Episode -12-

1218 Words
Bölüm12 Alicia "Gel!" pasöre attığım pasın güzelliğine mi, onun kaldırdığı topa mı yoksa smaçın hızına mı düşeyim. Sinirli olup da kötü oynayan bir kişi bile görmedim henüz ki kendimden biliyorum, yenilmez ediyordu bu duygu. "Hey!" Aldığım sayı ile takımca ortada toplanıp, birbirimizin sırtına ve ellerine vurduk. Klasik bir sevinçti ama içindeki bütün stresi dağıtıyordu. Ben de bunu fırsat bilerek avazım çıktığı kadar bağırıyordum. Alt tarafı kendi takımım ile yaptığım bir antrenman maçıydı ama yine de geriliyordum. İçimdeki hırs beni delirtiyordu. Bu hiçbir kaydı olmayan maçı bile kazanmak zorundaymışım gibi hissediyordum. Kazanamazsam umurumda olmuyordu doğrusu. Ama maç içerisindeki hırsım, herkesi korkutacak derecedeydi. Sinirim de günlerdir başıma gelen basit ancak tetikte olmam gerektiği için büyüttüğüm dertlerden kaynaklanıyordu. Aptal dertler. Bir tek ben takardım sanırım bu tarz şeyleri. Maç bittikten sonra tribünde beni izleyen sevgilime verdiğim havluyu alıp, yüzümü sildim. Bana, benimle gurur duyuyormuş gibi baktığı için gülümsememe engel olamadım. Hem hiçbir şeyi çaktırmamam, hem de hissettirmem gerekiyordu. Bu yüzden yanında dolaşıyor, ancak yüz vermiyordum ama beni hiçbir şekilde anlamıyordu. İlgisizliğini bu şekilde bile belli ediyordu. "Çok iyiydin bebeğim," aşağıya doğru eğilerek dudağıma küçük bir öpücük kondurdu "Her zamanki gibi." Diye devam etti. Artık tamamen gülüyordum. Hiçbir sebep ondan nefret ettiremiyordu beni. İğreniyordum kendimden. Beni aldatan yani aldatmış olma ihtimali yüzde doksan olan biri ile ilişkimi devam ediyordum. Emin olana kadar bu böyle devam edecekti. Ancak aşkıma nasıl dur diyebilecektim ki? Nasıl ondan vazgeçebilirdim? Hala eli yanaklarımda olan Carlo'nun gözlerine baktım. Nasıl böyle bir ihanetin yükünü bana göstermeden, tertemiz bakabilirdi ki? Hiç mi vicdan azabı çekmiyordu yoksa çok iyi bir oyuncu muydu? Tabi ya, hala beni aldatmamış olma ihtimali vardı. Her ne kadar düşük olsa da. Tribünden aşağıya atlayıp kolunu omzuma attı. O kolu ittiremedim ya, en çok bundan pişman olacağımdan eminim. Omzumun altından sallanan elini tutup, küçük bir öpücük kondurdu. Kendimi, beni aldatmadığına inandırmak istedim ve yaptım da. Bir gün onun kollarının altına huzurla sarılmaktan zarar gelmezdi. Belki son olacaktı ve ben bunun için de pişman olmak istemiyordum. "Annemle babam bir süreliğine yurt dışına çıktılar. Bir günlük yanımda kalsan olur mu? Korkuyorum." gözlerinin içindeki samimiyet ve bu tatlı bakışı nasıl bana hayır dedirttirebilirdi ki? "Hayır." Tamam, zor değilmiş. "Yani ilk eve gitmem gerekiyor." Evet zormuş. Yüzündeki anlık hayal kırıklığı, kalbime yansıtmış ve o bakış kalbimi de kırmıştı. Nasıl bu kadar etkisi olabilir üzerimde? "Tamam bebeğim. Babam burada olmadığı için sonunda arabamı elinden alabildim. Sizi ben bırakayım ondan sonra işini halledersin, beni ararsın, almaya gelirim. O sırada da ben evi bir toparlayım. Geldiğin gibi geri gitmeni istemiyorum." Otuz iki diş gülümseyerek kolunu omzumdan çekip soyunma odasına doğru yürüdüm. Odaya girip arkamdan kapıyı kapattıktan sonra kızların alkışları kulaklarımı zehirledi. Kapalı alan ve yirmi kişi el çırpıyor. Elimle, durun, der gibi işaret yapıp önlerinde hafifçe eğildim. Dalga geçtiğimi düşündükleri için güldüler ama gayet ciddiydim. "Efsaneydin kızım bugün. Bu şekilde gidersen milli takımı geçtim, o takımın kaptanı bile olursun be!" Her yerden övgü yağdığı için biraz havalara girmedim değil. 'Sağ olun, sağ olun' diye etrafıma bakarken, Lucia'nın bana nefretle baktığını gördüm İlk defa övülen o değil de ben olduğum için büyük ihtimalle kıskanmış olmalıydı. Bu beni daha da havalara sokarken, dışarıda sevgilimin beklediğini hatırlayıp üzerimi değiştirmeye koyuldum. Dina'yı da uyarmayı ihmal etmedim. Aynı şekilde Carol'ü de. En son ben girmiş olmama rağmen odadan ilk ben çıktım. Arkamdan Lucia hızlı hızlı gelince bir şey söyleyeceğini düşünüp durdum. Ancak o omzuma çarpıp yürümeye devam etti. Ancak iki adım sonra olduğu yerde durup arkasına döndü. "Benden her şeyimi almaya çalışıyor olabilirsin. Ancak unutma, hepsini geri almayı çok iyi biliyorum." Bunların arasında sevgilim de vardı ve boğazıma yumruyu oturtmuştu. Bir şey demeden gülüp, gitti. Öyle ya, zaten diyemezdim. Alırdı. Çünkü ben bir şeyi başarınca tutmayan, başaramayınca