1) Balıklar

1368 Words
Arabayı yol kenarında, henüz günün erken saatlerinde olmanın şansı ile boş bir alana park edip dörtlüleri yaktım. Tıkabasa dolu arka koltuğun şu an bagajdan farkı olmadığı gibi yan koltuğumda, rahatsız bir akvaryum yolculuğu yapmak zorunda kalan balıklarım sıcaklık değişiminden etkilenmiş görünüyordu. Her ne kadar klimayı çalıştırmış olsam da ne yazık ki arabam yokuşlarda çekmemek için ısrarcı ve zorlayıcı bir hal almıştı. Yukarıdaki aynayı indirdim ve görünüşüme göz attım. Üstümde ince, uzun kollu bir bluz ve altımda bol paça bir pantolon vardı. Sabah serinliğini hesaba katarak hareket etmiştim. Görünüş olarak sırıtmıyordum, yalnızca biraz yorgun görünüyordum o kadar. Arabadan inmeden önce derin bir nefes aldım ve gülümsedim. Geçtiğimiz bir ay öyle çok ağlamıştım ki şimdi daha fazla ağlamak istemiyordum. Doğrusu tek istediğim bir ergenken pineklediğim yatağımda ölene kadar uyumaktı. Henüz dönüşümden kimsenin haberi yoktu bomba gibi dönmüş, sorumlarımla yüzleşmek yerine bir kez daha kaçmayı tercih etmiştim ancak bu defa suçlu ben değildim. Bu defa suçlu sorunlarımdı çünkü baş edemeyeceğim kadar büyük ve çoktu. "Yaz!" Küçük kafenin tatlı çitlerle örülmüş bahçesindeki beyaz masaları silen arkadaşım, ona seslenmemle başını kaldırdı ve bana baktı. Ona el salladım. Son görüşmemizde hayatımdaki şiddetli sorunlardan birkaçından haberi vardı ancak asıl bomba olanı ne yazık ki bilmiyordu ve sürpriz olacaktı. "Sena!" Elindeki bezi atıp neredeyse zıplayarak bana doğru geldiğinde bende aynı heyecanla onu karşıladım ve sıkı sıkı sarıldım. Onu en son gördüğüm yazın üstünden tam beş sene geçmişti. "Bu ne sürpriz! Neden haber vermedin geleceğini?" Geri çekildim. "Haber versem sürpriz olmazdı ama!" Gülerek koluma girdi. Beni bahçedeki bir masaya oturtup karşıma geçti. "Harika yaptın! Senin için endişeleniyordum. Biraz mola vermek, burada dinlenmek sana da iyi gelecek bak." Arabamın içini görmemişti. "Bende öyle umuyorum, hem belki planlanandan biraz fazla kalabilirim." Gülümsedi. "Meral teyzelere haber vermedin sanırım." "Yok, annemlere akşam geçeceğim. Önce seni görmek istedim." Ellerimi tuttu. "Çok iyi ettin. Bizim çocuklar gelsin kafeyi onlara bırakırım, seninle biraz gezeriz, kafa dağıtırız hem konuşacaklarımız var daha. Öyle değil mi?" Başımı salladım. Yalnızca işten çıkarıldığımdan haberi vardı. Henüz ne evsiz kaldığımdan ne de sevgilim tarafından terk edildiğimi bilmiyordu. Üstelik bunların gelişimi sadece üç hafta sürmüştü. Üç haftada hayatım sıfırlanmış ama fabrika ayarlarıma döndüğüm söylenemezdi. Yutkundum ve gülümsedim. Henüz bunlarla yüzleşmeye hazır değildim. "Sana yardım edeyim." "Bize birer kahve yapacağım, otur ve dinlen sen!" Beni masada bırakıp kafeden içeri girdiğinde telefonumu çıkardım ve usulca bildirimsiz ekranıma baktım. Her sabah en az birkaç tane işten, bir tane de muhakkak Mehmet'ten mesaj olurdu ancak şimdi yalnızca hava sıcaklığı uyarısı vardı, o kadar. O kadar... Bakışlarımı sessiz sokakta gezdirdim. Bir sokak aşağısı denizdi ve buradan kokusunu solumamak imkansızdı. Hafif ılık bir esinti saçlarımı geriye iterken derin bir nefes aldım. Çok geçmeden başarısızlığım eminim ki tüm mahalle tarafından öğrenilecekti. Ancak hangisi benim suçumdu ki? Beş senedir çalıştığım şirkette yeni gelen yönetici, genç bir çalışanı taciz ettiği için sesimi çıkarmam benim suçum muydu? Üstelik kadın deli gibi korkmuş, ne yapacağını şaşırmıştı. Sırf deneme sürecinde olduğu için bu işi kaybetmek istemiyordu. Suç duyurusunda bulunduğunda sadece tanık olduklarım hakkında açık açık konuşmuştum. Ancak bu işin ucu bende bitmişti. Yeni çalışan bir hata olduğunu iddia ederek susmuştu. Susması için ona yüksek bir maaş ve benim sandalyemi vermişlerdi. Bense kapıya konulmuştum. Sadece bir haksızlığa sessiz kalmamıştım ama sonunda iftira atan ben olmuştum. İşsiz kalmam doğrusu sorun değildi. Bir yerden yeniden başlardım, beş senelik başarılı bir kariyerim vardı, yüksek lisansım, iyi bir not ortalamam... Ancak işsiz kaldığım an öyle korkmuştum ki bu korkunun normal olmadığını anlamıştım. Senelerce tek bildiğim çalışmak olmuştu. Doğrusu ne pazarlama bölümünü severek okumuştum ne de işe başlarken ideallerim vardı. Tek dilediğim para kazanmak ve işimde daima iyisi olmaktı. Öyle olduğuna da inanıyordum. Reklam ve pazarlama sektörü çokça yarış barındıran bir sektördü. Ancak ben mezun olur olmaz staj yaptığım şirkette çalışmaya başlamıştım. Sevmiştim de... Çalışmak beni bir şekilde motive ediyordu. Ancak işsiz kaldığımda hayat durmuştu sanki. Uğradığım haksızlık bir kenarda dursun ben işsiz olmanın ne demek olduğunu unutmuştum. Tüm gün ne yapılırdı? İnsan boş zamanını nasıl doldururdu? Önce birkaç gün sakin kafayla durmuş ve dinlenmiştim. Ancak bu birkaç gün öyle eziyet etmişti ki bana üçüncü günü dolduramadan iş aramaya başlamıştım. Kendime dinlenmek için tanıdığım hak yalnızca üç gün olmuştu. Çıktığım tatillerde, hafta sonlarında bile telefon açan bir insan için üç gün yalnızca eziyetti. Bir hafta sonra yeni bir şirketle iş görüşmesine girmiştim, olumlu da geçmişti. Ancak henüz imzalar atılmadan önce en beklemediğimden en beklemediğim anda bir darbe almıştım. O akşam çıktığımız yemekte berbat geçen haftama rağmen iyi geçen iş görüşmemden, başlayacağım zamandan bahsederken Mehmet bir anda sözümü kesmişti. "Ben çok sıkıldım Sena." demişti. "Ayrılmak istiyorum." Bu öyle bir anda söylenmişti ki komik bir şaka olduğunu düşünerek gülmüş ve şarabımı yudumlamıştım. Ancak şakadan daha korkunçtu. Nedenini sormuştum. Bana söyledikleri yaralayıcıydı. "Bu ilişkide yalnızca sen varsın." demişti. "Senin hayatın, senin sorunların, senin arzuların, senin nefret ettiklerin ve senin sevdiklerin. Ben yokum. Ben hiçbir zaman da olmadım. Vakti değerli olan sensin, başarılı olmak zorunda olan sensin, çözülmesi gereken en büyük sorunlara sen sahipsin. Hep senin dediğin olmalı, ben yalnızca sana ayak uydurmalıyım, öyle değil mi?" "İşte kahveler!" Yaz'ın sesi ile irkildim ve telefonumu kapatıp bana uzattığı kahveyi elinden aldım. Yüzüme hızlı bir gülümseme çekmiştim ancak görünen o ki geç kalmıştım. "Bir sorun mu var?" "Hayır, yalnızca kahve içmeden güne başlayamam ve doğrusu dün akşamdan beri gün bitmedi." "Tek sorun buysa eve gidebilirsin. Dinlenirsin hem." Gidemezdim. Eve olabildiğince geç gitmek istiyordum. Bu beklenmedik gelişimin nedenini konuşmaya hazır değildim ve geç gidersem konuşma sabaha sarkardı. Sabahta bir bahane illa bulurdum. Ancak nereye kadar? "Annem ve babama akşam sürpriz yapacağım." Bir şeylerin ters gittiğini anladı ancak beni daha fazla zorlamadı. "Kahvaltı hazırlayalım ve deniz kenarında yiyelim. Ya da çarşıya çıkalım. Olur mu?" Tam bu sırada telefonu çaldı ve özür dileyerek telefonunu almak için içeri gitti. Kapıdan göründüğünde konuşmasının biraz uzun süreceğini anlamıştım. Bana "Yeni biriyle tanıştım. Beni anlıyor, beni önemsiyor ve dahası ben, beni sevdiğini hissediyorum Sena." demişti. O an yaşadığım şeyi nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Sadece buz kesmiştim. "İçinde benim de olduğum bir ilişki istiyorum, bitirelim lütfen." Mehmet, benim en uzun süreli ilişkim olmuştu. Kalbim onun yanında heyecanla çarpar, yeniden çocuklaşırdım. Sessizliğim onunla çözülürdü, saatlerce bomboş meselelerden bahsedebilirdim. İlk kez birine seni seviyorum dediğim de O olmuştu, nefret ettiğim de. Ancak O, benimle aynı hisleri beslemiyordu ve aldatışına yalnızca bir kılıftım. Bencil, ben merkezciydim. Sorun bendim. Belki de gerçekten bendim... Beni o masada bir başıma bırakıp gittiğinde bütün gece bir mesaj bekledim, ancak atmadı. Halbuki şaka yaptığı gibi saçma bir bahaneyle bile kapıma gelse ona sarılırdım. Gelmedi. Ertesi sabah eşyalarını müsait bir zaman evimden alacağına dair bir mesaj attı, o kadar. Yutkundum. Sol gözümden akmak üzere olan yaşı hızla sildim ve kahvemi yudumladım. Soğuk olsa da içimdeki bu ateşi dindiremedi. Sonrası daha berbattı. İmza atmadan bir gün önce arayıp işimin iptal olduğunu söylediler. İşe kendimi vurup bunu unutacağıma dair olan avuntum buharlaştı. Yetmedi o akşam ev sahibim olan kadın kapımı çalıp evden çıkmamı istedi. Burada tayin olan kocası ile gelecek kızı içinmiş. Sorun çıkarmamam için son ayın kirasını ve depozitomun tamamını geri ödeyeceğini söylediğinde sadece saatler sonra otuzuma girecektim. Evren bir olup o gün bana şahane bir otuzuncu yaş hediyesi verdi. Sonraki iki hafta boyunca tek yaptığım toparlanmak oldu. Bilmiyorum ama sanki senelerdir sorunsuz çalışan makine bir anda tek bir çarkın yerinden oynaması ile durdu. O çarkı yerine oturtmaya çalıştığımda ise birkaç tanesi daha koptu ve ben yorgunlukla yere yığılıp kaldım. İki haftanın sonunda ise bir araba dolusu eşyamla yeniden bu kasabadaydım. "Geldim! Arayan Deniz'di, geldiğini söylediğimde çok sevindi. Bu hafta okullar tatil olacak ya, şimdi tamamen boşuz. Kafeyi ona bırakırım ve biz eğleniriz. Ne dersin?" Deniz, onun nişanlısıydı. Liseden beri birlikteydiler ve doğrusu bu kadar beklemelerinin sebebi yalnızca araya giren ayrılıklar olmuştu. Uzun bir süre birbirlerinden nefret etmiş ama sonunda yeniden bir araya gelmişlerdi. Bu yazın sonunda düğünleri olacaktı. Deniz'i severdim. İyi bir insandı. "Harika bir plan. O nasıl?" "Düğün işi bizi biraz yordu ancak şimdilik iyi gidiyoruz. Evimizi de bulduk. Ağır ağır taşınacağız." "Babası sonunda evi verdi mi?" "Vermedi, sattı. O ev yerine bizim beğendiğimiz evi aldı, tabii bizde biraz destek olduk malum." Gülümsedim. "Senin adına çok mutluyum!" Elimi tuttu. "Bende... Darısı Mehmet'le senin başına!" Hevesin yerini hayal kırıklığı aldığında ne yazık ki tebessüm etmek bile zor oluyordu. Bu sebeple gülüşüm yarım kaldı. Bundan daha fazla kaçamayacağımın bilinciyle en azından onun haberinin olması gerektiğini düşündüm. "Biz Mehmet'le bitirdik." Tüketmiştim. Ben sıfırı tüketim dönmüştüm.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD