Zeki, o gece Melis’in evinden ayrılırken hava keskin bir yaz serinliği taşıyordu. Soğuk, tenine dokunduğunda ayıltıcı bir etki yapmıştı, ama zihnindeki karmaşayı dindirecek kadar güçlü değildi. Şarap hâlâ damarlarında dolaşıyor, bedenini sıcak bir sersemliği sürüklüyordu. Ama içindeki duygu fırtınası… O, içkiyle ya da soğukla bastırılamayacak kadar güçlüydü. Adımları ağırdı, sanki her adımda yaşadığı gecenin yükünü biraz daha sırtına alıyordu. Bir yandan, Melis’in dokunuşu, sesi, o özgüvenle parlayan bakışları zihninde yankılanıyordu. Aldığı zevk, baş döndürücüydü. Yaşadığı şey, öylesine gerçek, öylesine yoğundu ki, bir an için tüm dünya sadece Melis'ten ibaret olmuştu. Ama… Her güzel anının ardından, vicdanı zehirli bir yılan gibi başını kaldırıyor, dişlerini beynine saplıyordu.

