10. BÖLÜM (M)

1980 Words
Zeynep telefonuyla gidince tekrar aradım Gülşah'ı. Pınar değildi bana gereken kişi. Pınar bir mühendisti. Endüstri mühendisi. Varan iki. Varan bir Zeynep'ti. İstesem de adını nasıl unutayım? Gıcıklık büstü. Diğer çalışanların da ismini çok acil öğrenmem lazımdı. Rezil olmuştum resmen. "Gülşah diğer analist kimdi?" "Zeynep Yaver Melih bey." "Hayır diğer diğeri kimdi?" "Merve Yılmaz. O izin alıp az önce gidince ben Zeynep'i soruyorsunuz sandım." "Merve niçin izin aldı?" "Hasta oldu Melih bey." "Hah! Çok güzel yaa. Tamam sağol Gülşah." Merve yok. Kaldım yine Zeynep Yaver'e. Acaba kendim yapabilir miydim ki? Benim bilgisayarımı getirmedim bugün başlamam diye. Bahar'ı aradım. Moralim biraz olsun düzelir sandım. Telefonumu açmadı. Çaldırdım sonuna kadar. İki kez... "Gülşah, Zeynep'i bağla bana." "Hemen, Melih bey." Çalıyor. Kürkçü dükkanına dönüş denir benimkine. Hah! Sen de açma. Bugün kadınlar açmıyor telefonumu. Yok açtı. Gelmiyor bir türlü şimdi de. Ya ben patron değil miydim? Bu ne? Lakayıtlık mı denirdi buna? Lafımın üstüne laf koyuyordu, söz dinlemiyordu bu kız. Sert çıktım son kez. Zeynep gelirken mesaj da geldi. Bahar'dan. Zeynep de geldi, oturdu. *Sinemadayım beybilikom. Önemli miydi?* *Sinemada mısın? Dün benimle gelmedin. Bugün kiminle gittin?* *Evet, Alper, Canan, Tülay'la geldik. Bana da bilet almışlar.* *Bahar, bir sorun mu var aramızda? Hafta sonu ararım dedin. Aramadın. Çağırdım, gelmedin. Şimdi de arkadaşlarınla buluşmuşsun.* *Bilet almışlar işte. Bu hafta bir yerlere gideriz demiştin ya! Gidersek diye görüşmek istedim.* *Ben işe başladım bugün. Bir yere gidemeyiz artık ?‍♂️* *Toplantı demiştin sadece. Bir hafta için hazırlamıştım kendimi ?* *Hazırlandığını bana da haber verseydin keşke Bahar. Sana dediğimde beklediğim tepkiyi alamamıştım ?* "Ayy! İyi ki bizim odalar camlı değil." Doğru ya Zeynep'i çağırmıştım. Yine atıştık. Zeynep'le olması gereken işçi patron ilişkisini bir an önce istikrarla yakalamam lazımdı. Her lafa cevap vermesi takside, pastanede, kapıda iyiydi hoştu da... Artık yeterdi. İleriki günlerde istediğim bir şeyi yapmazsa ya da bana kafa tutarsa herkes varken durum hem onun açısından hem de benim açımdan daha çıkmaz yollara girerdi. Mezun olur olmaz babamın güvenip beni başa getirdiği bu yeni şirketi ilk andan itibaren benim gibi sahiplenen çalışanlara ihtiyacım vardı. Daha çok başındaydık yolun ve ilerledikçe olası sorun çıkaracak kişileri taze patron olarak arzu etmesem de baştan ayırt etmeli, onlarsız devam etmeliydim. Zeynep öngörülemezdi. Taksiden inmez derken inmiş, özür dilerken çayla yıkamıştı beni. Yandaki asansör yerine dokuz kat merdiven çıkmayı göze almıştı. Dokuz kat merdiven çıkmıştı. Yuh! Öngöremediğim birine güvenmem de rus ruleti oynamak olurdu. Zeynep çok asiydi aynı zamanda. Bana asla başını eğmezdi. Amacım sindirmek, köle yapmak olmasa da çalışanlar, Zeynep parti kursa tüm oyları ona verirdi beni devirmek için. Öyle bir potansiyel barındırıyordu içinde. Bir kadına yenilmek derdim olmazdı elbette. Mert'in dilinden kurtulamazdım ölene kadar. Bu neşeyle de kolay kolay ölmezdim zaten. Eyvah! Biraz daha sert çıkacakken lider olmanın özelliklerini sıraladı bana. Ben de biliyordum bunları. Benim ona güvenmem sorun değilmiş gibi hissettirdi. Güveni ben kendim tek başıma kazanmalıymışım. Babam gibi konuştu. Yirmi yıl önce şirketi kurarken hiçbir şey bedavadan gelmedi ayağıma derdi. İlk önce ben kendime inandım ve güvendim, sonra meyve vermeye başladı