde stresle alt dudağımı kemirdim.
Lütfen çok kızmasın.
“Kimmiş bu?”
“Yeni danışanlarımdan. Hani geçen gün bahsetmiştim ya oğluna çok düşkün bir baba var diye o ve oğlu gelecek.” Dediğimde babamın yüzü biraz yumuşadı.
“Gelsinler bakalım.” Dediğinde içimden oh çektim.
“Bu arada lütfen Demir’in yanında annesiyle ilgili bir şey sormayın. Durumu oldukça hassas.”
“Tamam kızım merak etme sen. Hadi biz çıkalım sende güzel bir duş al. Belki biraz daha iyi gelir.” Diyen annem babamı da alıp odadan çıktı.
Bende annemi dinleyip yatağımdan çıktım. Emir’e konum attıktan sonra banyoma geçtim. Sıcak suyu açıp içine girdiğimde ısındığımı hissettim. Aslında aşırı soğuk yok ama ben hasta olduğum için sanırım üşüyorum.
Güzelce yıkandıktan sonra duştan çıkıp vakit kaybetmeden havluya sarıldım. Saçlarımı da baş havlusuna sarıp odama geçtim. Üşüdüğüm için hızla dolabıma yönelip mor iç çamaşırlarımı giyindim.
Altıma kalın siyah taytımı giyindim, üzerine de uzun kırmızı mevsimlik kazağımı giyindim. Annem ateşim çıkmasın diye çok kalın giyinmeme izin vermiyor. Çoraplarımı giyinip tavşanlı pufidiklerimi de giyindiğimde birazda olsa ısındım.
Banyoya geri dönüp ıslak olan saçlarımı kuruladım. İşim bitince saçımı tarayıp ev topuzu yaptım. Aynaya baktığımda biraz daha iyi gözüküyordum. Gözüm yansımama takılı kalırken aklıma Emir’in dediği geldi.
Onu yanımda hayal edince gerçekten de miniciktim. Her ne kadar kızsam da adamın yanında çocuk gibi kaldığım bir gerçek. Ama bu ben minik olduğum için değil. O Hulk gibiyse benim suçum ne?
“Sırma.” Annemin seslenmesiyle düşüncelerimi bir kenara bıraktım.
Sesim çok çıkmadığı için bağırmak yerine odamdan çıkıp salona geçtim.
“Efendim anne.”
“Gel kızım tarhana çorbası yaptım biraz iç de için ısınsın.” Diyen annemle yüzümü buruşturdum.
Zaten yemek yiyemiyorum hastayken hepten iştahım kesiliyor. Ama gel de bunu anneciğime anlat.
“Tamam anne.” Ben kurbanlık koyun gibi babamın yanına otururken, babam halime gülüyordu.
Annemin kucağıma bıraktığı çorbaya nükleer silahmış gibi baksam da içmekten başka çarem yoktu.
Bir iki kaşık aldıktan sonra daha fazla yiyemeyeceğimi anladım.
“Annem ellerine sağlık ama bana yetti.” Dediğimde annem bana sinirle döndü.
“Sırma yaşına başına bakmam vallahi döverim seni! Yemeğini ye.”
“Anne ya.” Diye söylenirken ayağından çıkardığı terliği gördüğüm an kaşığı elime aldım.
Hızla çorbadan bir yudum daha alırken babam kahkaha atmaya başladı. Ben babama beni kurtarması için bakışlar atarken çalan kapıyla rahatladım. İşte kurtarıcılarım gelmiş olmalı.
Kucağımdaki tepsiyi kenara bırakıp yanıma aldığım maskemi taktım. Demir’e hastalık bulaşmasını istemiyorum.
“Ben bakayım.” Deyip kapıyı yöneldiğimde annem tepsiyi kaldırmak için ayaklandı.
Dış kapının önüne geldiğimde açmadan derin bir nefes aldım. Sonra da küçük bir öksürük krizine tutuldum. Neyine nefes almak Sırma?
Kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm iki adamla gülümsedim. Emir arkada elinde torbalarla dururken, Demir babasının önünde elindeki çiçeklerle bana gülümsüyordu.
“Hoş geldiniz.” Dediğimde gülümsemesi genişledi.
Ortaya çıkan seyrek dişleri benim de daha çok gülmemi sağladı.
“Hoş bulduk Sırma.” Diyen küçük adama bakıp;
“İçeri buyurun.” Dediğimde Demir eğilip ayakkabısının açtı.
Çıkarıp içeri girdiğinde arkasından Emir de girdi.
“Hoş bulduk.” Dediğinde gülümsemekle yetindim.
İkisi de girince kapıyı kapatıp önlerine geçtim ve salona yöneldim. İki adamında beni takip ettiğini bilmek gülümsetti beni. Salona girdiğimizde anne ve babam ayakta bizi bekliyordu.
Yanlarına gidip Emir ve Demir’i bekledim. Demir annemle babamı görünce babasının elini tuttu.
“Emir bu babam Cihan bu da annem Yasemin. Annecim, babacım bu da arkadaşım Emir ve oğlu Demir.” Diyerek herkesi birbiriyle tanıştırdım.
“Tanıştığıma memnun oldum efendim. Rahatsız ettiğimiz için kusura bakmayın. Demir illa Sırma’yı görmek istedi.” Diye açıkladığında Demir’e bakıp gülümsedim.
Kocaman gözleriyle bizimkileri inceliyordu.
“Ne rahatsızlığı tekrar hoş geldiniz. Sen ne tatlı bir çocuksun böyle. Maşallah.” Diyen annemle ortam biraz yumuşadı.
“Hoş geldiniz buyurun.” Diyen babamla Emir elindeki torbaları anneme uzatıp;
“Bunlar Sırma için.” Dedi ve tekli koltuğa oturdu.
“Ne zahmet ettiniz?” Diyen annemle Demir;
“Ben almak istedim. Babam ben ne zaman hasta olsam bana hep onları yedirir bende hemen iyileşirim. Sırma da hemen iyileşsin.” Diye konuştuğunda hepimiz gülümsedik.
Demir’in çocuksu konuşmasıyla heyecanlı heyecanlı anlatan halleri çok sevimliydi.
“Teşekkür ederim küçük adam.” Diyen annem elindekileri bırakmak üzere mutfağa geçti.
Demir yanıma gelip kucağındaki çiçek buketini bana uzatıp;
“Senin için aldım Sırma.” Dedi.
“Teşekkür ederim yakışıklı. Çok mutlu oldum.” Dediğinde gülümseyip;
“Öpmeyecek misin?” Diye sorunca içim gitti.
“Hasta olduğum için öpemiyorum. Borcum olsun iyileşince öperim olur mu?” Dediğimde başını salladı.
“Yüzündekini de o yüzden mi taktın?”
“Evet canım. Sende hasta olma diye taktım.” Dediğimde yüzünü astı.
“Ben sevmedim. Seni göremiyorum.” Dediğinde şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim.
Konuşmak yerine maskeyi indirip Demir’e göz kırptım ve geri taktım. Demir bu hareketime gülüp babasının kucağına gitti.
Bu arada annem de gelip babamın yanına oturdu.
“Tekrar hoş geldiniz. Size ne ikram edeyim?”
“Zahmet olmasın efendim.”
“Ne zahmeti? Kahve?”
“Olur.” Diyen Emir gülümsedi.
Gözüm gülüşüne takılsa da hemen başımı eğdim. Babamın yanlış bir düşünceye kapılmasını istemiyorum.
Annem mutfağa gittiğinde salonda bir sessizlik oluştu.
“Sırma sen neden hasta oldun?” Diyen Demir’le kafamı kaldırdım.
“Bende bilmiyorum canım. Sanırım kendime dikkat edemedim.” Dediğimde kıkırdadı.
“Bende hiç dikkat etmiyorum. O yüzden babamla Pamuk teyzem hep peşimde.” Dediğinde bende güldüm.
“Sırma da senin gibi. O yüzden bizde devamlı onun peşindeyiz.” Babamın dediği hoşuna gitmiş olacak ki Demir gülmeye başladı.
“Sende mi çocuksun Sırma?” Diye sorunca dayanmayıp kahkaha attım.
“Sanırım öyleyim.” Dediğimde Demir de gülmeye başladı.
Annem içeri girince halimize bakıp;
“Hayırdır?” Dediğinde daha çok güldük.
Annem Emir’e, babama ve kendine kahve verirken bana ıhlamur verdi. Yüzümü buruştursam da sesimi çıkarmadım.
“Demir’cim sana da kendi yaptığım karışık meyve suyundan getirdim. Bak çok vitaminli. İç ki Sırma ablan gibi hasta olma.” Derken onunda önüne içeceğini koydu.
Yerine yerleştiği sırada Demir içeceğini içti.
“Çok güzel olmuş Yasemin teyze teşekkür ederim.”
“Afiyet olsun paşam.” Diyen annemle Demir’in yanakları kızardı.
Senin utanmalarını yerim küçük adam.
“Ne işle uğraşıyorsunuz Emir bey?” Diyen babam ile Demir babasına baktı.
“Lütfen sadece Emir deyin efendim. Spor eğitmeniyim. Küçük bir salonum var.” Dediğinde babamın ilgisini çekmiş oldu.
Bende nasıl böyle hulk gibi olduğunu anlamış oldum. Her gün spor yapıyor olmalı.
“Bende emekli askerim.” Diyen babamla Emir ve babam koyu bir sohbete tutuştu.
Bizde onları dinlerken babamın anlattığı hikayelere gülüyorduk.
Demir sıkılmış olmalı ki kalkıp yanıma geldi.
“Sırma bana odanı gösterir misin?” Dediğinde gülümsedim.
“Elbette ki canım.” Deyip ayağa kalktığımda babam;
“Genç adam erkekler kızımın odasına giremez.” Dediğinde Demir şakınca babama baktım.
Hepimiz bu tatlı haline gülerken Demir’in elinden tutup;
“Babam sana şaka yapıyor tatlım.” Dediğimde o da güldü.
Biz odama giderken babamlar sohbetine devam etti. Odamın kapısını açtığımda Demir benden önce içeri girdi. Bende peşinden girip odayı incelemesini bekledim. Demir merakla etrafı incelerken kitaplığıma gözü takıldı.
“Sırma ne çok kitabın var.” Derken gözlerini kocaman açmıştı.
“Beğendin mi?” Dediğimde başını salladı.
“Hepsini okudun mu?”
“Çoğunu okudum. Okunmayanları da sırayla okuyorum.”
“Benimde kitaplarım var ama ben okumayı bilmediğim için babam okuyor.” Dediğinde gülümsedim.
“Hangi kitapların var?” Diye sorduğumda düşünmeye başladı.
“Çizmeli kedi, pamuk prenses, kurbağa prens, küçük prens, ormanlar kralı.” Deyip sustu ve biraz daha düşündü.
“Aklıma bu kadar geldi.” Dediğinde gülümsedim.
Şu an hasta olmasan yanaklarını sulu sulu öperdim.
“Ne kadar çok kitabın var çok güzel.”
“Bir gün sende bize gel hepsini göstereyim.” Dediğinde şaşırdım.
Demir’in bana bu kadar çabuk alışmasını beni mutlu etti.
“Bir ara ziyaret ederim.” Dediğimde gülerek önüne döndü.
Odamı biraz daha inceledikten sonra gidip yatağıma oturdu.
“Sende gelsene.” Dediğinde bende yanına oturdum.
“Sırma sana bir şey soracağım.” Dediğinde tüm ilgimi ona yönelttim.
“Sor tatlım.” Dediğimde karasız duruyordu.
“Ama aramızda kalacak söz mü?”
“Söz.” Dediğimde bana döndü.
“Ben okula gitmesem olmaz mı?” Deyince dikkatimi çekti.
“Neden canım?” Dediğimde omzunu silkip;
“İşte. Ben gitmek istemiyorum.” Dedi.
“Demir sorun ne ise bana söyle ki sana yardımcı olayım canım.” Dediğimde yüzünden değişik bir ifade geçti.
Sanki kafasında binlerce soru vardı.
“Demir bana anlatabilirsin canım babana söylemem.” Dediğimde yağa kalktı.
“Hadi içeri gidelim.” Deyip odadan kaçtığında nefesimi dışarı bıraktım.
Demir’in bir sorunu vardı ama anlatmaya çekiniyordu. Yapacağımız seansta bunun üzerine çalışsam iyi olacak.
