Keyifli Okumalar Dilerim...
Aykız soyunma odasına girdiğinde, Alperen de hemen peşinden girdi. Üstündeki kalın kıyafetleri çıkarıp daha ince bluzu ve bol şortu giyindi. Salon sıcaktı. Ayrıca çalışırken de terleyecekti. O yüzden üstündekiler daha iyiydi. Hevesle odadan çıkacakken, Aykız onu durdurdu. "Havlunu da al paşam!" diyerek, poşette kalan havluyu kardeşine uzattı.
Mihriban Aykız'ı izlemiş, bu süre içinde onun gözünü kardeşinden ayırmadığını fark etmişti. Annelerinin vefat ettiğini öğrenmişti dün. Cevriye üstünü giyinirken anlatmıştı kızına.
Aralarında hemen hemen iki yaş vardı ama, Mihriban Aykız'a hayran olmuş gibi bakıyordu. Onun yerinde Mihriban olsaydı, onun kadar beceremezdi heralde bu işi. Kolay değildi. O da annesini kaybetmişti ama, ailesine dayanak olmayı seçmişti.
Elindeki kıyafetleri uzatıp Aykız'ın almasını bekledi. Aykız kıyafetleri alıp karşısındaki kıza baktı. "Sen çıksan olur mu? Başka birinin yanında giyinip soyunmaya alışkın değilim de..." diyerek mahçup bir şekilde baktı.
Mihriban da en az onun kadar mahçup oldu bu sözler üzerine. "Ahh! Kusura bakma. Ben dalmışım. Sen giyin o zaman. Ben kapının önünde beklerim seni. Kemeri bağlamak için yani."
Aykız onun sözlerine başını sallayıp tepki verdi. Mihriban'ın odadan çıkmasıyla elindekileri bank benzeri oturağın üstüne bıraktı. Kalın kazağını çıkarıp pantolonundan kurtuldu. Üstündeki tişörtü çıkarmadan önce judo kıyafetinin pantolonunu giyindi. Üstüne tam olmuştu.
Üst parçayı da giyinip kemeri eline almadan önce çıkardıklarını katlayıp torbanın içine soktu. Kapıyı açıp çıktığında onu Mihriban karşıladı.
Mihriban kemeri onun elinden alırken boynunun kenarını kaşıdı. "Tişörtünü çıkar istersen... Terletir seni çünkü. Bak bu kıyafetin kumaşı özel. Teri emer, seni hasta etmez."
Aykız'ın yanakları kızardı biraz. Utangaç yüz ifadesiyle karşısındaki kıza bakarken, üstündeki yelek gibi kıyafeti iki yana açıp; "Bunları zapt edemem o zaman. Atletten bile taşacak gibi duruyor..." diyerek onu anlamasını umdu.
Mihriban'ın dudakları büzülürken iç geçirdi. "Sen de haklısın. Ben de olmayınca, herkesi kendim gibi sanıyorum işte!" diyerek, kendi göğüslerinin küçüklüğünden dem vurdu.
Aykız onun üzüldüğünü anlayınca modunu yükseltmek için hemen gözlerini irice açtı. "Saçmalama kızım! Neresi küçük!" derken, bakışlarını kızın göğüslerine dikmişti.
Mihriban onun samimiyetine sevinse de, göğüslerinin küçük olduğuna üzülüyordu. Tek omzunu silkerken, Aykız'ın üstünü düzeltip kemeri belinden geçirdi. "Yalan da söylemiyorsun sen!"
Aykız başını yana doğru eğdi. "Valla görünen şeyler hiç de küçük değil. Aksine benimkiler fazla büyük." Ses tonu düşerken; "Bazen kendimi inek gibi hissediyorum..." diye devam ettirdi sözlerini.
Mihriban haylazca güldü Aykız'a. "Bir gün çocuğun olduğunda, şikayet ettiğin o memelere şükredersin ama bak!"
Aykız boğazını temizledi. Silkelenip kendine geldi. Uzun bir zaman sonra arkadaş gibi gördüğü biri olmuş, bu yüzden de biraz kendini bırakmıştı. Bu kız evlendirileceği oğlanın kız kardeşiydi! Onunla nasıl bu sohbetlere girerdi ki!
İkisi birlikte salona girdiğinde Aykız kardeşinin nerde olduğuna bakıyordu. Bir kaç öğrencinin onlara bakmasıyla, Mahir de o yöne baktı. Aykız'ın etrafı tarayan bakışlarını görünce, yakalanmadan önüne döndü.
"Biraz mola verin bakalım." diyerek kardeşinin ve Aykız'ın gelişini bekledi.
Aykız onun karşısında durduğunda hiç renk vermiyordu. "Ben hazırım hocam." diyerek, oldukça mesafeli ama fazla istekli ve hazır olduğunu da göstermişti. Ona göre iyi bir başlangıçtı. Aklında Mahir'i şok edecek şeyler vardı. Dün bunun heyecanıyla kendini gaza getirmişti ama... Nasıl yapacaktı?
Güya flörtöz hareketlerle Mahir'e küçük olmadığını gösterecekti. Ama bu sefer de kendini utandırmış olacaktı? Aaaahh! Üstelik babasının kulağına giderse de yerin dibine geçmek isteyebilirdi.
Taktik değiştirmeli, o da Mahir'in ona yaptığı gibi onunla alay etmeliydi. Ama nasıl?
Mahir alay eder gibi gülümsese de, elindeki dosyaya doğru eğmişti başını. "Hazır mısın gerçekten?"
Başıyla beraber kaşlarını da kaldırıp; "Bunun için önce ısınman lazım." dedi.
Delici bakışları Aykız'a etki etmeyince kardeşine dönüp baktı. "20 dakika ısınma hareketleri yapsın. Sonra bir yoklayacağım. Bakalım gerçekten judoya yeteneği var mı!?"
Aykız sinirlense de, belli etmedi. Hatta üstüne parlayan gözler, meydan okuyan bakışlar ve tebessüm eden dudaklarıyla Mahir'i sinirlendirmeyi başardı.
Mahir'in gülen yüzü solarken, Mihriban ve Aykız kenara ilerledi. Düşük tempoda minderin etrafında 10 tur koştular.
Mola veren çocuklar Aykız ve Mihriban'ı izlerken, Mahir sinirini onlardan çıkarmaya niyetlendi. "Evet? Neden çayıra bırakılan koyunlar gibi yayıldık çocuklar? Kalkın hemen!"
20 dakika boyunca ısınan Aykız, bakışlarını Mahir'den çekmiyordu. İç sesi onun hakkındaki izlenimlerini haykırsa da, Aykız yüzündeki ifadeyi koruyordu.
Şimdiye kadar Mahir hakkında çıkarımları olmuştu elbette.
1. Asabiydi. Karşısındaki çocuklara bağırıp duruyordu.
2. Kibirliydi. Dün akşam onu küçümsemiş, "küçük" demişti!
3. Kendini beğenmişti! Bunu açıklamak için sebebe bile ihtiyacı yoktu. Çünkü her halinden belli ediyordu.
4. İzbandut gibiydi! Ona bakmak için başını kaldırması gerekiyordu!
5. Tabii ki onunla evlenmeyecekti, ama onunla alay ettiği için de intikam almak istiyordu!
Isınma turu bittiğinde, Mihriban abisine baktı. "Isınma bitti abi. Koşuyu da, hareketleri de yaptık."
Mahir önemsizmiş gibi; "İyi. En arkaya geçin ve eş olun. Teknik hareketleri göster ona. Az sonra onu deneyeceğim zaman bana nasıl karşılık vereceğini göster ona.." dedi.
Sözleri biter bitmez karşısındaki öğrenciye rakibini nasıl düşürmesi gerektiğini göstermeye başladı.
Mihriban bir terslik olduğunun farkındaydı. Ama bunu Aykız'ın yanında dile getiremiyordu. O yüzden şimdilik sessiz kalmaya karar verdi. Durumu izleyecek, ona göre bir yargıya varacaktı.
Öndeki yaşı küçük öğrenciler Mahir'in tüm ilgisini alırken, arka taraftaki büyükler kendi halinde çalışıyordu. Mihrban'ın telefonu çalınca Aykız'dan müsaade isteyip gitti.
Aykız ne yapacağını bilemediği sırada, 15 yaşındaki bir ergen Aykız'a yaklaştı. Bir elini kaldırıp havalı saçlarının içinden geçirdi. "İstersen ben sana yardımcı olurum."
Aykız çocuğun küçük olduğunu anlayınca ablalık duyguları kabarıp çocuğa gülümsedi. Fazla özgüvenli ergen, bu gülümsemeyi yanlış anladı. Kahrolasıca aurasına kimse karşı koyamıyordu işte. Artık kendinden yaşça büyük olan kızları da etkiliyordu.
Önce eğilip selam verdiler birbirlerine. "Selamdan sonra rakibini izlemelisin. Boşluğunu bulduğun an yakasına yapışmalı ve onu devirebilecek pozisyona getirmelisin. Bak şimdi takip et beni." diyen çocuk, bir elini Aykız'ın yakasına atıp parmaklarını içe geçirip yakayı sertçe kavradı.
Aykız şok oldu. Ayy resmen yakasına yapışmıştı bu çocuk!
"Ya neden yapıştın yakama!"
Karşısındaki çocuk gülüşüne mani olamadı. Bu kız ondan büyüktü ama, hiç bir şey bilmiyordu. Üstelik şok olmuş ifadesi de oldukça tatlı görünüyordu. İri gözleri kocaman açılmış, çizgi film karakteri gibi görünmesini sağlamıştı.
"İşte seni devirmem lazım yaa! O yüzden yapıştım yakana. Bu arada adın Aykız mı gerçekten?"
Aykız'ın dikkati dağılıp duyguları değişti. İsmini çok seviyor ve beğeniyordu. "Evet. Çok güzel değil mi sence de?"
Çocuk kızın kendini bıraktığını anladığı an, boştaki eliyle onun kolunu tuttu. Yakasındaki eliyle yön verip onu aşağıya doğru çekerken sağ bacağını çelme takar gibi iki bacağının yanına getirip Aykız'ın devrilip yere düşmesine neden oldu.
Bir anda kendini yerde bulan Aykız, şaşkınlığını bir süre üstünden atamadı. Ne olmuştu öyle birden? Demin cilvelenirken şimdi neden salonun tavanıyla bakışıyordu? Bakış açısına çocuk girip tavanla bakışmasını kesti. "Bence de çok güzel."
Aykız'ın kirpikleri kapanıp açıldı. "Ne?"
Çocuk onun elinden tutup yerden kaldırırken; "İsmin diyorum. Bence de çok güzel..." dedi.
Aykız onun bakışlarındaki beğeniyi fark ettiğinde tedirgin oldu. O bir kardeş gibi görmüştü ama, karşısındaki çocuk ona bir abla gibi değil de potansiyel sevgili adayı gibi yürüyordu. Hatta bakışlarına bakılırsa yürümüyor koşuyordu!
Aykız elini hemen geri çekip ensesini kaşıdı. "Sağ ol ablacım." diyerek, çocuğun bozulmasını sağladı.
Tüm bu süre boyunca Mahir kaçamak gözlerle onları izlemişti. Aykız'ın 15 yaşındaki öğrencisinden kısa oluşuna mı gülseydi, yoksa o çocuğa bile karşı koyamayıp devrildiğine mi, bilemedi. Şu an bildiği tek şey, bu kızın onu eğlendirdiğiydi.
Adımları arka tarafa gittiğinde, Aykız onun geldiğini görüp hemen kendine çeki düzen verdi. Mahir çocuğa bakıp; "Sen arkadaşınla çalışmaya devam et." diyerek Aykız'ın karşısında durdu.
"Hala devam etmek istiyor musun küçük?"
Aykız duruşunu hiç bozmadı ama bakışlarını çekip gözlerini devirecek gibi oldu. Anında düzeltip; "Evet hocam. Çok da zor değil gibi görünüyor zaten. Yani bu işin büyük yada küçük olmakla da bir ilgisi yok heralde." diyerek karşılık verdi.
Mahir'in kaşları havalandı. "Öyle mi? O halde sen beni yenip devirebilir misin?"
Aykız alayla gülümserken Mahir'e doğru yaklaştı bir adım. "Siz kalıbınızın adamı değilsiniz bence."
Mahir böyle bir cümle beklemiyordu. Bu yüzden o da bir adım yaklaşıp sesini kıstı ve; "Ne diyorsun kızım sen?" dedi.
Aykız sorgular bir şekilde baktı. "Ne yalan mı? Sen gör ki kaç yıldır yapıyorsun bu sporu. Daha mindere yeni adım atmış bir kıza meydan okuyorsun! Bir de küçük deyip aşağılıyorsun!"
Mahir sinirle yumdu gözlerini. Allah kahretmesindi! Bu kız doğru söylüyordu. Kızla uğraşacam diye saçma sapan işler yapıyordu. Derin bir nefes alıp gözlerini açtı ve Aykız'a baktı.
"Tamam. O zaman şöyle yapalım. Sana karşı koymayacağım, ya da direnmeyeceğim. Sen beni devirebilirsen, yada br ayağımı bile oynatmayı başarırsan; söz artk sana küçük deyip seni küçümsemeyeceğim."
Aykız onun geri adım atışına şaşırdı. Mahir'in yüzünü izlediğinde alay ettiğine dair bir emare göremedi. Bu izbandut ciddiydi demek!
Aykız duruşunu dikleştirip az daha yaklaştı ve kulağına doğru. "O zaman 3 gün ver bana. 3 gün içinde seni yenersem, özür dileyeceksin benden!" dedi.
Aykız'a 'ciddi misin' bakışı atmak için başını çeviren Mahir, bir an öylece kaldı. Saniyelik süren bu yakınlık, ikisini de geri adım atmaya zorladı. Aykız'ın tenini ateş, Mahir'i ise afakanlar basmıştı.
Ne diyeceğini unutan genç adam, durumun garipliğinden ve etkisinden kurtulmak için; "Tamam." demiş bulundu.
Telefonu çoktan kapatan Mihriban, ikisini izlerken gözlerinin açılmasına mani olamadı. Mahir abisi ilk defa bir kızla bu kadar konuşmuş, vakit geçirmiş, yetmezmiş gibi bir de burun buruna gelmişti nerdeyse.
Onun buradaki varlığı, ikisini uzak tutuyordu. O yüzden derhal buradan gitmeli ve Aykız'ı Mahir'e mecbur bırakmalıydı. Çantasını alıp öğrencilerin arasından gizlice salondan çıkıp gitti.
Dayanamamış, bu heyecanını paylaşmak için de Zafer'i aramıştı. Zafer hemen telefonu açıp kulağına yasladı. "Alo?"
Mihriban'ın sesini duymadan renk vermiyordu. Macit de aramış olabilirdi neticede. "Alo aşkım!" diyen sesle, Zafer eriyecek gibi oldu.
"Mihribaaaan!"
"Zafeeeerrr!"
İsimlerini söylerken bile içlerinin eridiği ses tonlarına yansıyordu. Hasretliklerini sessizlikte paylaştıktan sonra, Mihriban kendine geldi.
"Aşkım Mahir abimle bu kızın arası olacak gibi."
Zafer oturduğu yerden kalkıp ayakta dikildi. "Yemin et!"
Mihriban gülümsemesini tutamadı. "Valla bence olacak bunlar."
Zafer merakını bastıramadı. "Ne oldu ki? Mahir çok kararlıydı?"
Mihriban gördüklerini anlattığında, Zafer Mihriban kadar emin olamadı. "Hımmm..."
Mihriban sevgilisinden istediği tepkiyi alamayınca omuzlarını düşürdü. "Yaa olacaklar diyorum aşkım, niye sevinmiyorsun?"
Zafer iç geçirdi. "Yavrum abinde o katır inadı varken, anca kızı kaçırmak için hamle yapıyordur. Anlattıklarından hiç de etkilendiklerini hissetmedim."
Mihriban acaba boşa mı heveslendim diye muallakta kaldı. Yolun ortasında durmuş düşünürken; "O zaman dışardan destek veririz biz de. Sen abimle Aykız hakkında konuş. Ben de Aykız'la abim hakkında konuşmaya çalışayım bakayım."
Zafer başını salladı. "Konuşalım güzelim. Yoksa senin okul bitse de, biz bu gidişle daha çok bekleyeceğiz..."
Onlar telefonda konuşurken, Aykız Mahir'e bu üç günün pazartesi başlayacağını söylemişti. Şu an hiç bir şey bilmeden hamle yaparsa, boşa kürek çekmiş olurdu. O yüzden bugünü es geçmek ve kendi başına hareket çalışmak istediğini söyledi.
Mahir onu onaylayıp yalnız bıraktı. Aykız az önceki çocuğun karşısına geçip dikildi. "Bana bak çocuk! Bana öyle bir şey öğret ki, bu hocayı bile devirebileyim."
Az önce ablacım, şimdi de çocuk denilmesinden dolayı çocuğun tüm egosu sarsılmıştı. Artık Aykız'a yürümesine gerek yoktu. "Sen kırk fırın ekmek yesen de deviremezsin onu. Kaç tane altın madalyası var, haberin bile yok!"
Demin tatlı tatlı bakan çocuk gitmiş, şimdi gıcık bir ergen gelmişti sanki. Aykız bu duruma bozuldu. "Varsa var canım! Elbet onu da deviren biri olmuştur heralde?"
Çocuk alayla güldü. "Tek bir mağlubiyeti bile yok! Sen onu anca rüyanda yenersin abla!"
Aykız'ın burnundan soluyuşu, çocuğun dikkatini çekti. Önüne dönüp diğer arkadaşıyla çalışmaya devam ederken, Aykız dişlerini sıkıyordu.
Rüyaymış! Haahhhh! Sanki rüyasında judo mu yapıyordu ki Mahir!
Kucağına alıp önce yanağını okşamış, sonra da yüzüne doğru yaklaşan yüzüyle; genç kızın her yerini ateş bastırmıştı. Kalbi yerinden çıkacak gibi olmuş, dudaklarına değen yumuşak dudaklarla da aklını yitireceğini sanmıştı.
Heyecandan irkilmiş, daha öpüşme başlamadan da uyanıp kendini yatakta bulmuştu. Bu kısacık değme anı bile, Aykız'ı tepe takla etmişti.
Rüyayı anımsadığı anda yanakları kızarmış, kalbinin atışları hızlanınca da elini kaldırıp kalbine bastırmıştı. Sakinleşmesi ya da yavaşlaması için elini bastırdığı sırada Mahir onu görmüştü.
Alnındaki teri, yanaklarındaki kızıllığı, hızlı soluk alış verişlerini, boş bakan gözlerini ve kalbinin üstüne bastırdığı elini görünce hemen ona doğru ilerledi. Ona bir şey olduğunu sanıyordu.
Kolunu tutup başını eğdi ve Aykız'ın görüş alanına girdi. "İyi misin?"
Aykız anımsadığı rüyadan sonra Mahir'i yakınında görünce yutkunuşuna mani olamadı. Ağzını açıp cevap veremeden, Mahir bir kez daha konuştu. "Bir rahatsızlığın mı var?"
Aykız burnundan sert bir nefes verdi. "Sensin rahatsız!" diyerek hızlı adımlarla soyunma odasına doğru gitti.
Hayret bir şeydi!
Mahir onun arkasından bakarken ne olduğunu anlamadı. Ne olmuştu şimdi bu kıza? Sanki biraz dengesiz miydi neydi?
Aykız soyunma odasının kapısını kapatıp sırtını kapıya yasladı. Elleriyle kendini yelleyip ısınan bedenini soğutmaya çalıştı.
Niye ilgilenmişti ki sanki onunla! Niye o kadar yaklaşıp duruyordu ki yani!
Dudaklarını yalayıp alt dudağını ısırıp bıraktı. Yok yok! Bu işler ona göre değildi. Siktir boktan bir rüya bile onu ne hale getirmişti.
Küçükse küçüktü canım! Allah allah! Elbet 2 metrelik adamın yanında küçük dururdu! Adam haklıydı neticede. O yüzden çekişmenin bir manası yoktu.
Zaten onu beğenmediği de bariz belliydi ki, açık açık alay ediyordu. O yüzden muhtemelen ailesine de evlenmek istemediğini söylerdi. Dolayısıyla intikam alma hırsından vazgeçmeye karar verdi.
Aldığı kararla karman çorman oldu dünyası. Lavaboya girip elini yüzünü yıkadı suyla. Soğuk su beyaz tenini kızartmıştı ama, iyi gelmişti.
Lavabodan çıktığı sırada Mahir'i karşısında gördü. "Ağladın mı sen yoksa?" deyişini alay etmek için dediğini sandı.
Az önce vazgeçmişti Aykız değil mi? Ama şimdi yeniden karar değiştirmiş gibi görünüyordu. Bu adam kimdi ki, Aykız onun için ağlayacaktı?
Eskisinden daha da büyük bir hırsla doldu. Duruşunu dikleştirip elinin içi havaya bakacak şekilde kaldırdı. Mahir'e diktiği bakışlarıyla; "Sen kimsin ki ben senin için ağlayacağım be!" dedi.
Mahir şaşkınca baktı kıza. Onun için neden ağlasındı ki? Kötü olduğu için gidince, sonra da yüzünün kızardığını görünce ağladığını sanmıştı. Bir yeri ağrıyor ya da kendini kötü hissettiği için ağlamış olabileceğini düşünmüştü.
Aykız'ın arkasından bakarken onun; "Hayret bir şey yaa!" deyişiyle kaşlarını çattı.
"Akıllısı bizi bulmaz, delisi dibimizden ayrılmaz!"
.
.
.
.
Devam edecek...