Beklediğim gibi oldu. Beklediğimden bile çok konuştu. Cevap veremediğim bir şey yoktu söylediklerinin içinde, sorun onun da hazır cevap olmasıydı. Saniye geçmiyordu yeni paragrafları döşemek için. Tam özür dilemek isteyecek gibi olurken karşı atağa geçiyordu. İstek mistek kalmıyordu haliyle.
Kapı açılınca da asansöre gelince de dozunda bıraktığı hakaretlerle de çok canım sıkıldı. Merdivenlerden çıkmak istemesi gerçekten de gıcıklıktı. Sanki asansörde adam yiyordum ben. Beyin etiyle beslenen kendisi değilmiş gibi beni itham etmek ne demek?
Bizim şirketten başka sekiz firma daha vardı aynı holding içinde. Biz dokuzuncu kattaydık. Bizim şirkette olmadığına kanaat getirdim. Dokuz kat merdiven çıkacak kadar da deli değildir bence. Aynı yerde olmayalım da uzaya çıksın isterse yürüyerek.
Asansör gelince bindim. Başka binen olmadı. Benden başka geç kalan yoktu demek. Babam çoktan gelmiştir. Babamda yedek gömlek vardır mutlaka; ama babasının gömleğini giyen çocuk gibi dururdu üstümde vazgeçtim. Bir iki beden büyüktür babam benden. Gerçi ben kaslarımla doldurabilirdim içini.
İnince MarkaŞık kısmına geçtim. Önüme çıkana günaydın diyerek babamın eski odası, benim yeni odama girdim doğruca.
"Neredesin sen? Servis çoktan geldi. Patron yok. Patron çalışmazsa diğer çalışanlar hiç çalışmaz." "Kahvaltı etmek istemiştim; ama ufak bir aksilik oldu. Çay döküldü üstüme."
"Nasıl becerdin? Buna dökülme mi diyorsun? Çay banyosu yapmışsın. Böyle mi çıkacaksın çalışanlarının karşısına?" Zeynep Yaver yüzünden babamdan azar işitiyordum ve suçlayamayacak olmam gerim gerim gerdi beni. Hâlâ kahvaltı da edemedim.
"Kendi gömleğini vermek istersen hayır demem baba." "Terbiye de yok. Arsızlık almış başını gitmiş. Almanya mı bozdu seni böyle?"
Yaratıcı zekama terbiyesizlik demesi üzdü beni. Pratiklik denirdi buna. Ben hep böyleydim baba desem. Yok şimdi denmezdi. Sinirli gibi geldi bana.
"Baba sen böyle mi çıkacaksın dedin ya, o yüzden şey ettimdi. Hem seninki büyük gelir bana."
"Höst, çapsız. Ayarın da yok zaten. Burada ciddi olacaksın. Laylaylom günler bitti. Yan gelip yatma, alay konusu yapma yeri değil burası."
Çapsız mı? Döner kapıda bir metre yarı çaplı yer demişti Zeynep. Gülme geldi içimden gülemedim. En fenası bu yaa. Gülmek isteyip gülememek. Babam iş konusunda ciddiydi. Ben de elimden gelenin en iyisini yapacaktım elbette de çayı ben dökmedim ki. Bu kadın olduğunu iddia eden Zeynep yüzünden hem geç kalmış hem de babamdan hiç hak etmediğim halde azar işitmeye devam ediyordum.
"Bu işi bana verdiğine asla pişman etmem seni baba. En az Mert kadar hatta ondan daha da iyi olacağımdan şüphe duyma sakın. Üzülürüm valla." "Ben üzülmeyeyim de sonunda, sen üzül gerekirse. Değiştiremeyeceksen üstünü geçelim toplantı odasına."
Ben de üzülmeyeceğim işte bana ne. Biraz daha büyük olan camlı bölüme geçtik. Babam aldı sazı eline. Ben de yanında onun konuşmasının bitmesi için bekledim sıram gelsin diye. Aynı anda telefon çalmaya başladı. Titreme oldu pantolon cebimde. Benim değildi çalan telefon. Kim ne bilsin?
Zil sesi...
Karayip Korsanları film müziği.
Tamam ben de severim de...
Babam konuşurken çalmasaydı...
Cebimden çıkarıp meşgule attım. İki saniye geçmedi tekrar çaldı. Giderek artan melodiyle hem de. Yine meşgul yaptım. Anlaşılmak istiyorum *Güzel Annem Arıyor*. Bir kez daha çalınca sessiz yapılacak yeri buldum.
"Kapatsana lan şunu. Toplantıdayız saygısız. Bölüyorsun beni durmadan."
Sessiz söyledi babam Allah'ı var. En yakındakiler anca duymuştur. Zeynep yanımda yokken bile ruhuyla işkence etmeye devam ediyordu bana. Tekrar çalmadı. Babam konuşmaya devam ederken ben adımı soyadımı yazdım tahtaya. Canım sıkıldı sınıftaki yedek öğretmen gibi. İşe yaramaz hissettim. Söz hakkı yok; ama angaryalar ondan sorulur.
Babam sözü bana bıraktığında kısa kesip ekibimi tanımak istedim. Evet Mehmet Ali, evet Hatice, evet Merve, evet Cenk, evet Pınar, bir tek Gülşah'ı tanıyordum. Diğerlerini daha sonra öğrenirdim elbette. Evet Zeynep.
Neeee? Yooo! Yoo yoo hayır! Öldüm de kabir azabı mı çekiyordum? Tövbe Allah'ım hiç günah işlemeyeceğim bir daha. Vallahi billahi nimet çarpsın. Öldüm kesin. Geç kaldım tövbeye. Kaldığı yerden devam ediyordu hiç ara vermeden. İyi ki babam çıkmıştı odadan. Diğerleri anlasa da önemli değildi.
Empati yapmayı çok severmiş de çok eğlenecekmişiz de. Trajikomik olur her şey seninle. Gülünecek bir halimiz varsa bile ağlanırdı be. Hah! Taksiden inmek içine oturmuş belli. Arada giydirdi bana da.
Herkesi işinin başına gönderince Zeynep Yaver'i odama çağırdım. Bu cadalozun patronu olmak ya dediği gibi çok eğlenceli olacaktı, haftanın lafı, gafı, safı gibi...
Veya...
Veyasını düşünmek bile karnıma kramp soktu. Daha patronluğumun ilk gününde kimseyi işten kovarak patronluk taslamayı istemesem de Zeynep'in az sonraki tavrı burada etkili olacaktı.
Tamam mı? Devam mı?
Gelmiyor hala. Emre itaatsizlik var bu kızda kesin. İşten çıkarma sebebi.
"Zeynep odama dedim."
Ben girdim. O da arkamdan girip kapıyı kapattı. Koltuğuma geçince ayakta bekledi. Hmm.
"Buyrun Melih bey."
İğneli ses tonunu adımın arkasından sarf ettiği bey lafıyla ört bas etmeye karar verdim. Yapıcı bir patrondum ben.
"Lütfen otur Zeynep. Eminim çok zor olmuştur bana bey diye hitap etmek. Biliyor muydun benim Melih Deniz olduğumu?"
"Bilmiyordum; ama siz benim adımı soyadımı bildiğinize göre personeli tanıyor olmalısınız."
"Adını farklı bir sebepten biliyorum. O konuya daha sonra geliriz bir ara. Şimdi seni kovmamam için bana bir sebep ver."
Seni kovabilme ihtimalini bana bahşeden başta Yüce Rabbime, sonra babama şükürler olsun. Amin.
"Burada çalışan herkesten daha çok bana ihtiyacınızın olduğunu, Mehmet Emin beyin saydığı ve de şirketi için istediği çalışan profiline yüzde bin oranla uyduğumu, bu web sitesinin benimle birlikte tahmininden daha önce vizyonuna ulaşacağını, benim adımın iş ver, gerisini düşünme demek ile eş olduğunu, yine benim gibi önceki işinde az zamanda çok büyük işler yapmış birini kaçırmayı asla göze alamayacağınızı söylememi çok mu istiyorsunuz? Kendimi övmeyi pek sevmem Melih bey. Size geçerli sebep veremediğim için kusura bakmayın." İş ver, gerisini düşünme! Bunu bilemem ama özgüven ve kendini beğenmişlikle Zeynep Yaver aynı kefede olacaktı artık benim için. Bekleyin bir dakika. Bana da böyle diyorlardı. Yalancılar. Ben hayatta böyle değildim. Güzel annem ne de masum yetiştirmiş beni. Minnoş kedinin tekiyim ben bu sırtlanın yanında.
"Ağzının iş yaptığı kadar kafan da çalışıyorsa zaten senin gibi elemanı ben de kaçırmak istemem." "Buzdağının görünen kısmı sadece bu. Siz daha hiçbir şey görmediniz, duymadınız." "Görmek ister miyim? Elbette. Bana yaptıklarını göster ki, kovmadığıma değdiğini kanıtla. Peki sesini çok sık duymak ister miyim? Bir düşüneyim. Dur. Hmm! Cık. Hiç sanmıyorum. 'Az laf çok iş' diye bir tabir vardır zengin Türkçe'mizde. Nedense sana bunu sık sık hatırlatacakmışım hissi doğuyor içime."
"Ben böyle bütün bir paket halinde geliyorum. Biri varsa diğeri de olur. Sesimi duymadan boşa geçireceğiniz bir gününüze bile tahammülünüzün olmayacağını size garanti edebilirim. İşimi severek yapar, daha da severek anlatırım."
İşte şimdi zırvaladın. Sesini bir gün değil tamamen kısmak için her şeyimi verirdim. Yapılan işler yazılı olarak rapor edilecek diye bir bildiri geçtim mi iş biterdi.
"İşini severek yapmana alışabilirim; ama konu seninle konuşmaya gelince işin rengi değişebilir ve ben her rengi sevmem. Bakalım zamanla göreceğiz renklerimiz tutacak mı?" "Sizinle renk uyumu yakalamamıza gerek yok. MarkaŞık için çalışıyorum ben. Cuma akşamı ve bu sabah için de özür dilerim ayrıca." Hah! Şöy le yo la gel. Hayal kırıklığı neden yaşıyordum peki? İçten içe de hüzünlendim eteklerim zil çalarken bir anda. Pişman olması tartışmanın değerini düşürdü gözümde.
"Seni kovmamam için başka bir sebep verdin bak şimdi bana. Kibar olabiliyor oluşun sende potansiyel olduğunu, bu şirket için değerli bir çalışan olacağını da gösteriyor. Seninle atışmak benim için de güzeldi. Önemli değil. Affettim çoktan. Bir patron çalışanlarıyla küs olmamalı." "Beni yanlış anladınız her zamanki gibi. Bunu da erkek aklınızın sığlığına ve yaradılıştan gelen egonuzun, tatmin olmak için her yolu mübah görmesine veriyorum. Kadınlardan tırnak içinde "benden" üstün olabileceğinizi aklınız kesti, pes diyorum. Söylediklerimden pişman değilim asla. Benim patronum olduğunuzu bilseydim ikinci tekil değil de ikinci çoğul şahıs çekimiyle lafları tıkardım ağzınıza. Şimdi izninizi rica edeyim, koşmayı öğretmem gereken, daha ileriye taşıyacağım bir markam var. İşimin başına döneyim. İyi günler." İkinci tekil... Şahıs... Sen
İkinci çoğul... Şahıs... Siz
Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa.
İçimden bağırmak yetmez ki. İlk iş ses ve Zeynep geçirmez cam takılacak bu odaya. Nokta.
Bunun ne anlama geldiğini o an düşünmek zorunda mıydım? Ne olduğunu bilmeden nasıl cevap verecektim? Düşünmek zorunda kaldım. Lafı yedim. Cevap, yorum, karşı atak, tıkama hiçbirini, Zeynep çıkmadan yapamadım.
Çıktı.
Gitti.
Sığ akıllı mı dedi o bana? Yok tek bana değil. Tüm erkeklere dedi. Mert de dahil yani. Oh! Çok şükür. Egonun tatmini. Yaptığım bu muydu? Hiç de bile. Taksime bin. İn deyince suçlu olayım.
Söylediklerini yine söylermiş de; ama siz diyerek söylermiş. Aferin Melih ilk kez cevap veremedin bir kadına. Kibar, saygılı Zeynep Yaver. Ben bunu çok geçmeden kovarım. İşinde dediği kadar iyi olduğunu da sanmıyordum. Bu kadar çok konuşan biri, beyninin yalnızca konuşmaktan sorumlu bölgesini geliştirmiş olmalı, idmanlı demektir. Peki kullanmadığı diğer bölümler ne olacaktı? Al işte. Hepsi körelmiştir.
Her şey şirketimin geleceği için. Kişisel çıkarlarımı kesinlikle göz ardı ederek karar verme yetimi ileriki günlerde devreye sokardım. Merak etmesindi o.
Bana en çok lazım bölümde olması şart mıydı peki? Analist. Diğer analist kimdi? Pınar. Onunla çalışırım ben de. Yüzüne bile bakmam Zeynep'in olur biterdi. Tüm dediklerini veto ederdim. Bir süre sonra da az çok tanıdıysam istifa eder çeker giderdi değerim yok diye.
Çeker giderdi. Miydi?
"Gülşah Pınar hanımı odama gönderir misin? Teşekkürler."
Masanın üstü boş. Dolapları biraz kurcaladım. Onlar da boş. Çekmece? Niye bir şey yok lan buralarda? Hiç dosya, evrak, rapor yok. Solitaire mi oynayacaktım ben tüm gün? Delgeç, ataç, zımba var. Bunları birbirine mi monte edeyim? Amacına uygun, adil kullanım için boş A4 bile yok.
"Melih bey, beni çağırmışsınız." "Gel Pınar otur. Senden altı aylık tıklanma yüzdelerini, siteye giriş çıkış ve sitede gezinme süreleri ile alış veriş oranlarını gösteren raporları bana acil olarak hazırlayıp getirmeni istiyorum. Elinde her ne iş varsa bırak, sadece buna yoğunlaş." "Melih bey, konunun uzmanı Zeynep hanım. İsterseniz ben ona iletirim." "Sen neden yapmıyorsun? Sen uzman değil misin?" "Yani uzmanım da, ürün geliştirme işinde. Endüstri mühendisleri..." "Tamam. Anladım. Diğer analist kimdi?"
"Ben de yeniyim. Tanışmam gerek hepsiyle. Son ve uzun konuşan kaldı aklımda. Zeynep. Konuşma şekli ve kendinden emin olması akıllarda bir tek onun ismini bıraktı. Bende öyle en azından." "Teşekkürler. Kusura bakma lütfen. Hepinizin adını en kısa sürede aklıma yazacağım."
ZEYNEEEEEEEEEP.
Telefon yine çalmaya başladı. Sessiz yaptım. Çalsın. Annesi mi arıyordu? Yoksa annesinin telefonundan kendisi mi arıyordu? Bak sen. İşini aksatıyor demekti bu. İyice paranoyak oldum. Kıymet bilip ardına düşüyordu işte. Açmaya karar verdim. Sesimi biraz değiştirdim.
"Alo."
"Merhaba, ben Zeynep Yaver. Taksi şoförü müsünüz acaba?"
"Evet."
"Oh! Süper. Telefonumu açtığınıza göre çantamı buldunuz. Hangi durak acaba? Ben gelip alırım müsait zaman belirleyip."
"Yok, ben çanta falan bulmadım. Bu telefon benim."
"Nasıl senin ya? Arkadaşım cuma yağmurlu bir günde öküzün birisiyle el, ayak, ağız her ne kadar organ varsa hepsiyle birlik olup beni zorla indirdiniz ya taksiden. O sinirle ben de çantamı unutmuşum işte."
"Hatırlayamadım. Saygıdeğer bir beyefendi için durmuştum. Sizin de inmenizi rica etti."
"Saygıdeğer mi? O beyefendi dediğiniz kişi hakkında polemiğe girmeyeceğim sizinle. Maşallah kafa zehir de yanlış yerde harcanıyor. Neyse işte çantamı nasıl ve nereden alabilirim?"
"Dediğim gibi bende çanta manta yok. Bir yanlışınız olmasın."
"Yanlışım olmaz mı? En büyük yanlış taksiden inmemdi. Sizin yaptığınız şey gasp yalnız. Çantamı gasp edip sahibine vermeyi reddediyorsunuz. Yasal işlem başlatacağım."
"Ne belli sizin aynı kişi olduğunuz?"
"Ne mi belli? Kimliğim de o çantada. Okuma yazmanız var mı? Buluşunca yüzüme bakar, fotoğrafla karşılaştırır bana teslim edersiniz."
"Kaç para vardı cüzdanda? Başka ne vardı?"
"Tebrik ederim mantık sınırlarını zorlamaya başladınız. Yüz on Türk lirası banknot vardı. Yedi sekiz lira bozukluk sanırım. Ehliyet, İstanbul kart, kredi kartı, fotoğraf vardı."
"Hmm."
"Hmm ne?"
"Emin olamadım."
"Arkadaşım kafanı mı kırmam lazım emin olmak için? Telefonun üstüne mi yatmak istiyorsun, eyvallah, kimliğimi ve kredi kartımı ver bari. İptal miptal uğraştırma beni gözünü seveyim. İşe girdim, kimliğim yok. Belgelerimi bir an önce tamamlamam lazım sigorta için. Emekli mi olmayayım istiyorsun nedir?"
"Yani telefon güzel. Para da iyi. Eh çanta da bir şeye benzemiyor."
"Çanta mı bir şeye benzemiyor? Ben onun kırmızı çizgilerinin tonunu hangi şartlarda aradım buldum bir fikrin var mı senin? Ver o zaman çantamı bana geri. Nonoş musun sen? Modadan mı anlıyorsun sanki?"
"Taksicinin sesi böyle miydi Zeynep yaa? İnanmanı beklememiştim. Biraz bari işkillenirsin sandım."
"Melih Bey! Bu ne hoş tesadüf. Sizin aldığınızı varsayıyorum o halde benim çantamı."
"Evet bende. Telefon lazımsa gel al." Anında geldi.
"Adımı nereden bildiğiniz sır olmaktan çıktı."
"Sır saklayamam zaten. Al. Çantanı yarın getiririm. Hafta sonu aramadın."
"Hafta sonu çok meşguldüm."
"Hmm. Nişan alış verişi mi?"
"Yok. İsteme olamadı maalesef. Ben daha çok zatürreden ölmekle meşgul oldum. Dünya malı yerine ahiret sorularına hazırlandım."
"Her zamanki gibi performans tam kapasite. Bravo. Ama bir dahaki sefer kişisel işlerini mesai saatleri dışında hallet. Sana boş yere maaş verdiğimi düşünmek istemiyorum."
"Hay hay. Taksici taklidi yaptığınızı telefonla bir dahaki konuşmamızda şıp diye anlarım. Hiç şüpheniz olmasın." Telefonu alıp çıktı gitti.
Kovuldun Zeynep.
Kovuldun Zeynep.
Yine mi içimden bağırdım?