da pes eden biriydim. O hırsım, maçtan dışarıya çıkmıyordu ve ben bunu düzeltmenin bir yolunu acilen bulmalıydım. Lucia'nın dediklerini anlık olarak beynimden silip Carlo'nun yanına gidip sarıldım. Ona baktığımı fark edince, istemeden gösteriş yapmış oldum. Ancak o sevgilime dönüp göz kırptı. Bakışlarımı hemen ondan çekip Carlo'ya yönelttim. Ona bakıyor ama tepki vermiyordu, bana döndü ve gülümsedi. Bu benim küçük zaferimdi. Yine de neşelendirmişti. Daha çok sarılıp koluna girdim. Arabaya doğru yürüyüp, Dina ve Carol'ü beklemeye başladık. Beklemekten nefret ettiğini çok iyi biliyordum ki bunu içinde tutma gereği duymayıp, sürekli onlara sesleniyordu. Arada küfredip, hızlı olmaları için bağırıyordu. Her ne kadar salonda olsalar da duyulduğuna emindim çünkü genelde bağırdığı kişi ben olurdum. Evet, biraz uyuşuğum ve bundan utanmıyorum. Hayat felsefem anı yaşamaktı, bunun için de biraz yavaş olmam gerekiyordu. Hızlı yaşamak, o anları kaçırmama sebep olabilirdi. Beş dakikanın sonunda geldiklerinde, Carlo'nun sinirli yüz ifadesine bakmaya çekinerek arabaya bindiler. Bazen ciddi anlamda korkutucu olabiliyordu. Öne oturup telefonumu arabaya bağladım. Pitbull - This Is Not A Drill ft. Bebe Rexha açtım. Kadının sesine tek kelime ile aşıktım ve bu şarkının çok dinlenilmediğini bildiğim için sanki bana özelmiş gibi hissettiriyordu. O yüzden en çok dinlediğim şarkılar arasında yer alıyordu. "I-I-I don't wanna waste your time Big girls don't cry wolf when they cry Someone's gonna fall in love tonight Yeah, we might fall in love tonight I-I-I don't wanna waste your time Pretty girls always tell pretty lies Someone's gonna fall in love tonight" Sadece nakarat kısmını bağıra bağıra söyleyip, diğer kısımlarda Pitbull'un aşırı seksi bulduğum sesine hayranlık duymakla ilgileniyordum. Diğerleri aptalmışım gibi beni izleyip, mimikleri ile, bazen ise sesleri ile susmam için yalvarıyordu. Bu kadar kötü olamaz sesim, tamam mı? Evin önüne geldiğimizde, şarkı yeni bitmişti. Hepsini dinledikten sonra indiğimiz için şükrettim ve eve girdim. Hızlıca eşyalarımı hazırlayıp, markete gitmek ve bir şeyler almak için çıktım. Markete gittiğimi duyan annem, bir liste yapıp elime tutuşturmuştu çoktan. Eve tekrardan geleceğim için çantamı almadan çıktım. İkimiz için birer meyve bazlı şarap ve birkaç atıştırmalık aldım. Annemin listesindekilerini de aldıktan sonra ödeyip evin yolunu tuttum. Eve girmeden yedek aldığım poşete kendimiz için aldığım yiyecek ve içecekleri koyup apartmanın girişine sakladım. Annem bir şey demezdi ama babam tam bir barbardı. Evi ringe çevirirdi. Bu yüzden anneme Carlo'larda kalacağımı söyleyip, babama sırf araması için bir kız ismi uydurup, onda kalacağımı söyledim. Biraz tedirgin olsa da reşit olduğum için bir şey demedi. Ne de olsa aklı başında bir kız olduğumdan haberdardı. Her ne kadar öyle olmasa da. Bir de dünyanın en güçlü varlığı olduğumdan haberdar olsa o benden izin alırdı büyük ihtimalle. Telefonumun zil sesini duyunca arka cebimden çıkardım. Sevgilim arıyordu ve büyük ihtimalle gelmişti. Odama geçip, kapıyı kapattım ve aramasına cevap verdim. "Efendim bir tanem?" "Geldim ben, in hadi." Zamanlamam çok iyiydi. "Makarna yapmadıysan gelmem ama. Açım!" Sessiz bir gülme sesi gelince, bende güldüm. Ona olan sevgim ne varsa unutturuyordu bana. "Onu sen daha güzel yaptığın için ben ellemedim." Uyanık! "Ohoo. Senin evinde de yemeği ben yapacaksam ne anlamı var size gelmemin. Misafirim ben!" İsyanım gülüşünü, kahkahaya çevirince bende ona eşlik ettim. "Şimdilik." O kadar çok emindim ki dudaklarının bir kenarının havaya kalktığına. Hoşuma gitmişti. "Tamam iniyorum. Ahh! Kafamı vurdum bir saniye." Kapıya kafa atmıştım resmen. Bir insn neden kapalı olan bir kapıdan geçmeye çalışırdı ki? "Tamam heyecanlanma. Alt tarafı romantik bir sevgilin var." Dalgasına sinirlenip, telefonu suratına kapattım. Hem sinirleniyor hem de gülüyordum. Deliyim sanırım. Onu daha fazla bekletmeden aşağıya indim. Girişten poşeti alıp, arabasına doğru yürümeye başladım ancak o an içime kötü bir his binmişti. Olduğum yerde durup tedirgin bir şekilde bana bakışını izledim. Eli ile gel işareti yapınca kafamı sağa ve sola sallayıp yürümeye devam ettim. Kötü olan hissim değil, genelde bu hislerimin gerçekleşmesi beni geriyordu. BölümSonu
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD