Mihriban eve girdiğinde saatin sabaha yakın olduğunu fark edince, önce sıcak bir duşa girdi ve mesai saatine kadar uyumaya çalıştı. Birkaç saatlik uyku ve dünün getirdiği yorgunluk migrenini tetiklediği için aceleyle ilacını alarak kendine sert bir kahve yaptı ve termos bardağına koyup evden çıktı. Böyle ataklar zamanında kesinlikle bir şey yiyemezdi. Apartmandan çıktığında kendisini korumak için görevlendirilen iki memur duruşlarına çeki düzen vererek, Mihriban'ın araca yerleşmesini beklediler. Genelde güler yüzlü olan kadının bu kez suratının sirke satıyor olması onları da ister istemez germişti.
Kısa süren yolculuk sonunda adliye binasına geldiklerinde sıra dışı bir kalabalık gördüler. Adliye bahçesinde yaklaşık 20 kadar siyah takım elbiseli ve asık suratlı adam vardı. Mihriban'ın gözleri bayrak direğine yaslanmış şekilde sigarasını içen adama takılınca bu kalabalığın sebebini daha çok merak etmeye başladı. Birbirlerini tanımamazlıktan gelmeleri elzemdi. Mihriban onu görmemiş gibi yaparak, hakim savcılara ait kapıdan adliye binasına girdi. Odasının bulunduğu kata geldiğindeyse kendi odasının karşısında bulunan bir diğer savcının başında da büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Gürültülü kalabalık, ifadeyi sık sık sabote ediyor ve olay her ne ise bir ilgilerinin olmadığını iddia ediyordu.
Açık kapıdan kendisi ile göz göze gelen meslektaşı Melih Erdemli oldukça bunalmış gözüküyordu. Baş ağrısı henüz tam olarak geçmemişti ve bu gürültü de onu oldukça rahatsız ediyordu. Katibi Sahra, amirinin yüzündeki ifadeden pek iyi olmadığını anlamıştı. Onu fazla yormamak adına bu günkü mesaileri hakkında kısa bir bilgi verip işine döndü. Ama Mihriban'ın dışarıdaki kalabalık ile ilgili merak ettiği şeyler vardı.
" Melih savcının başındaki kalabalık neyin nesi biliyor musun?"
" Sayın savcım ne yazık ki olası bir tecavüz ve öldürme meselesi gibi duruyor. Firaz Roni'nin küçük oğlu Azat'ın bir süre önce yöre halkından 18 yaşındaki bir kızı sürekli taciz ettiği ve tehdit ile sindirmeye çalıştığı yönünde kızın ailesi tarafından şikayet olmuş. Tabii olay bir şekilde kapanmış. Ama dün gece şehir çıkışındaki metruk bir binada kısmen yanmış bir kadın cesedi bulunmuş. Kız üç gündür kayıpmış. Aile ne yazık ki kendi kızları olduğunu teşhis ediyor. Öncesinde böyle bir şikayet olduğu için de Melih savcım ifadeye çağırmış. Kalabalığın yarısı koruma ise yarısı da ailenin avukatları. Oldukça çetin bir dava olacağa benziyor."
Mihriban Firaz Roni ismini duyunca davanın ayrıntılarını merak etmişti. Kalabalık dağılınca Melih savcı ile konuşmayı kafasına not ederek önündeki dosyaya döndü. Olay yeri fotoğrafları ve ifadeleri tekrar incelemeye başladı. Gözden kaçırdığı bir şey olduğuna emindi. İşine oldukça yoğunlaştığı sırada masanın üzerindeki telefondan mesaj bildirim sesi geldi. Mesajı açtığında numaranın kayıtlı olmadığını görmüştü. Yazanları okuduğunda ise Melih savcının davası oldukça dikkatini çekmeyi başarmıştı.
" Melih Erdemli'ye iletilmek üzere sana bir dosya göndereceğim. Dosyanın içinde Azat'ın en yakın adamının olay yerinde çekilmiş fotoğrafları var. Adamın adı İhsan. HTS kayıtları size yardımcı olacak. Bu numara tek kullanımlık. Ben sana tekrar ulaşacağım. Dikkatli ol ve savcıyı uyar."
Gelen mesajın Devrim denilen o adamdan geldiğine emindi. Roni ailesine yakın olarak bildiği ve savcılığa kanıt sağlayacak başka birini tanımıyordu. Sahra'yı kendisine gelebilecek herhangi bir posta konusunda uyardı ve stresli olduğu zamanlarda yaptığı gibi, elindeki kalemi çevirmeye başladı.
Mesleği gereği bir çok tehlike ile sürekli karşı karşıya kalma ihtimali vardı Mihriban'ın. Belki bir kadın için zorlu yanları daha çok elle tutulur cinsten olabilirdi. O da cinsiyetine atfedilen zayıflıktan çok, erkeklerin yaklaşımı ile alakalıydı. Ama bu kez elindeki dosya, çoğu kıdemli erkek meslektaşını dahi zorlayacak cinstendi. Türkiye Cumhuriyeti İstihbaratının dahi yıllardır üzerinde çalıştığı örgüt ve uzantılarına bir şekilde Mihriban da dahil olmuş ve araştırmanın bir diğer önemli kolu görevini almıştı. Koridora çıkıp Melih Erdemli'nin odasının önündeki kalabalığın dağılıp dağılmadığına baktı. Ortalık sakinleşmiş gibi gözüküyordu. Tam arkasını dönmüş odasına girecekken, bir paket servis elemanı " Hanfendi bakar mısınız? Mihriban savcıyı nerede bulabilirim acaba?" deyince önce adamı baştan aşağı süzdü sonra da elindeki pakete takıldı gözleri.
" Buyurun Mihriban savcı benim. Niçin arıyorsunuz beni?"
" Öğle yemeğinizi getirdim efendim. "
Mihriban yemek söylemediğine emindi. Önce Sahra'ya sormak istedi, sonra da aklına Devrim'in göndereceği belge geldi. Büyük ihtimalle gizlilik açısından bu yola baş vurmuş olmalı diye düşündü.
Paketi alıp teşekkür ettikten sonra odaya döndü. Sahra ifadeleri temize geçme işine yoğunlaşmıştı. Öğlen arasına yarım saatlik bir zaman olduğunu gördüğünde ise paket içerisindeki yiyeceği Sahra'ya ikram ederek, poşetteki zarfı aldı ve Melih savcının odasına doğru adımladı. Kapıyı çalıp içeri girdiğinde, Melih savcının yüzünde açık bir şaşkınlık gördü. Ancak bu tavır kısa sürdü ve ayağı kalkarak genç kadını karşıladı.
" Sayın savcım hoş geldiniz. Ziyaretinizi neye borçluyum acaba?"
Melih Erdemli 30'lu yaşlarının başlarında, uzun boylu ve kumral bir adamdı. Atletik yapısı sporla oldukça haşır neşir olduğunun kanıtıydı. Muhatabının içini görecekmiş gibi derin bakan ela gözleri vardı. Ve Mihriban henüz fark etmese de geldiği andan itibaren bu genç adamın dikkatini çekmişti. Samimi karşılamaya tebessümle karşılık verdi ve "kolay gelsin" diyerek masanın karşısındaki koltuklardan birine yerleşti.
" Az önce odanız oldukça kalabalıktı. Bayağı zorlu bir dava sanırım."
" Maalesef hem zorlu hem de oldukça can sıkıcı. Şüphe güçlü ama delil yok. Gözaltı talebi için bile delil bulamadı emniyet. Oldukça profesyonel bir avukat ordusu ile çalışıyorlar. Sizin davanızda adı geçen Firaz Roni'nin en küçük oğlu Azat şüpheli."
" Melih savcım, söze nereden başlasam bilemiyorum ama, bana az önce bir zarf geldi ve tanımadığım bir numaradan aldığım mesaja göre içindekiler benden çok sizi ilgilendiriyormuş. O yüzden açmadan yanınıza geldim."
Mihriban ne olursa olsun Devrim'i açık edemezdi. Bir şekilde durumu karmaşıklaştırarak kendisinin de şaşkın olduğuna muhatabını inandırmaya çalıştı. Masaya koyduğu zarfı genç adama doğru itti ve içeriğini az çok bildiği şeylerin Melih Erdemli tarafından da sindirilmesini bekledi. Genç adam çatık kaşlarla zarfın içindekileri bir süre inceledi ve "Bunları kim, ne amaçla göndermiş olabilir ki?" diye söylendi.
" İnanın ben de bilmiyorum. Ancak zarfı getiren şahıs özellikle sizin dikkatli olmanızı tembihledi."
" Zarfı getiren kişi ile karşılaştınız yani?"
" Evet. Paket servis elemanı kılığındaydı. İki kişilik yemekle beraber bu zarfı getirdi. Çok konuşmadı. Sadece dikkatli olmanız gerektiğini söyleyerek aceleyle gitti."
" Fotoğraflar çok profesyonel. İstihbarat işine benziyor. Belki de dinlemelere takılan bir şeyler var ki bize bunları ulaştırdılar. Eğer benim dikkatli olmam gerekiyorsa sizin de olmanız gerekli. Bu aile sanıldığından daha da tehlikeli."
"Döviz Bürosu saldırısını araştırmaya başladığım anda emniyet benim için iki koruma memuru tahsis etti zaten. Siz de lütfen kendinize dikkat edin savcım. Bu arada birbirimizin davası ile ayrıntı yakaladığımızda paslaşmak isterim."
" Sizin adınıza sevindim. Yine de oldukça dikkatli olun bu süreçte. En ufak bir ayrıntı yakaladığımda sizi haberdar edeceğimden emin olabilirsiniz. Bu arada iletişim sağlamak için telefon numaralarımızı paylaşsak iyi olacak sanırım."
" Elbette, haklısınız."
Kendi telefonu yanında olmadığı için numarasını söyledi ve odadan ayrıldı. Kendi odasına geldiğinde Sahra yerinde yoktu. Telefonuna gelen kısa mesaj sesini duyunca beklemeden açtı. Mesajı atan Melih Erdemli idi. Kendi numarasını vermek için atmıştı. Bir an Devrim denilen o adamdan geldiğini sanarak nereye varmaya çalıştığını düşündü Mihriban. Neden ondan bir mesaj bekliyordu ki? Kendince saçma olan bu düşünceleri kafasından kovarak, bir şeyler yemek için yemekhaneye doğru yürümeye başladı. Aklında sürekli Devrim'in onu aracı kılarak Melih beye yardımcı olması dönüp duruyordu. Neden direk iletişime geçmemişti ki. Gayet de basit bir şekilde isimsiz bir posta gönderebilirdi. Yemekhaneye vardığında etrafı tarayıp boş bir yer aradı. Henüz birilerinin masasına teklifsiz ilişecek kadar samimi değildi kimseyle. Bir süre daha bakındıktan sonra elindeki tabildotla yanına gelen Melih, "Biraz ileride iki kişilik boş yer var. Ben orayı tutuyorum, siz de yemeğinizi alıp bir an önce gelin. Yoksa yerin kapılması an meselesi." demişti. Genç adamın bu samimi ve dostane olduğunu umduğu teklifini geri çevirmedi ve yiyeceğini alıp karşısındaki sandalyeye ilişti. Aslında hiç adeti değildi ama adamın hareketlerinde şimdilik bir art niyet sezmemesi kurallarını biraz olsun esnetmesini sağlamıştı...