İçeri geçtiğimde Demir babasının kucağına oturup, ona sarılmıştı. Bende yerime oturup sohbetlerini dinlemeye devam ettim.
Babam ve Emir büyük bir keyifle birbirlerine komik hatıralarını anlatıyordular. Demir’in söylediklerini düşünmekten konuyu pek takip edemedim.
“Ben sofrayı kurayım.” Diyerek ayaklandı annem.
“Zahmet vermeyelim efendim. Geç oldu bizde kalkarız.” Diyen Emir’le annem kaşlarını çattı.
“Yemekler zaten hazır. Yemeden bırakmam. Siz keyfinize bakın.” Dediğinde Emir ses etmedi.
Demek bay hulkun gücü bir tek bana yetiyordu. Bende Sırma’ysam sana papuç bırakmam ama.
“Anne yardım edeyim mi?”
“Kızım otur sen hastasın zaten.” Dediğinde yerimden kalkmadım.
Annem sofrayı hazır edince hepimiz yerlerimize oturduk. Karşımda Demir vardı, onun yanından da Emir. Sağ yanımda babam baş köşede oturuyordu. Annemde babamın karşısındaydı.
Annem çorbaları döktüğünde Emir Demir’in kasesini alıp içine ekmek doğradı ve üfleyerek soğutmaya başladı. Hayranlıkla Emir’i izlerken gülümsemeden edemedim. Çok güzel bir babaydı.
Çorbanın soğuduğuna ikna olunca kaseyi Demir’in önüne bıraktı ve kendi yemeğine döndü. Bende izlemeyi bırakıp kendi çorbama döndüm. Birkaç yudum içtikten sonra tıkandım. Zaten Demir’ler gelmeden de annem zorla yedirmişti.
“Anne ellerine sağlık ben doydum.” Dediğimde sofradaki tüm gözler bana döndü.
Beni en çok rahatsız edense bana dik dik bakan Emir’di.
“Sırma yemeğini ye.” Diye sakince uyardı annem.
“Anne doydum.” Sertçe konuştuğumda annemle aramızda sözsüz bir bakışma geçti.
Bazen çocuk olmadığımı unutuyordu.
“Sırma yemeğini yemezsen iyileşemezsin.” Diyen Demir’le anneme bakmayı bırakıp ona döndüm.
“Ben çok yiyemem Demir’cim.”
“Ama kendini zorlaman lazım.” Dediğinde gülmeye başladım.
Seni gidi büyümüşte küçülmüş. Demir yerinden kalkıp sandalyenin üzerine çıktı. Ben dikkatle ne yapacağını beklerken küçük kaşığına çorba alıp;
“Bak uçak geliyor.” Diyerek bana uzattığında gülmeye başladım.
Onun bu masum haline dayanamayıp uzattığı lokmayı aldım. Demir yememden mutlu olunca bende sevindim. İşte bu kadar kolaydı çocukları mutlu etmek.
“Babacım hadi yerine otur.” Diyen Emir Demir’i yerine oturttu.
“Hadi Sırma çorbanı ye.” Diyen Demir’i kıramadım.
Yavaş yavaş çorbamı içerken Emir alttan alttan gülüyordu. Pislik.
***
Yemekler yendikten sonra Emir’ler müsaade isteyip gittiler. Her ne kadar Demir’den ayrılmak istemesem de mecburdum. Onlar gittikten sonra bende yatağıma döndüm.
Fazlasıyla enerji harcadığım için halim kalmadı. Uzandığım yerde aklıma Demir’in halleri gelince gülümsemeye başladım. Anne ve babam da Demir’i çok sevmişti.
Bu küçük adam onu gören herkesin kalbine sevgisini bilmeden çok güzel yerleştiriyor. Öyle ki onu sevmeden yapamıyorsun.
Hele bana olan yakınlığı yok mu? Beni benden alıyor da haberi yok.
Böyle bir evlat her kula nasip olmayacak bir nimet.
Belki bir gün benimde Demir gibi bir oğlum olur.
Bir kalp dua kapılarının açık olduğunu bilmeden bir dilek diledi. Bu içten duayı duyan melekler aynı hızla açık kapıdan ulaştırdı o dileği. Kabul olup olmayacağını ise zaman gösterecekti.
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*