8. "Abim damat oluyor! Sıra da bana geliyor!"

2087 Words
Keyifli Okumalar Dilerim... Mahir rahatlamış bir şekilde salonda kendi başına antrenman yaparken, Zafer içeri girdi. Çantasını girişteki vestiyere atıp ilerlerken, boks ringindeki Macit'i ve küçük çocuğu fark etti. Merakla onlara bakarken, Mahir'e doğru ilerlemeye devam ediyordu. "Olum sizin bugün misafiriniz yok muydu? Gelmezsiniz sandım ama, Melek camdan görmüş sizi. Bir bakayım diye geldim ben de." Mahir'in yüzüne yayılan gülümseme, Zafer'i şaşırttı. "Ne gülüyorsun oğlum öyle kendi kendine? Deli misin nesin?" Mahir esneme hareketleri yaparken, gülüşünü bir süreliğine durdurup arkadaşına baktı. "Senin evlilik işi daha bekleyecek kardeşim. Kusura bakmazsın artık!" Sözleri bitince, az önce suratından sildiği mutluluğu yeniden kuşandı. Zafer'in yüzü düşmüş, sinirleri bozulmuştu. Mahir'in boşluğundan faydalanıp hemen üstüne atıldı. Yine de onu deviremedi. Hırsla ve büyük bir bıkkınlıkla; "Öldürmekten başka yol bırakmadınız bana! Öldüreceğim ulan ikinizi de!" dedi. Mahir keyifle kahkaha atarken Zafer'in yakasını tuttuğu gibi kendine doğru çekip ayağına çelme taktı ve kollarının üstünden geçirip sırt üstü yere attı. Zafer'in acı dolu yüz ifadesine bakıp gülerken; "O iş öyle kolay değil Zafer! Kırk fırın ekmek yemen lazım onun için!" dedi. Zafer küskünca baktı arkadaşına. Kaba kuvvet işe yaramıyorsa, B planına geçmeliydi. Zaten genelde hep bu plan işe yarıyor gibiydi. "İyi! O zaman gidip kendimi öldüreyim! Kurudum kaldım burada, kimin umurunda sanki!" Mahir bu kez onu sallamadı. Alışmıştı artık. Dayak arsızı birine dayağın işlemediği gibi, artık Zafer'in de acındırmaları Mahir'e işlemiyordu. "İyi öldür. Biz de Mihriban'ı başkasıyla eveririz artık." Zafer şok oldu bu sözlere. Yattığı yerden hızla kalkıp Mahir'in kolundan tutup kendine doğru çevirdi. "Sen!" demişti ama gerisi yoktu. Mahir daha önce hiç kırıcı sözler söylememişti ki! Şimdi bu sözlerin Zafer'i nasıl da kırıp mahvedeceğini bilmiyor muydu sanki? Zafer yeniden açtı ağzını. Şaşkınlıkla; "Sen..." demişti ki Mahir kahkaha attı. "İşte o küçük de aynı böyle senin gibi kalakaldı. Sen sen deyip durdu. Ama sonunda evlenmekten vazgeçti bence. Aklı varsa, öyle odun bir adamla evlenmektense, evde kalmayı tercih eder!" Zafer'in kaşları çatıldı. "Ne dedin kıza Mahir?" Mahir omuzlarını silkip matarasından su içti. Zafer umursanmayışıyla sinirlendi. Arkadaşının omzundan çekip ona bakmasını sağladı. "Lan doğru düzgün anlatsana şunu!" Mahir'in yüzü gülse de, yaptığının yanlış olduğunu biliyordu. Ama ikisini de mutlu olmayacakları bir evliliğe mahkum etmektense; en başta biraz kırıcı olması daha yeğdi. O yüzden şimdi yaparken utandığı şeyi, bir de gururla arkadaşına anlatmayacaktı. Dışından; "Yav olmayacak işte. Yarın dönerler zaten." derken: içinden de; "Umarım gece yatarken ağlayıp yastığını ıslatmazsın küçük kız!" diye iç geçirdi. Olmasını istemiyordu ama, bir yandan da onu ağlatacağını düşündüğü an içinin sıkılmasına mani olamamıştı. Zafer onun bu ketum haline sinirlendi. Mihriban'a kavuşması, biraz daha ertelenecek gibiydi. Modu düşmüş, iç geçirirken aşkının destan olduğuna inanıyordu. Belki bir Mecnun gibi delirip çöllere düşmemişti. Belki bir Ferhat gibi dağları delmemişti, ama! Zafer de Mihriban için bu iki hayvandan hatrı sayılır dayak yemiş, bir iki kez de Efendi amcasının elinde ölmekten kurtarmıştı kendini. Bu devir için çektiği sıkıntıları, Mecnun ve Ferhat olsa çekemezdi! Sonunda saat ilerlemiş ve ter içinde kalan Alperen, Macit abisiyle ringten inmeye karar vermişti. Hep birlikte eve dönerken Zafer küsmüştü ama kimsenin haberi yoktu. Mahir üstündeki ağırlığı atmanın hafifliğiyle akşam soğuğunu içine çekiyordu. Macit ve Alperen ise onca antrenmanın ateşiyle soğuğu bile hissetmiyordu. Zafer kimseye bir şey demeden kendi binalarına girdi. Mahir yarın onun gönlünü almayı aklına not ederek binaya girdi. Merdivenleri tırmanıp kapıya geldiklerinde geride durdu. O kızı bir daha göreceğini sanmıyordu. O yüzden şimdi bakıp durumunu anlamalıydı. Ağlayacak olsa, bunca zamandır ağlamıştır diye düşündü. İçeri girdiklerinde balkonda sessizce konuştuklarını gördü. Yüz ifadesini göremediği için ne durumda olduğunu da anlayamadı. Sessizce odasına geçip kapısını kapattığında, Macit balkona geçmiş Alperen'in bu spora ne kadar meraklı ve yetenekli olduğunu anlatıyordu. Ahmet Bey duruma sevindi. Oğlu da bu zaman zarfında sıkılmayacaktı demek. Saatin de geç olmasıyla Ahmet Bey müsaade istediğinde ayaklandılar. Mahir ayıp olmasın diye sesleri duyup odasından çıktığında salonda vedalaşanlar izledi. Babası ve Ahmet Bey kapıya giderken kardeşleri misafirin elini öpüyordu. Kendisi de yaklaşıp elini öptü ve; "İyi akşamlar..." dedi. Ahmet Bey başını sallayıp çıkışa doğru ilerledi. Cevriye'den sonra Mihriban sarıldı Aykız'a. "Yarın ben de gelirim salona." diyen Mihriban, abisini içten içe güldürdü. Bu kız yarın bile durmaz giderdi buradan. Kaldı ki salona gelsin! Aykız deminden beri onu görmezden geliyordu. Ama Mihriban'ın sözleri biter bitmez Aykız'ın bakışları Mahir'e dikildi. Saniyelik bakışlarındaki manayı çözemeyen Mahir, bir an dondu kaldı. "Gel tabii. Çok sevinirim. Ben de sıkılmamış olurum hem." deyip gülümsediğinde, Mahir'in çenesi giderek sıkışmaya başladı. Gitmiyor muydu yani? Ağlamamıştı da! Hatta neden her an gülecek gibi duruyordu bu kız? Alay mı ediyordu yani Mahir'le? Onu hafife mi almıştı yoksa? Aykız kapıya giderken, son bir kez baktı Mahir'e. Dudağının bir kenarı kıvrılırken, burnundan hah dercesine bir ses çıkardı. Bakışları ise öyle küçümseyici bakmıştı ki, Mahir olduğu yere çivilendi. Diğerleri fark etmeden misafirlerle aşağıya inerken, Macit evin boşalmasıyla kendini sıkmayı bıraktı. Gülüşlerinin arasında; "Seni yerin dibine soktu bakışlarıyla!" diyerek alay etti. Mahir zaten sinir küpü olmuşken, kardeşinin sözleri bardağı taşıran son damlaydı. Öfkeyle ona döndüğünde Macit hemen balkona kaçtı. Eliyle aşağıyı işaret edip; "Bak hala aşağıdalar! Rezil olmak istemiyorsan, yaklaşma bana!" dedi. Mahir burnundan solurken kardeşine ölümcül bakışlarını yolluyordu. Göğsü öfkeyle inip kalkıyor, deminki rahat halinden eser kalmadığını ortaya koyuyordu. Sinirle odasına gitti. Dört döndüğü yerde duraksadı. O küçük kızı hafife almıştı işte! "Demek tek raundda düşmeyeceksin küçük! Öyleyse nakavt eder, bu maçı bitiririm ben de!" dediğinde kendi sözlerine başını salladı. "Evet. Küçük diye avans verdim sayarım. Yoksa tek raundda da hallederdim ben onu! Evet! Küçük bir kız mı yenecek beni! Hey yavrum hey!" Kendini doldurmuş, dolduğu gibi de kendine olan inancını artırmıştı. O yüzden sakin olmalıydı. Nasılsa bu maç ondaydı. O kazanacaktı. Her turnuva dönüşü altın madalyayla döndüğü gibi, bu maçın da galibi kendisi olacaktı... Yorgunlukla yatağına bıraktı kendini. Uyumaya çalışırken, Macit hala balkondaydı. Açık kapıdan içeri girenlerin konuşmaları Mahir'in gözlerini açmasına neden oldu. Mihriban'a sesleneceği sırada; "Ben yatıyorum! İyi geceleerr!" diyen sesini duydu. Efendi ve Cevriye balkona çıktığında, Macit'e baktılar. "Oğlum gidip yatsana sen de." Macit başını geriye attı. "Hele uykum yok." Henüz Mahir abisi uyumamıştı kesin. Bu sinirle onu iki ranzanın demiri arasına sıkıştırıp boğabilirdi. O da karşılık verirken, abisini sakatlayabilirdi. O yüzden gece gece aksiyon olmasın diye biraz daha beklemekte fayda vardı. Efendi başını salladı. Anlaşılan o ki, balkonda konuşamayacaklardı. "İyi o zaman. Biz yatıyoruz. Sen de çok geçe kalmadan yat uyu. Sabah erken kalkacaksın." diyerek karısını kolunun altına alıp odalarına doğru geçti. Onlar kritik yaparken Aykız da odasına girmişti. Aynaya bakarken kendi kendine söyleniyordu. "Dağ ayısı! Kadın görmemiş nemrut! Yarın göstereyim ben sana kadını da, o dilin tutulsun bir daha küçük diyeme!" Üstündeki kıyafetleri çıkarırken, hala söyleniyordu. "Utanmaz! Bir de kendini gösterip benim küçük olmadığım bariz belli diyor! Sanki bizim gözümüz kör! Sanki biz görmüyoruz dev gibi olduğunu! Pislik goril!" Altına eşofman altını giyip yatacağı sırada duraksadı. Burası evi değildi. Askeriyeydi. Ne olursa olsun, üstüne de bir şey giyse iyi olurdu. Zaten göğüsleri kıyafetinin üstünden bile dikkat çekiyordu. Böyle atletle yatınca temelli görünürdü. İnce bir tişört giyip yorganın altına girdi. Uyumaya çalışırken bütün gece rüyasında Mahir'le uğraştı. Ama bu rüya daha çok kabus gibiydi! Gecenin bir köründe uyanıp şokla baktı etrafına. Allah kahretsindi işte! Akıl bırakmamıştı ki kızda! Neden tilt olup gıcık kaptığı adam, kucağına alıp öpmüştü ki onu! Tüm vücudu ateşler içnde yanarken, üstüne bir de sinir eklenmişti. Aykız yorganı başına kadar çekip yatağın içinde debelendi. Sessiz çığlığını bırakırken, öfkeyle açtı yüzündeki yorganı. "Görürsün sen! Yarın da ben senin rüyana gireceğim işte!" O yarın diyordu ama, şu an Mahir de rüyasında onu görüyordu. Bilinç altı evlilik kötü diye diye kodlanmış; bugün gördüğü kızla da, rüyasındaki başrolü ona vermiş gibiydi. Aykız gelinlik içindeydi. Ama rüya bu ya... Aykız el kadardı. Hatta Alperen'den bile küçük duruyordu. Gelinliğin güzelliğine ya da yakışıp yakışmadığına bakmak aklına bile gelmedi bu yüzden. Küçük bir çocuğun elinden tutmuş gezdirir gibi, düğün salonunda yürüyordu. Ona bakan herkes gülüyordu. Dans edecekleri esnada, Mahir dizlerinin üstüne çöküp Aykız'ın elini tutup dans etmeye başladı. Kimse bu saçmalığa dur demiyordu. Ya da Mahir sesini çıkarıp bağıramıyordu. Dans ederken bile içi kan ağlıyordu. Herkes gülüyordu. Bir yandan da onları alkışlıyordu. Dans pistinde dans eden üç kişi daha vardı. Biri Macit'ti. Saçma sapan dans ederek, Elif'i tavlamaya çalışıyordu aklınca. Diğer ikisi ise, tabii ki Mihriban ve Zafer'di. Şarkı birden değişti ve; "Abim damat oluyor! Sıra da bana geliyor!" parçası çalmaya başladı. Annesi babasına düğün pastası yedirirken, babası da annesine limonata içirmeye çalışıyordu. Mahir tüm bu saçmalıkların içinde pistin ortasında oturup kaldı. Aykız dans bitti sandığı için Mahir'in kucağına oturup ona baktı kocaman gözleriyle. "Ben de yoruldum Mahir abi." Kucağındaki kızın küçük olduğuna mı yansın, yoksa o abi deyişine mi yansın; Mahir karar veremedi. "Abi deme bana!" Öyle sinirlenmişti ki, uykusunda aynı şeyi sayıklamaya başladı. Bu düğün bitmeliydi. "Abi demeeee!" diye bağırışına, hem kendisi hem de üst ranzadaki Macit'i uyandırdı. Macit uyku sersemi üst ranzadan eğilip abisine bakmaya çalıştı. Tarazlı sesiyle; "Abiii? Ne oldu, iyi misin?" dedi. Mahir yerdeki matarasını alıp büyük yudumlarla su içerken cevap verememişti. Matarayı ağzından çekip çenesinden akan suyu, elinin tersiyle sildi. "İyiyim. Yat sen." derken, hala rüyanın etkisindeydi. Bu kız kabus olup çökmüştü resmen ilk geceden. Yeniden yatağına uzanıp yattığında bu kez uyuyamadı. Günün ağarışını izlerken, oldukça asabiydi. Kötü enerjiden kurtulmak için kalkıp duşa girdi. Su arındırırdı elbet. Rahatlatırdı bir de. Suyun altına girip normalden uzun bir süre kaldı. Öyle ki Cevriye kalkmış, kahvaltıyı hazırlamıştı. Efendi balkonda oturmuş Ecevit'le dünün muhabbetini yapıyordu. Ecevit onları bugün için köye davet etti. Ama Efendi; "Bugün olmaz, Aykız ve Alperen salona gidecek. Akşam duruma bakar, ona göre sana haber ederim olur mu?" diyerek karşılık verdi. Ecevit onu dinlerken, Esmer de kocasını çekiştiriyordu. "Ne diyor, ne diyor?" diyerek adamı darlıyordu. Sonunda Ecevit telefonu kapatıp karısına baktı. Kıyamayan bakışlarıyla karısına baktı. "Gülüm adam kulağımda anlatıyor. Onu dinlerken sana nasıl anlatayım?" Esmer eliyle kocasını geçiştirdi. "Anlat hadi. Geliyorlar mı? Ona göre hazırlık yapalım." dediğinde Elvan hemen araya girdi. "Anne bak benim bugün işim var! Civar köylerdeki büyükbaşlara aşıya gideceğim!" Ramazan kardeşine baktı. "Ben götürürüm seni. Ben de aşağıdaki köyün tarlalarına bakacağım bir. Topraktan numune almam lazımdı. Kadir de ablasının ve peşinden devam etti. "Ben bugün Narin halamgile gidecem." Ecevit küçük kızına baktı. Ama Elif'in konuşmaya niyeti yoktu. Reçel sürdüğü ekmeği iştahla yerken, herkesin ona baktığını fark etti. "Ne?" dedikten sonra, dolu ağzı yüzünden daha fazla konuşamadı. Herkes onun konuşmayacağını anlayınca ona bakmakttan vazgeçti. Ecevit karısına dönüp anlatacakken; "Ne yaa! Neden bakıp döndünüz?" diyen Elif, ne olduğunu anlamamıştı. Esmer kızına bakıp; "Yok kız bir şey. Ye sen." dedi. Sonra kocasına dönüp baktığında anlatmasını bekledi. "Valla bugün olmazmış. Yarın da gelip gelmeyeceklerini, Efendi akşam haber edecek gülüm. Ona göre akşamdan hazırlık yaparız biz de." diyerek karısına baktı. Esmer şimdiden hazırlık yapsa iyi olurdu. Cevriye ne yapar ne eder, onları getirirdi buraya nasılsa. Saatler ilerledi ve dokuza geldiğinde herkes kahvaltısını yapmıştı. Masadan kalkmadan önce Efendi oğullarına baktı. "Aykız ve Alperen misafirimin çocukları. Onları üzecek ya da sakatlayacak bir şey yapmayın sakın!" Macit de işin içine girdiği için, Mahir'in durumu çakmayacağını sanan anne ve babası, oğullarının kabuslarından bir haberdi. "Olur baba." "Tamam baba." sözleri arasında masadan kalktılar. İki kardeş salona giderken, Efendi gidip getirecekti onları. Selçuk da onunla beraber gitmek için sokakta bekliyordu. Önce oğlanlara selam verdi. Ardından Efendi ile askeriyenin yolunu tuttular. Elbette dün hakkındaki sorularına da cevap alıyordu. Aykız'ı kendi kızı gibi sevmiş, evlensin diye dua eder olmuştu Selçuk. Nizamniye kapısında bekleyen Ahmet Bey ve çocukları onları görünce ilerledi. Hep birlikte yürüyerek salona doğru gittiler. Aykız şaşkındı. Babası ve bu adamlar da mı izleyecekti onları? Salonun kapısına kadar geldiklerinde, hep birlikte içeri girdiler. Kalabalık olduğu için sesler uğultu şeklinde geliyordu. Mihriban bir köşede iki küçük kıza judo hareketlerini gösterirken, Macit kum torbalarının orada yumruk atmanın inceliklerini gösteriyordu. Mahir de yaşları 7 ile 15 yaş aralığında olan karşısındaki çocukları izlerken, gelenlerden habersizdi. "Mahir!" diye seslenen Efendi, oğlunun dikkatini tek seferde çekti. Mahir judo kıyafetleri içinde daha mı heybetli duruyordu sanki? Aykız kıstığı gözleriyle ona bakarken, bir yandan da beyaz rengin ona denli yakıştığını fark ediyordu. Dün akşam üstünde siyahlar vardı hep. "Hoş geldiniz." diyen Mahir, Aykız'ın gözlerini devirmesine neden oldu. Dün akşamki halini görmese, gerçekten efendi ve nazik bir adam olduğunu düşünebilirdi! "Çocuklar sana emanet. Biz çarşıya çıkıp gezeceğiz biraz. Dönüşte uğrarız yine." diyerek sabahki tembihlediği şeyleri hatırlatmak ister gibi baktı oğluna. Mahir başını salladığı sırada Mihriban onları fark etti. Babası ve diğerleri çıkarken, Mihriban; "Aykıııız!" diye bağırdı heyecanla. Hızlı adımlarla onlara doğru gelirken, salondaki herkes durmuş, Aykız'a bakıyordu. Hem ismini beğenmişlerdi, hem de salondaki yeni kızı merak etmişlerdi. Aykız Mahir'e hiç bakmadan Mihriban'la sarıldı. "Size kıyafet hazırladım ben. Hadi gel hemen üstünü değiştirelim." diyerek Aykız'ın elinden tutup soyunma odalarına doğru çekti. Alperen de yanında getirdiği poşetle peşlerinden koştu. Geride kalan Mahir, ellerini belinin arkasına atmış, bir eli diğerinin bileğini tutuyordu. Yüzündeki hain tebessüm, bugün Aykız'ı pes ettireceğinden emindi... . . . . Devam edecek...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD