Bölüm 9: Motivasyon

679 Words
Okulun koridorlarında sınavların yaklaşan gölgesi her köşeye sinmişti. Sınıflar sessiz, öğrenciler gergindi; herkes elinden geldiğince derslere asılmış, son bir gayretle notlarını yükseltmeye çalışıyordu. Kütüphane tıklım tıklım doluydu, kantinde bile konuşmaların yerini kitap sayfalarının hışırtısı almıştı. Ama bu yoğunluğun ve stresin tam ortasında, Melis için zaman durmuş gibiydi. Eskiden büyük bir hevesle çalıştığı tarih kitapları bile artık masasının üzerinde tozlanmaya başlamıştı. Sınıfta anlatılan hiçbir şey ona önemli gelmiyordu. Hocaların sesi, kulağında boğuk bir uğultuya dönüşüyor, dersler sadece bitmesi gereken anlamsız saatler gibi geçiyordu. “Ne önemi var ki?” diye düşünüyordu sık sık. “Babamla görüşüp, ona aldığım notları gösteremeyeceksem, onu görmeye bile gidemeyeceksem, bütün bunların ne önemi var ki?" Babasına duyduğu özlem, içini kemiren bir boşluk yaratmıştı. Umutsuzluk, sessizce içini sarmış, sevdiği her şeyin tadını kaçırmıştı. Bunu fark edenlerden biri de Zeki Hoca olmuştu. Zeki Hoca, ders sırasında her zamanki gibi sınıfa odaklanmaya çalışıyordu ama Melis’in dalgın bakışları, defterine bir kez bile kalem değdirmemesi gözünden kaçmamıştı. O, derslere katılan, sorulara içtenlikle cevap veren Melis gitmiş; yerini yorgun, umursamaz bir genç kıza bırakmıştı. O gün ders bitiminde sınıfın çıkış zili çaldığında, öğrenciler kitaplarını hızlıca toplayıp dışarı fırlamaya başladığında, Melis de çantasını yavaşça sırtına geçirip çıkmak üzereyken, Zeki Hoca’nın sesiyle irkildi. “Melis, bir dakika.” Melis'in kalbi, ismini Zeki hocanın ağzından duymanın heyecanıyla deli gibi atmaya başladı. Arkasını döndü. Zeki Hoca’nın bakışları yumuşaktı ama altında bir sorgulama vardı. “Kantine gidip bize iki çay al, sonra da biraz oturalım, olur mu?” Bir an duraksadı. Sınıfta yankılanan bu teklif, diğer kızların anında dikkatini çekmişti. Kıskanç ve meraklı bakışlar, ok gibi Melis’e saplandı. Fısıltılar hemen başlamıştı: “Niye onu çağırdı ki?” Melis’in yanakları bir an ısındı. İçinde garip bir his kıpırdadı; bir heyecan, bir utangaçlık… ama aynı zamanda Zeki Hoca’nın onunla özel olarak konuşmak istemesi, üzerine düşen ilgiyi hissettirdi ve bu, beklenmedik şekilde onu biraz olsun iyi hissettirdi. Kısa bir “Tamam,” diyerek kantine yöneldi. Adımlarını hızlandırırken, diğer kızların bakışlarından kaçmak istercesine yürüyordu. Çayları alırken bile kalbinin biraz daha hızlı çarptığını hissetti. Kantinden çıktığında, Zeki Hoca bahçede köşedeki bir masada onu bekliyordu. Masanın üstü boştu; sadece önemsiz bir iki kitap ve notlar dağınık bir şekilde duruyordu. Melis çayları masaya bırakıp karşısına oturdu. Zeki Hoca, ona uzun uzun baktı. Gözlerinde yargılayıcı bir bakış yoktu, aksine derin bir anlayış ve merak vardı. “Son zamanlarda dalgınsın,” dedi, sözlerine doğrudan ama yumuşak bir tonla başladı. “Sadece derslerde değil… Sanki artık hiçbir şey umurunda değilmiş gibi. Ne zamandır tarih kitaplarını bile açmadığını fark ettim.” Melis, başını eğdi. Çayın üstünden yükselen buharı izlemek, göz teması kurmaktan daha kolaydı. “Bilmiyorum hocam...” dedi sessizce. “Sadece... içimden gelmiyor.” Zeki Hoca bir süre sessiz kaldı, sonra çayından bir yudum aldı. “Bazen insanın içinden hiçbir şey gelmez,” dedi. “Sanki ne yaparsan yap, bir anlamı olmayacakmış gibi gelir. Ama Melis, kendini tamamen bırakmak... Bu bir çözüm değil.” Melis, dudaklarını ısırdı. “Sanki her şey üstüme geliyor hocam. Babamı aylarca göremedim, yaz tatili için bile vize alamadım. Ne yaparsam yapayım, hiçbir şeyi değiştiremiyorum.” Zeki Hoca, derin bir nefes aldı. Gözleri ciddi ve düşünceliydi. “Bazı şeyleri değiştiremeyiz, evet. Ama bazılarını değiştirebiliriz,” dedi. “Senin gibi zeki ve güçlü birinin böyle pes etmesi... Bu, benim tanıdığım Melis’e hiç benzemiyor.” Bu sözler Melis’in içini acıttı ama aynı zamanda onu bir nebze olsun sarstı. Gözleri dolduğunu hissetti ama kendini tutmaya çalıştı. Zeki Hoca, çayından bir yudum daha aldıktan sonra, ciddi bir ifadeyle konuştu. “Anlamı, bazen biz yaratırız. Küçük bir adım atmak bile büyük bir fark yaratabilir. En sevdiğin dersten başla. Tarihten… Sadece bir konu aç. Sadece bir sayfa oku. Zorlamadan. Belki o zaman, içindeki o eski Melis’i yeniden bulursun.” Melis, sessizce başını salladı. Çayını eline aldı ama içmedi. Zeki Hoca’nın sözleri, zihninde yankılanıyordu. Küçük bir adım... Belki gerçekten de sadece bir başlangıç yapması gerekiyordu. Sınavlar yaklaşırken, belki hâlâ bir şeyler yapabilirdi. O sırada Zeki Hoca hafifçe gülümsedi. “Sana güveniyorum, Melis. Sen de kendine biraz güven, olur mu?” Melis ilk kez, içten gelen küçük bir gülümsemeyle başını salladı. Belki de her şey gerçekten küçücük bir adımla başlayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD