Tam iki yıl... sonraki iki yılda Ozan'ı hiç görmemiştim. Abim çalışmak için İstanbul'a gitmişti. Ben üniversite sınavına hazırlıkla tüm zamanımı geçirmiştim ve olmuştu işte. Artık bir mimarlık fakültesi öğrencisiydim.
O yaz sınav sonrası yine her zamanki gibi yazlıkta almıştım soluğu. Babam emekli olmuş ve artık sürekli yazlıkta kalıyordu zaten. Ancak o yaz abim geldiğinde yanında en iyi arkadaşı Ozan yoktu. Yalnız gelmişti. Ben tabii ki hiçbir şey sormamıştım. Annem sormuştu ama. Çok seviyordu Ozan'ı. Aileden biri gibi görüyordu. Abim ise Ozan'ın işleri nedeniyle çok meşgul olduğunu söylemişti.
Bir sonraki senenin yazında staj için abimin tavsiyesiyle birkaç firmaya başvurmuş ve İstanbul'da bir şirketle anlaşmıştım. Staj boyunca Abimin yanında kalacaktım. Zaten İstanbul'da başka tanıdığım kimse de yoktu.
Daha önce İstanbul'a abimi birkaç kez ziyarete gitmiştim ve turistik geziler yapmıştım ama yine de şehri çok bildiğim söylenemezdi. Okulu da İstanbul'da okumak istemiştim aslında ancak mimarlık istiyordum ve puanım oradaki üniversitelere yetmemişti.
Staj tarihim yaklaşırken abimi iş yerinden yurt dışında bir projeyi halletmek için ülke dışına yollamışlardı ve ne zaman döneceği projeyle alakalıydı. Bu yüzden uçaktan indiğimde beni karşılayan olmadı. Ben de tek başıma abimin evine doğru yola çıktım.
Yaşadığı siteden içeri girdiğimde güvenlik görevlisine adımı ve abimin anahtarı bıraktığını söyledim.
Görevli bana tereddütlü bir bakış attı.
"Cemre hanım, abiniz geleceğinizi haber vermişti ama nasıl söylesem, şu anda apartmana giremezsiniz."
Şaşkınlıkla görevliye baktım.
"Ne demek istiyorsunuz? Ev abimin evi elbette girebilirim. Anahtarı verebilir misiniz lütfen?"
"Yok, hayır yanlış anladınız. Öyle değil. Anahtarı da vereceğim elbette ama binaya şu anda giremezsiniz. Tüm binaya ilaçlama yapıldı. Artan şikayetler üzerine oy çokluğuyla apartman sakinleri bu kararı aldı. Abinize ulaşmaya çalıştık ama..."
Elimde bavulum güvenlik görevlisinin söyledikleriyle resmen hüsran yaşamıştım. Gerçekten bu kadar şanssız olabilir miydim? Uçak yolculuğu, onca trafik... Aklımda sadece eve girip güzel bir duş alma fikri vardı oysaki. Saat gece yarısı olmuştu neredeyse.
"Tam olarak ne zaman ilaçlandı peki? Yani demek istediğim ne zaman eve girebiliriz?"
Güvenlik görevlisi bana üzüntüyle baktı.
"Üzgünüm ama Pazartesiye kadar beklemeniz gerekiyor."
Harika! Bugün Cumartesiydi ve benim kendime gecenin bir yarısı kalacak otel bulmam gerekiyordu.
"Pekala. Anladım." dedim.
Telefonu açarak durumu haber vermek için abimi aradım. Ona olanları anlattığımda ve otele gideceğimi söylediğimde karşı çıktı.
"Abi gecenin bu saatinde nereye gideceğim Allah aşkına? Burada tanıdığımız akrabamız, arkadaşımız falan da yok hani. Sorun değil. İki gün otelde kalırım." dedim.
"Ah, benim arkadaşlarım var ama hepsi de iş yerinden ve erkek. Uygun olmaz şimdi. Kızları da arayamam şimdi."
"Hep çapkınlıkların yüzünden değil mi abi? Bütün kızları kendine düşman ediyorsun. Hem gecenin bu saatinde kimseyi rahatsız etmeye gerek yok zaten."
"Tabi ya! Bir saniye Cemre, buldum! Vereceğim adrese gidiyorsun tamam mı? İki gün orada kalabilirsin. Üstelik ev de boş şu anda. Rahat rahat kalabilirsin."
"Anlamadım. Kalbini kırmadığın bir kız arkadaşın mı var abi?"
"Bu laflarını şimdilik göz ardı ediyorum ufaklık. Yok, ev Ozan'ın evi. Bir ay yurt dışında olacaktı zaten. Görevliye giderken her zaman anahtar bırakır. Şey, ben bazen kullanıyorum. Sen adımı ver yeterli. Sıkıntı çıkarsa beni ara."
Ozan'ın adını duyunca kalp atışlarım bir anda hızlanmıştı. İstemsizce karşı çıktım.
"Olmaz!"
"Ne demek olmaz Cemre? Neden olmasın? Ev de boş diyorum. Ozan da seve seve yardım eder zaten. Bak canım büyüdün artık çocukça öfken geçmiştir diye umuyordum. Fıstık'ın ölümü için Ozan'ı suçlamayı bırak artık! Seni korumaya çalıştığını ne zaman anlayacaksın? O gün orada olmasaydı belki o adam sana zarar verecekti."
Abimin söyledikleri beni çok şaşırtmıştı. Benim ona öfkeli olduğumu mu düşünüyordu? Ona öfkeli değildim. O an beni engellediği için kızmıştım ama bu durum o günde, çok geride kalmıştı.
"Neden bahsediyorsun abi? Ben arkadaşına kızgın falan değilim."
"Hadi ama Cemre! Kaç yıldır Ozan ile tek kelime konuşmayıp, soğuk davrandığını fark etmediğimi mi sanıyorsun? Ozan da büyüklük yapıp seni zorlamadı, rahatsız etmedi zaten. Ama bitir artık şu çocukluğu."
Olan bu muydu yani? Bu yüzden mi benimle hiç konuşmamıştı? Bir şekilde abimin söylediği doğru gelmiyordu. Ben adım atmasam bile o atabilirdi. Benim onunla konuşmama nedenim kızgınlığım değil, ona olan duygularımdı. Bu konuyu daha fazla düşünmek ya da konuşmak istemiyordum. Derin bir nefes aldım.
"Peki abi, sen bana konumu gönder. Eve gideceğim."
Ozan'ın evine varmam çok trafik olmamasına rağmen yaklaşık kırk beş dakika sürmüştü ve şaşkınlıkla önümdeki binaya baktım. Bulunduğum mahalleye. Burası oldukça zengin bir çevreydi ve önümdeki gökdelen de oldukça lüks görünüyordu. Yani abimin kaldığı yere kıyasla oldukça gösterişliydi.
Otel gibi bir girişin ardından lobideki görevliye Yiğit Erener'in kardeşi olduğumu ve Ozan Kozcuoğlu'nun evine geldiğimi söyledim.
Görevli bana gülümsedi ve abimin haber verdiğini söyleyerek anahtarı uzattı.
Sonunda eve girdiğimde, ki evin mükemmel bir boğaz manzarası ve tamamen camdan duvarları vardı, kendime dinlenmek ve manzarayı izlemek için biraz vakit verdim. Ancak sonra merakıma yenik düşüp evi gezmeye başladım. Açık mutfak ama bizim evin üç katı büyüklüğünde, modern mobilyalarla süslenmiş bir salonu vardı.
Abim özel üniversitede burslu okumuştu ama Ozan'ın hiç zengin olduğunu düşünmemiştim. Yani yazları niye bizim yazlığa geliyordu yahu? Mezun olduktan sonra üç senede bu kadar iyi paralar kazanıyor olabilir miydi?
Evin alt katında - çünkü içeriden merdivenliydi ve bir de üst katı vardı - bir misafir odası ve bir banyosu vardı. Üst katta ise yine oldukça büyük ve manzaralı bir yatak odası içinde jakuzisi olan bir banyo ile bir çalışma odası vardı. Sonunda eşyalarımı alt kattaki odaya koyarak banyo yapmaya karar verdim.
Üst kattaki jakuziyle kıyaslanamazdı ama buradaki banyo da oldukça moderndi. Banyodan çıktığımda yanıma kıyafet almadığımı fark ettim. Bulduğum bir havluya sarınarak odama doğru ilerlemek için kapıyı açtım. Sonra bir ses duyarak şaşkınlıkla kafamı çevirdim.
Kapı kapanmıştı. Duyduğum ses kesinlikle kapı sesiydi. Şaşkınlıkla kapıyı görüş mesafeme alacak şekilde birkaç adım attım.
Tam karşımda, elindeki küçük valizini kenara bırakan Ozan'ı fark ettim. Onu kapıda görmek unutmaya çalıştığım tüm duyguları yeniden harekete geçirmişti ve yıllar geçtikçe neden daha yakışıklı ve etkileyici göründüğünü anlamaya çalışıyordum.
Aniden varlığımı hissederek gözlerini benim olduğum yere kaydırdı. Dudakları şaşkınlıkla aralandı ve tekrar kapandı. Sonra bakışları baştan aşağı üzerimde gezindi.
Tabii ya! Küçük bir banyo havlusuyla, sıçan gibi karşısında dikiliyordum. Gözlerini kırpıştırarak inanamıyormuş gibi tekrar bana baktı. Sonra yıllar sonra ilk kez adımı söyledi.
"Cemre? Senin burada ne işin var?"
Kendimi toparlamam birkaç saniyemi aldı. Abim onun bir ay evde olmayacağını söylemişti değil mi? Şimdi neden buradaydı?
"Şey, ben aslında abimde kalacaktım. Yani abim de sana haber verecekti. Ama anlaşılan henüz vermemiş. Yani ben rahatsız etmek istememiştim. Abim..."
Ozan benim soluksuz yaptığım açıklamamı bir anda kesti.
"Hayır, hayır. Kesinlikle rahatsızlık vermiyorsun. Yanlış anlama..."
Durdu ve beni yeniden süzdü. Gözlerini yorgun ve usanmış bir insan tavrıyla sıktı. Aslında geldiğinden beri onda gördüğüm garip şeyi o an fark ettim. Aşırı yorgun görünüyordu. Fazla yıpranmış ve neredeyse hüzünlü. Gözleri bile kanlanmış gibiydi. Onu hiç böyle görmemiştim.
"Peki, neden sen önce üzerini değiştirmiyorsun? Ben de bize kahve yaparım. Oturup konuşuruz olur mu?"
Mahcup bir tavırla başımı salladım. Üzerimdeki havlu yalnızca kalçamı kapatıyordu. Tamam bu adam beni daha önce bikinili falan görmüştü ama böyle durmak oldukça garip hissettiriyordu. Bu yüzden temkinli adımlarla odama ilerledim.
Yazın sıcak zamanları olduğu için yanıma sadece şortlu ve elbise şeklinde pijamalar almıştım. Elbiselerden dizlerimin hemen üstünde biten bir tanesinde karar kılıp saçlarımı tarayıp odadan çıktım. Ozan düşünceli bir ifadeyle mutfak tezgahına yaslanmış kahve hazırlıyordu. Salonda yalnızca mutfaktan gelen loş bir ışık vardı. Beni görünce yüzüne samimi bir ifade kondurmaya çalışarak gülümsedi.
"Otursana Cemre. Kahveni nasıl içersin?"
"Sütlü, şekersiz"
İkimize de bir kahve hazırladıktan sonra bardağını alıp benim tam karşıma geçti. Sonra gözlerimin içine baktı. Bu sefer gözlerimi kaçırmamak için uğraştım. Artık kaçmak istemiyordum.
Ben gözlerimi kaçırmayınca gülümsedi. Yıllar önce bana verdiğine benzer bir gülümsemeydi. Az önce gördüğüm acılı, yorgun insan gitmiş ve benim tanıdığım güçlü, gizemli Ozan gelmişti sanki yeniden. Ses tonu da bunu belli eder nitelikte çıktı. Az önceki sahte samimiyetinin aksine derin tok bir sesle sordu.
"Ne zamandır buradasın?"
Elimdeki kupayı tereddütle bıraktım. Bir şekilde onun karşısında heyecanlanıyordum işte. Elimin titremesi falan an meselesiydi ve ben aptal gibi görünmek istemiyordum.
"Aslında senden bir saat önce."
Kaşları havalandı. Ben de ona İstanbul'a gelme nedenimi ve abimin evinin sorununu kısaca anlattım. Her şeyi anlatmayı bitirdiğimde kahvesinden bir yudum daha aldı.
"Tabii, Yiğit çok iyi düşünmüş. Otellerle uğraşma gece vakti. En iyisini yapmışsın. Stajı nerede yapacaksın peki?"
Ona şirketin adını söyledim. Abim ile inşaat mühendisliği okudukları için sektöre hakimdiler. Abimin çalıştığı şirket dışarıdan mimarlık ofisleriyle çalışıyordu bu yüzden bana bildiği iyi şirketlerde referans olmuştu. Staj yapacağım şirkette gerçekten iyi bir şirketti. Bu açıdan şanslıydım. Ancak Ozan hiç de öyle düşünmüyormuş gibiydi. Söylediğim isimle beraber kaşları çatıldı.
"Cemre orada staj yapamazsın." dedi bir anda.
Yine sinirlerimi bozmayı becermişti. Ne diye sürekli yapıp yapamayacağım şeyleri söylüyordu ki?
"Neden yapmayayım. Çok büyük bir şirkette staj yapma şansı yakaladım. Bu benim için büyük bir şans. İlerde iş bulmamda çok faydası olacak. Hatta belki ileride orada çalışabilirim."
Ozan sıkılmış bir şekilde derin bir nefes aldı. Şimdi alaycı bir tavra bürünmüştü.
"Anlaşılan pek haber izlemiyorsun Cemre. Gündemden de bihabersin. Bahsettiğin şirket ihaleye fesat karıştırdığı ortaya çıktığı için iki gündür sorgu altında. Tüm yöneticiler sorgulanıyor. Öyle bir şirkette staj yapmak istediğine emin misin?"
Duyduklarımla çenemi kapatmayı başarmıştı. Şimdi ne yapacaktım ben? Başka bir şirketi okullar açılmadan ayarlayamazdım da... Çok geç kalmıştım! Düşüncelerim, bakışlarımı kaldırıp Ozan'ın yüz ifadesini gördüğümde sekteye uğradı. Benden daha düşünceli görünüyordu. Sanki bir şey düşünüyordu ama karar veremiyordu. Sonunda bakışları benimle buluştuğunda konuştu.
"Aslında bizim şirkette yapabilirsin stajını. Hatta gerekli belgeleri toplarsan hemen haftaya başlayabilirsin."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Hayır, buna gerek yok."
Yine bana kızgın ve otoriter bir bakış attı.
"Cemre okullar yaklaşık bir ay sonra başlayacak. Yeni bir yer ayarlaman şu anda çok zor. Önümüzdeki sene için yurtdışına gitmeyi planlıyorsun. Planlarından vaz mı geçeceksin?"
Olduğum yerde donarak Ozan'a baktım.
"Sen bunu nereden biliyorsun? Yurtdışı planlarımı?"
Kaşları alaycı bir şekilde yukarı kalktı.
"Abinin en büyük zevklerinden biri senden bahsetmek Cemre. Gerçekten kız kardeşine fazlasıyla düşkün." dedi.
Afallayarak sustum. Tabii ki ne bekliyordum ki? Benimle özel olarak ilgilenmesini mi?
"Evet ama ben sana daha fazla rahatsızlık vermek istemiyorum. Yani sadece arkadaşının kız kardeşiyim diye. Zaten evinde kalmayı da abim yurtdışında olduğunu söyleyince kabul etmiştim..."
Ozan birden gizemli bir ifadeye büründü. Ondaki bu yönü hep hissetmiştim. Sanki içinde hiç kimsenin bilmediği, tanımadığı tekinsiz, tehlikeli bir Ozan vardı. Loş ışığın altında gözlerinde tehlikeli bir ışıltı belirmişti.
Sonra sinirli mi yoksa alaycı mı olduğunu anlayamadığım bir sesle konuşmaya başladı.
"Burada olduğumu bilseydin, gelmez miydin yani?" dedi.
Tavrı beni germişti. Bu sesime de yansıdı.
"Rahatsız etmek istemezdim." dedim.
Benim olduğum yere aramızdaki sehpanın üzerine doğru eğildi. İçimi titreten tok bir sesle gözlerini benden bir an olsun ayırmadan konuştu.
"Rahatsız etmiyorsun."
Bu yakınlık ve sözleri beni dehşete düşürmüştü. Ona olan hislerim beni o kadar savunmasız bırakıyordu ki bana böyle baktıkça yuvarlanıp üzerime geliyordu. Bunun hiçbir çıkışı yoktu. Kendime acı çektirmekten başka... Birden onu rahatsız etmek istedim. Bakışları hala üzerindeydi ve içindeki yorgun adamı hala görebiliyordum. Bu yüzden kendime engel olamadan sordum.
"Bir sorun var değil mi? Bugün hiç iyi görünmüyorsun. Sanki çok kötü bir şey olmuş gibi..."
Ozan'ın kaşları sözlerimde anında çatıldı ve sehpadan uzaklaşarak doğruldu. İçgüdülerimde yanılmamıştım. Sorum onu gerçekten rahatsız etmişti.
"Seni ilgilendirmez." dedi; soğuk sert bir ses tonuyla.
Ben kaşınmıştım, biliyorum. Gerçekten beni de ilgilendirmezdi ama sözleri incitti.
Aceleyle ayağa kalktım.
"Haklısın. Ben yatayım artık geç oldu. Pazartesi abimin evine geçerim." dedim çabucak.
Tam aceleyle ayağa kalkmıştım ki Ozan'ın arkamdan derin bir nefes saldığını fark ettim ve ben gitmek için acele ederken ani ve sert bir hareketle beni geri çekti.
"Cemre bekle..."
Kolumdan aniden çekilmem zaten hızlı hareket ettiğim için dengemi kaybetmeme neden olmuştu ve kendimi bir anda geriye düşerken buldum. Ozan da buna engel olamayınca ikimiz birden onun oturduğu koltuğa geri düştük.
Şimdi Ozan koltuğa, bense onun tam üzerine oturmuş vaziyetteydim.
Ellerinden biri hala kolumdayken diğer eli bacaklarımın üzerine kapanmıştı. İkimizde şaşkınlığımızı üzerimizden attığımızda içinde bulunduğumuz pozisyonu fark ettim.
Adamın kucağına düşmüştüm! Tam anlamıyla hem de!
Nefesini boynumda hissederken ve elleri vücudumun üzerindeyken ne yapacağımı şaşırmıştım.
Ve sonra onu hissettim...
Ozan'ın boynuma çarpan nefesinin hızlanışını ve kalçamın altında büyüyen erkekliğini...
Yaşadığım şaşkınlığı kelimelere dökmem mümkün değildi!
Kımıldayamadım. Ne uzaklaşabiliyordum, ne de yaklaşabiliyordum.
Sonunda Ozan'ın bacağımdaki eli hareket etti. Yavaşça bacağımdan yukarı cezbedici bir yol izlemeye başladı, nefesim onun dokunuşuyla kontrolsüzce hızlandı.
Tenimde hissettiğim elleriyle önce aldığım nefesin sonra bedenimin kontrolünü kaybetmiştim. Bedenim arzuyla gerilirken, onun elleri çoktan eteğimin içine kaymış ve baştan çıkarıcı bir yol izliyordu. Yavaştı, kışkırtıcıydı. Sanki bana onu durdurmam için fırsat veriyordu ancak bunu yapacak gücüm yoktu. Tüm ruhum ve bedenim sadece daha fazlasını istiyordu.
Bulunduğumuz duruma karşı koymak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Bu yanlıştı, ya da yanlış mıydı bilmiyorum. Ama aklımın sesi o kadar cılızdı ki... Tüm benliğimle bunu o kadar çok istiyordum ki...
Ozanın eli bacaklarımın üzerinde en mahrem bölgeme doğru ilerlerken nefesim giderek hızlanıyordu. Arzuyla dudaklarımı ısırdım. Sonunda parmakları kiloduma ulaştığında, bedenim titreyerek gözlerim kapandı ve dudaklarımdan hafif bir inleme firar etti.
Arsız parmakları kilodumdan yavaşça içeri kaydığında kapalı olan bacaklarım panikle daha da kapandı. Sonra onun emreden tok sesini duydum.
"Bacaklarını aç, Cemre."
Dudakları boynuma dokundu, dişleriyle izler bıraktı ve bu sihirli bir dokunuşmuş gibi bacaklarım onun dokunuşlarından daha fazlasını isteyerek açıldı.
Parmakları kumaşın altına bedenimi baştan aşağıya titreten bir dokunuşla kaydı.
Bacaklarımın arasını parmaklarıyla kaplarken hissettiğim zevkle bir kez daha inleyerek kendimi geriye ittim. Ozan en hassas noktamdan beni okşamaya devam ederken bedenimin verdiği tepkileri kontrol edemiyordum. Daha önce hiç böylesi bir zevk yaşamamıştım. Üstelik bu temas yetersiz geliyordu.
Daha fazlasını istiyordum.
Onu tüm benliğimle istiyordum ve içgüdüsel olarak üzerinde yukarı aşağı hareket ettim. Kendimi ona ve ellerine doğru ittim.
Ozanın da benim gibi nefesi hızlanmıştı ancak ben üzerinde hareket edince boğazından boğuk bir ses, hayvani bir inleme çıktı. Kolumdaki eli aniden beni belimden tutarak sabit hale getirdi ve hareket etmemi engelledi.
Sonra hırıltılı bir sesle küfrettiğini duydum ve belimdeki eli yeniden harekete geçerek beni üzerinde yukarı aşağı hareket ettirmeye başladı. Bu kez onu aramızdaki kumaşların üzerinden hissedebiliyordum ve bu kez dudaklarımdan oldukça yüksek sesli bir inleme döküldü.
Bir yandan bedenlerimiz uyumla hareket ederken, parmakları beni okşamaya devam ediyordu ve ben kendimi patlamaya hazır bir bomba gibi hissediyordum. Bir şeye yaklaşıyordum... bir şeyi bekliyordum. Daha fazlasını istiyordum.
Ozan dudakları ve dişleriyle boynumda, kulaklarımda izler bırakmaya devam ediyordu ve sanki tüm sinir uçlarım onun dudaklarının ve ellerinin değdiği yerlerde var oluyordu.
Boynumu ne zaman geriye attığımı ne zaman tırnaklarımı ensesine geçirdiğimi bilmiyordum. Sadece onunla hareket ediyordum ve sonunda tükendiğim noktaya geldim. Ağzımdan derin bir çığlık firar etti ve kasılmalar eşliğinde dağıldım. Hemen ardından Ozan'ın vücudunun da kasılarak adımı söylediğini duydum. Çıkardığı her ses o kadar ilkel, yabani ve tahrik ediciydi ki...
Gözlerim bulanıklaştı vücudum yaşadığım hazzın etkisiyle darmadağınık oldu.
Ne kadar süre öylece dağılmış halde kaldığımı bilmiyorum ancak birden aklım yeniden devreye girmiş gibiydi.
Allah'ım az önce ne yapmıştık biz!!!
Ozanla sevişmiştim. Yani tam anlamıyla sevişme sayılmazdı ama yoksa sayılır mıydı? Yani hala bakireydim. Ancak hayatımdaki ilk orgazmı yaşamıştım az önce ve dünyanın neden bunun etrafında döndüğünü anlayabiliyordum. Yani ben daha önce bir erkekle öpüşmekten ileri gitmemiştim ve o da sayılıydı ama biz öpüşmemiştik bile.
Hayır, kesinlikle o kısmı atlamıştık.
Şimdi de beynim patlamak üzereydi. Hafifçe kımıldandım. Ancak şu an ruhum gerçek dünyaya geri dönüş yaparken, yaşadığım her şeyden o kadar utanıyordum ki...
Üstelik Ozan bunu neden yapmıştı ki?
Ayağa kalkıp yüzüne nasıl bakacağımı bilmiyordum. Ben yeniden kıpırdandığımda Ozan'ın erkekliğinin yeniden altımda büyüdüğünü hissettim. Bu olabiliyor muydu yani daha yeni...
Olduğum yerde bir kez daha donup kaldım.
Ozan ise bu kez kulağıma doğru eğildi.
"Cemre odana gitsen iyi olur." dedi boğuk ve hafif bir sesle.
Ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum. Ses tonu bile beni mahvederken ondan kaçmak istiyordum. Ama böyle de onun beni başından defettiğini hissediyordum. Üstelik tüm bu olanlardan sonra...
Ancak hiçbir şey konuşacak gücüm olmadığı için hızla ayağa kalkıp üzerimi düzelttim ve loş ışıkla aydınlanmış salona bir kez bile bakmadan tüm gücümü toplayarak odama ilerledim.
Kapıya ulaşmam sanki senelerimi almıştı. Öyle ki kapıyı ardımdan kapattığımda bacaklarım dermanını yitirmiş kendimi kapının ardında çökmüş bir vaziyette bulmuştum.
Karmakarışık...
Az önce geri dönüşü olmayan bir şey yaşamıştım. Hayatım boyunca unutamayacağım bir şey. Hem de onunla. Ozanla.
Her şeyi o başlatmıştı. Ancak bende karşı koymamıştım.
Abimin en yakın arkadaşıyla neredeyse sevişmiştim ve onun bu konuda ne hissettiğini bile bilmiyordum.
Ya şimdi? Ya şimdi ne olacaktı?