güven ağacı. Çocuktum ilk duyduğumda. Anneme sormuştum. Güven nasıl meyve diye. Annem de en tatlı, en sulu, yedikçe yiyesinin geleceği bir meyve demişti. O günden beri güvenin nasıl bir meyve olduğunu merak ederek yaş aldım durdum. Sonra bana güvenen bir arkadaşımı orta okulda yarı yolda bırakmadığımda tadını aldım ilk kez. Annem eksik anlatmıştı. Gurur, yüze yerleşen gülümseme ve baş dikliğini atlamıştı. Zeynep'e güvenmeye karar verdim. İzleyecektim. Karşılaşmalarımız haklı olarak sidik yarışına dönmüştü bana göre de. Cv'sini İk'dan istemeye karar verdim isteklerimi sıraladıktan sonra. Sürekli işini ne çok sevdiğini, mutlu olduğunu dile getirmişti neticede. Her insan bir şansı hak ederdi. Bugünün şanslısı Zeynep Yaver'di. Umarım beni pişman etmezdi. O odasına gittiğinde yapılacak bir şey kalmıştı. Lider olmadan Zeynep bir kez daha kuduracaksa kudursun. Ona özel yaptırdığımı illa ki anlardı. Zeka küpü maşallah. Ben de kuduruk izlemeye bayılırdım. Çok keyiflendim arkama yaslanırken. "Gülşah, tadilat işleriyle kim uğraşıyor şirkette?" "Babanızın en başından beri çalıştığı bir firmadan destek alıyoruz. Badana ve cam temizliği için de onlar geliyor tatillerde." "Süper. Mesai bitiminde MarkaŞık'ta kimse ekstra kalmasın. Dediğin kişiyi ara. Tüm odaların tamamı değil; ama ön bölümü cam olacak. Bu gece kaç kişi gönderirlerse göndersinler bitsin. Sabah tüm odaları camlı göreceğim." "..." "Anlaşılmayan ne var?" "Babanıza haber vermemi ister misiniz?" "Babam bu şirketin başına beni geçirdiğinde sabah sen orada değil miydin? Kendini tanıttığına eminim Gülşah." Yeterdi ya! Kararlarım sorgulanıp duruyordu. Ön büro görevlisi dahil bana babasından izin alması gerekli çocuk muamelesi yapılacak kişi gibi görüyorlardı beni. Hele bir yapma da babama haber ver de seni kovarım ilk kişi olarak. Zeynep'e şans verdiğime de kızdım şimdi. Haberi bile yoktu bu verdiğim şanstan, bir de almayayım ilk saniyeden. Gelen mesajı fark ettim o anda. Yirmi dakika önce gelmişti. *Ailemden izin alıp alamayacağımdan emin değildim aşkitom.* *Ara falan olmadı mı hala mesaj yazıyorsun.* Aradı. Şükür. "Efendim Bahar?" "Kızdın mı sen bana? Anneme daha yeni yeni erkek arkadaşım var dedim. Alışma sürecinde. Bir hafta baş başa bir yere gideceğiz diyemeyeceğimden seni ümitlendirmek istemedim bebiş." "Sen gidemem de demedin ki? Bak sinema için izin veriyormuş annen." "İşte misin hala? Buluşalım, özledim seni bebeğim." "Bahar bebeğim falan deme bana ya." "O kadar mı kızdın bana? Ne yaptım ama seni bu kadar kızdıracak?" "Tek başına yapmadın, merak etme. Sabahtan beri işlerim ters gidiyor. Bir işin başına geçtim, sorumluluklarım arttı. Genel olarak da bana bebeğim demenden hoşlanmıyorum." "Bir buçuk aydır hoşlanıyordun, bu akşam mı anladın hoşlanmadığını. Sen işe başladın, baban seni eziyor diye hırsını benden alma rica ederim." "Bahar kapat ben rica ederim seni kırmadan. Tek kelime etmedim sana babamla ilgili ben. Konunun babamla alakası yok." "Özür dilerim, ben öyle sandım." "Fark ettim nasıl sandığını. Beş buçuk gibi çıkarım, gelecek misin?" "Gelirim, yemek yeriz aşkım. Aşkım diyebilir miyim?" "Bahar, kırmak istemedim seni aşkım. Tabii diyebilirsin. Çok cıvık kelimeler olmasın yeter." "Tamam, görüşürüz. Çıkıyorum, dokuz katlı yer değil mi?" "Evet, orası." Kapattıktan sonra aklıma caz konseri geldi. Tekrar aramadım, mesaj attım. *Bahar, dün söylemeyi unuttum, caz konserine bilet aldım ikimize. Yirmi üç ekimde.* *Tamam aşkitom, ayarlamaya çalışırım.* *Caz diyorum Bahar. Hani bayılıyorsun ya.* *Evet de işte abimin kız işleri falan duruma göre. İşim olmazsa tabii gelirim.* Berlin'de caz konseri oldu mu ertesi günkü sınava hastayım diye girmeyen aynı kızla mı konuşuyordum ben?  Saat de zaten beşi geçerken Zeynep geldi elinde raporla. Ben de telefon elimde yazıp yazıp siliyordum cevabı. Ne desem ki şimdi? Zeynep bir şeyler söylerken sinirliydim Bahar'a. Ona da kızdım. Çantasını istedi alt tarafı. Tek kelime etmeden çıkıp giderken gözüm takıldı ona arkadan. Ellerini sıkmış, bana söyleyemediği her neyse içinde patlamıştı. İyice uzaklaştığında sesli güldüm.  Cuma takside on beş dakika ve bu sabahtan itibaren toplasak anca otuz dakikalık konuşmamızda sadece laf sokmuştuk birbirimize. Sanki biraz kendimi görüyordum Zeynep'te. Asi. Evet. Su götürmezdi bu tespit. Ama uyumlu olabileceğinin sinyalini de vermişti ben lider olur olmaz. Özgüvenli. Ooo! Hem de nasıl? İşe kim aldıysa onunla bir görüşme farz oldu bana. Soru sorabilen olduysa ayakta alkışlardım. Bu özgüveni pat pat söyletmişti bu lafları. Melih Deniz olduğumu öğrendiğinde siz demekten gocunmadı yine de. Arkadaşlarım hep bu özgüven senin başına bela olacak bir gün derlerdi. Şimdiye kadar uyuz, gıcık, kendini beğenmiş, ukala, kibirli kelimeleriyle bağdaştırdılar bendeki özgüveni. Tek zararı bu olmuştu. Ne alakası vardı yani? O yüzden yabancılık çekmedim ilk andan itibaren. Şaşırdım sadece. Ben ne dersem anında cevap yapıştıran daha bu sabah beni iki defa içimden bağırtan kadındı Zeynep. Aynada az da olsa kendini görmek gibiydi. Yoksa Zeynep'le falan ortak noktamızın bir an bile olacağını geçirmeye cesaret edemezdim aklımdan.  Sevgilimle üzerimdeki çay lekeli gömlekle buluşmasam iyi olurdu. Aşağı indim ben de. Bir mağazadan gömlek almalıydım hemen. Bahar gelince arardı nasılsa. Farkına bile varmadan bir saat vakit geçirmiştim. Üstüme lekesiz bir şeyleri giymenin mutluluğuyla saate baktım. Altı buçuk olmuştu. Aradım Bahar'ı. Meşgule attı direk. Nasıl ya? Başına bir şey mi geldi diye düşünürken mesaj geldi yine. *Abim ve kız arkadaşına yakalandım. Üzgünüm bebeğim. Başka zaman yeriz.* *Haber verseydin keşke. Abinle tanıştır geleyim neredeyseniz.* *İyi bir fikir değil, limoni gibi araları. Sevmezsin böyle ortamları.* *Sen öyle diyorsan sevmiyorumdur.* *Yarın ofiste mi olacaksın aşkitom yine?* *Haftanın beş günü çalışılıyor ofiste. Ben de ofiste olacağım tabii.* *Yanına gelsem sorun olur mu?* *Çok sevinirim. Şimdi eve geçiyorum ben o zaman.* *Tamam beybilikom geç sen. Yarın görüşürüz.* Bana bebeğim deme, cıvık şeyler söyleme demiştim. Yazma da demem gerekiyordu sanırım. Beybilikom nedir? Tekrar hızlıca odama gidip, raporu aldım çantama. Evde biraz incelerdim. Ustalar çoktan gelmiş işlerine başlamış, her yeri toz toprak içinde bırakmışlardı zaten. Üç tane oda için yirmi kişi gelmişti. Biterdi umarım. Servis de gittiği için taksiye binmeye karar verdim. Karşıya geçip Zeynep'le aynı taksiye binip dalaştığımız yerde bekledim. Hemen geldi. Hava açıktı o güne inat gibi. Eve geçtiğimde babam çoktan gelmişti. Yemek yiyip odama çıkacakken yakalandım. "Hüseyin usta aradı." "Öyle mi?" Hüseyin usta kim desem şimdi. Usta. Tamirci mi? Boyacı mı? Aha sıçtım. Ofisteki değişiklik. "Öyle. Ne işler peşindesin sen?" "Öncelikle şu soruma cevap verir misin baba? Gülşah haber vermesini mi istemiş yoksa eski dostluğunuzdan dolayı mı aradı?" Gülşah kovulacak mı kovulmayacak mı? Asıl soru buydu. Babama mantık sorusu değil de basit bir soru sordum ki, gidiş yolundan bulurdum cevabı ben kendim. Gülşah benimle çalışmaya devam mı tamam mı? "Adamlardan iş istemişsin. Küçük oğlun da büyümüş hayırlı olsun dedi. Gülşah bir şey demedi. Hüseyin daha çok konuştu." "Hüseyin bey beni tanımıyor ki, ne konuşmuş olabilir?" "Seni tanımıyor; ama beni iyi tanıyor. Araya beni koymadan gittiğin için şaşırmıştı, Mert bile senden haber..." "Baba sen dün sabah işin başına beni geçirdiğini ilan ettin. Şimdi tadilat işi için..." "Bitirmedim henüz. Lafımı kesme. Mert bile senden habersiz bana hiç gelmemişti, senin küçük oğlan daha cengaver gözün arkada kalmasın, emekli ol dedi bana." "Yok artık. Yirmi yıl çalıştın diye emekli mi olunurmuş? Kaç bin iş günü gerekiyordu? O tamamlanmış olsa bile yaşı beklemek zorundasın hem." "Hergelesin; ama elinde zanaat olan bir ustadan, hele ki Hüseyin'den seni görmeden böyle yorum alabilmek her hergelenin harcı değildir. Kendin karar verdin, kendin uyguladın. Danışmadın. Göğsüm kabardı. Gurur duydum Melih seninle. İlk günden başardın. Duvara cam takmak gibi basit bir iş olarak görünebilir. Bana sorup izin alsaydın eğer. Sen sormadın. Nedenini merak etmiyorum. Aynen böyle devam et. Yarın sabah da yedi buçukta hazır ol. Beraber gideceğiz artık şirkete." "Vallaha mı?" "O kadar laf ebeliğinin içinden bunu mu çektin aldın?" "Teşekkür ederim baba. Senin gurur duyman, benimle üstelik çok anlamlı." "Rapor mu elindeki? Çalışanlar da yeni başlamıştı. Hemen rapor yazıp getiren ekibin mi var?" Hemen rapor yazıp getiren Zeynep var. "Aynen. Çalışkan bir ekip olmuş. Daha iyisi için canla başla devam edeceğiz." "Kolay gelsin sana." Babam yirmi dört buçuk yıllık ömrümde bana ilk kez Mert bile... ile başlayan bir cümle kurdu. Mert'e bak... Mert çoktan... Mert şimdiden... Mert'i izle... Mert olmasa... Değil. Mert bile... Haha. Mert bile ikinci günden babamın arabasıyla işe gitmeye başlamamıştı. Bir ayı geçmişti babamla gitmeye başlaması. Mert bile babamdan habersiz bir iğnenin yerini değiştirmemiş demek ki. Ne büyük amatörlük. Rüştümü ispat ettim resmen. Zeynep olmasa... Zeynep. Onun yüzünden demek isterdim; ama onun sayesinde olmuştu. Gıcıklığı, hazır cevaplığı, dobralığı, benim de onu sabah mutlu mutlu işe geldiğinde biraz irrite etmek istememe yol açmıştı. Babam beni nüfusuna aldı kızmak yerine. Arabasıyla gidecektim artık. Liderliğimi sorgulaması... Sorgulamak... Zeynep sorgulasın hep. Sorgulamak biat etmek yerine gelişen toplumlarda yapılması temel görevlerden biri olarak derslerde okutulmalı bana kalırsa. Toplumda samanlıkta bir iğnenin başıyım belki ama gelişen şirketimde gözle görülür yerdeyim. Teşekkürler Zeynep. Sen beni ilk günden gerçek bir patronmuşum gibi hissettirdin kendi kız arkadaşımın aksine. O babamdan azar işittiğimi düşünmüştü. Şimdilik duymasan da olurdu bu teşekkürü. Özür dilerim Zeynep. Senden şüphe duyup kovmak istediğim için. Babam bile ilk günden yazılan rapora hayret etti. Sana haksızlık ettim ve seni hasta ettim. Ha, bir de yarın camlı bir odan olacak istemediğin halde. Bu özrü de şimdilik bilmene gerek yoktu. Masama açtığım raporların üstünde İk'dan gelen Zeynep'in cv'si vardı. İlk onu aldım elime. Ona bakarken ücret kısmına dikket ettim. Elle müdahale edilmişti. Taner beyin yapmadığına, Zeynep'in değerini belirlediğine ve belirlemeye devam edeceğine, ik'nın bile itiraz edemediğine ve benden çok maaş alacağına takılmamaya çalıştım. Mutlu bakan gözlerine takıldım ama. Çok konuşan ağzına. Takıldım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD