Bölüm23
Carlo...
Sonunda bunu yaşamıştık. Birbirimize ait olmuştuk. Artık daha güçlü bir ilişkimiz, daha güçlü bir bağımız olacaktı. Bir şeyler için kavga etmek yerine, sorunlarımızı çözerek halledecektik. Daha çok birbirimize güvenecek, yan yanayken daha rahat olacaktık.
Dümdüz oturup, karşıma bakarak bunları düşündüm. Onu ne kadar çok sevdiğimi kendi kafamda bir kere daha imzaladım. Çok seviyor ve onu kaybetmekten korkuyordum. İlk defa sanırım böyle şeyler yaşıyordum.
Bir insan tuvalet ihtiyacım beni ziyarete edince kalkmaz zorunda kaldım. Bu kadarcık uzaklaşmak bile moralimi bozuyordu. Sonsuza kadar onun kollarında durabilir, nefesim yetene kadar onu öpebilirdim.
İşimi hızlıca hallettim ve çıkar çıkmaz kapının sesi ile salona koştum. Gitmişti. Neden?
Arkasından koşarak çıktım. Neyin nesiydi bu? Beni terk mi ediyordu, bir problem mi vardı yoksa?
Bağırdım gücüm yettiğince. O da benden kaçıyor, seslenmeme karşılık vermiyordu. Lanet olsun bir şey olmuştu.
Bağırmaya devam ettim. Yüzlerce kez durmasını söyledim ve arkasında koştum en sonunda sinirlenerek durdu.
"Ne, ne?" Nefret ediyordu benden. Bunu derinden hissettim.
"Ne, ne? Aynı şeyleri desek de, vurgudan dolayı çok farklı bir anlamı vardı bu iki cümlenin.
"Evden durduk yere kaçıp gidiyorsun. Problem ne?" Diye devam ettim. Cidden anlamamıştım.
"Soruyor musun bunu cidden? Ya bunu bana nasıl yaparsın?" Gözlerimin önünde ağlamaya başladı, benim yüzümden ağlamaya başladı. İçimde bir şeyler koptu. Ne yaptım ona?
"Neyi yaptım, sevgilim? Anlamıyorum şu an seni." Sakin olmadığım sürece o da sakin olmayacaktı. Dizginledim kendimi.
"Hala soruyor." Kafasını olumsuz anlamda salladı. Ona ciddi bir şekilde baktığımı fark edince, cidden anlamadığımı düşündü sonunda.
"Siktiğimin telefonunu aç bak." Tekrardan arkasını döndü ve bu sefer koşarak değil, olabildiğince yavaş bir şekilde yürüyerek uzaklaştı benden. Bedenen değil, ruhen kendimi yorgun hissediyordum.
"Telefonum yanımda değil." Arkasından bağırdım ama bir cevap alamadım.
Bir şey demeden yürümeye devam etti. Bende takip etmedim. Kırılmıştı. Kırılmıştım. Elimden bir şey gelmiyor, kendimi nasıl açıklarım ya da neden açıklamam gerektiğini bilmiyordum. Eve gidip, olanları öğrenmem ve ona göre hareket etmem gerekiyordu.
Koşarak eve geldim. Uzun zamandır bu kadar çok yorulmamıştım. Nefesimin yettiği kadar koştum ki sporda bile bu kadar abartmıyordum. Telefonumu elime aldığımda, Lucia'dan gelen onlarca mesaj olduğunu gördüm.
"Hey, neden görüldü atıyordun?"
"Orda mısın?"
"Hadi ama kalbimi kırıyorsun bebeğim."
"Lüten, benimlşe ilgilen."
...
Ve bunun gibi yüzlerce mesaj. Onun okuduğu mesajı görmek için yukarıya doğru çıktım.
"Ne yapıyorsun sevgilim?" LANET OLSUN! Bunu bilerek yapmıştı. Bizi ayırmak için. Amacına da ulaşmıştı ve onu öldürecektim.
Annemin kanser olduğunu öğrendiğim günden beri yanımda olduğunu düşünmüştüm oysaki. Bunu planladığını nasıl anlayamamıştım.
Sinir krizi geçirdim. Elime geçen her şeyi etrafa fırlattım. Ev darma dağın olmuştu. Yaptığım şeye baktım. Daha çok sinirlenip duvarları yumruklamaya başladım. O kız şu an burada olsaydı, kız olduğunu unutup mahvederdim. İyi ki burada değil.
Elime telefonumu aldım. Alicia'yı aadım ancak telefonu kapalıydı. Açtığında görmesi için mesaj attım. Kendimi açıklamak için. Telefonu yere koyup bekledim. Bir saat, iki saat, üç saat... Dayanamadım ve Dina'yı aradım. Saat gece üçtü ve o bu saatlerde uyuyordu, biliyordum. Yine de aradım. Uyuyana kadar. En sonunda telefonun açılma sesini duyunca heyecanla konuşmaya başladım.
"Dina, Alicia nerede? Neden telefonu kapalı?" Bir süre sessiz kaldı. Uyandırmıştım onu belli.
"Efendim?" Sesi olabildiğince boğuk ve hırıltılı geliyordu.
"ALİCİA NEREDE? NEDEN SİKTİĞİMİN TELEFONU KAPALI?" Sinirlendim. Sinirlendi.
"Ne bağırıyorsun be, sağır mıyız? Şarjı bitmiştir, nereden bileyim. Tatile gitti Paris'e. Sana söylemedi." O anda dünya başıma yıkıldı. Ne ara gidebilirdi? Gidecek olsaydı çoktan söylerdi. Ya benim için gitmişti, ya da bu işte bir bokluk vardı.
BölümSonu