8.bölüm

3210 Words
Keyifli okumalar... Burnuma artık aşinası olduğum o koku dolarken omzumdaki kol beni biraz daha kendine çekti ve sıktı. Aklıma gelen kızlarla olan pijama partisinden omzumdaki eli açıklığa kavuşturuyor. Ama asıl sorun koku... Bu kokunun benim odamda ne işi olduğu. Birden aklıma benim odamdaki yataktan düştüğüm geldi. Sonra uyandığım, sonra kalktığım, sonra odadan çıktığım, sonra Can'ın odasına girdiğim, sonra şarkı söylediğim, sonra... "Hii! gitti namus!" diyen sesle düşüncelerim yarım kaldı ve gözlerimi açtığımda, kafamın birisinin boynunda olduğunu gördüm. Sonra elimi bu birinin beline sardığımı fark ettim. Ve bu biri kolunu başımın altından geçirerek omzuma sarılmış. Ama sorun şu ki bu sarmaş dolaş olduğum kişi yağmur yağarken oluşan toprak kokusu gibi. Buda Can olduğu anlamına geliyor. Farkettiği bu gerçekle aniden yataktan fırladım. Ve Fadime Teyze ile göz göze geldim. Şuan yatakta çıplak basılmışım hissine kapılırken aslında öyle olmadığını tabi ki biliyorum. "Ne yapıyorsunuz siz burada?" diye kızarak konuşan Fadime Teyzenin yanına koştum. Aslında yakından bakınca hiçte kızgın gibi durmuyordu. Daha çok kızmaya çalışıyor gibiydi. "Fadime gece zorla koynuma girdi namusumu kirletti bu bakıcı!" dedi bana dedi. Resmen benim kızlara yaptığımı şimdi bana yapıyordu. Hayretle bakakaldığım Can'dan bakışlarımı çekip Fadime Teyzeye baktım. "Yalan valla yalan Fadime Teyze. Gece ben salonda uyumak için kalkmıştım. Ama buranın kapısının açık olduğunu görünce buraya girdim." dedim "Niye salonda yatacaktın ki?" diye sordu pislik Can "Sen konuşma pis iftiracı, resmen beni neyle suçluyor!" diye ağlamaklı bir sesle konuştum. Şuan iftiraya uğradığım için, sanırım yıllardır ağlamamak kuralım bozulacaktı. "Niye salona yatacaktın?" diyen bu defa Fadime Teyzeydi. "Kızlarla yatağa sığamadık bende yere düşünce salona geçmeye karar verdim. Can o sırada uyanıktı, onunla biraz konuşunca uykum iyice bastırmış olacak ki, uyumuşum. Gerçekten isteyerek olmadı!" dedim bu defa inanması için, yalvarır bir şekilde. "Tamam kızım anladım." dedi ve odadan çıktı. Ölümcül bakışlarım ve ben Can'a döndük. Elime aldığım yastıkla kafasına vurmaya başladım ama farkettiğim şeyle durdum. Gülüyordu... Hem de bayağı gülüyordu! "Gülüyorsun inanamıyorum!" dedim. "Dün çok ısrar ettin bende bi deneyim dedim. Gerçi sen gözlerimi açmam için öpmüştün." dedi. Utanmaz bir şekilde omuz silktim. Sonuçta bir adım da olsa ilerlemiştim. "Seninde dediğin gibi gözlerini öptüm. Bu durumda gözlerini açman gerekir." "Ne yani şuan gözlerimi açsaydım ama gülmeseydim gülmem içinde dudağımı mı öpecektin?" dediğinde elimdeki yastığı öyle bir vurdum ki yatakta oturan Can sağ tarafına doğru yatmış oldu. Bide 'ahh' diye acıdan inlemesi içimin yağlarını eritti. Zaten gözlerini ne demeye öptüysem?! Bide dudak diyor ya! "Ne halin varsa gör Can! Öl tamam mı?! Geber!" dedim yastığı da suratına atarak çıktım odadan. Tabi Can Bey'in kahkahası eşliğinde. Ne kadar kızsamda dediklerimi yapmaya başlaması beni mutlu etti yani sırada ya gözlerini açacak yada yürüyecek. Aptal gibi sırıtarak odama girdiğimde kızların yarısı uyanmıştı. Sude bana bakmaya başladı. "Ne diye aptal aşık gibi sırıtıyorsun?" dediğinde göz devirerek cevap verdim. "Ha he, aşık oldum ya ondandır!" "İyi be birşey demedim!" "Birşey deme zaten yenge!" dediğimde gözlerini devirdi ve yanında uyuyan Tuğçe'ye tekme atarak uyandırdı. O tekmeyi ben yemişim kadar oldu ki, zaten bana olan hırsından o tekmeyi attı. "Kahvaltı hazırlamaya gidiyorum hadi hazırlanıp gelin!" dedim ve odadan çıkıp mutfağa girdim... *** Saraylara layık olan bu kahvaltı masasını hayranlıkla süzdükten sonra bakışlarımı mutfak kapısından içeri girenlere yönelttim. Kızlar içeri girerken bende çıkmak için adımladım tabi ki kızların iltifatlarıyla birlikte. Can'ın odasına girerek yanına ilerledim. "Kahvaltı zamanı, Can Bey." dedim ciddi ifademle. "Ne o kızgın mısın, Bayan Bakıcı?" "Yo hayır kızgın olmam için bir sebep olmalı ortada. Değil mi, Can Bey!" "Öyleyse neden Bey diyorsun?" "Evet tabi ki sana kızgınım birşey demeye ve yapmaya gelmeden alay konusu oluyorum altı yaşındaki bir çocuğa!" dedim sinirle, sandalyesinde pencerenin önünde oturan Can'a "Demek bir yaş büyüdüm!" "Evet sonuçta laf dinlemeye başladın, buda demek oluyor ki artık büyüyorsun." dediğimde bariz şekilde kızdı. Sonrada kulağına eğilerek fısıldadım. "Nasıl oluyormuş, Can Bey?!" Sandalyesinden tutup mutfağa ilerledim. "Nereye gidiyoruz? Odamda yemeyecek miyiz?" diye sordu. "Hayır, ben kızlarla birlikte yiyeceğim. Normal olarak sende benimle yediğin için kızların yanına geleceksin." dedim ve mutfağa girdim. "Kızlar tanıştırıyım Can, Can karşında beş tane kız arkadaşım var İlayda, Sude ve ben sekiz yıldır arkadaşız. Nehir ve Suzan'la dört, son olarak ta Tuğce'yle iki yıldır. Hepsi de benim en yakınım." dedim kızlar Can'ı alıcı gözüyle bayağı süzerlerken. "Hadi herkes masaya diyerek Can'ı yerine kaktım ve yanına oturdum. Kızlarda yerleşince çayları döküp yemek yemeye başladım. Tabiki Can'a yedirmeyi ihmal etmeden. Kızların imalı bakışlarını umursamadan tost ekmeğine sürdüğüm reçeli Can'a verdim. Kendime de aynısını yaparak yedim. Önce bir şıngırtı ardından elimde sıcak hissettiğimde çayın döküldüğünü anlamak zor olmadı. Hemen yerimden kalkararak Can'ı geri çektim. Fakat çay zaten tamamen elime döküldüğü halde, Can'a bir şey olmamıştı. O an fark ettim ki elim bayağı yanıyor. Can kendini suçlu hissetmemesi için ses çıkarmadım. Kızlar bana 'bir şeyin var mı?' dercesine bakarlarken sadece onlara gülümsedim. "İyi misin?" diye sordu Can. "Evet, yok bir şeyim. Sen iyi misin? Bir yerin yandı mı?" "Hayır yanmadı." dediğimde tezgah dolabından aldığım bezle masayı sildim. "Hiii! Elin, elin yanmış" diyen Sude'nin kafasına bezi fırlatarak susturdum. Ama bunu Can tabi ki duyunca azarlarlar bir şekilde konuşmaya başladı. "Canın çok acıyor mu? Neden birşey olmadı diyorsun?" "Önemli değil krem sürünce geçer." dedim rahatlatmak için. Ama aslında baya acıyordu. Buzluğu açarak bir parça buzu yanığa tuttum. O sırada mutfağa giren Fadime Teyzeyi gördüm. "Yanık kremi var mı?" diye sordum. "Var. Da ne oldu?" diye sorduğunda elimi gösterdim. "Elim birazcık yandı da, onun için istiyorum." dedim. Endişeli gözlerle beni süzdü önce, sonrada yüksek dolaptan bir tanesinden krem çıkardı. Tam elime alacağı sırada İlayda kaptı. Kremin içini dışını inceledikten sonra bana uzattı. "Tamam kullanılabilir." dedi doktor edasıyla. "Hii! Staj saatim gelmiş. Ben gidiyorum sonra konuşalım." dedi ve evden ışınlandı... *** Kızların imalı lafları ve kıkırdamalarıyla evden gönderdikten sonra Can ve Fadime Teyze ile başbaşa kaldım. Can'dan izin isteyerek kendi odama geçtim ve Sevim Teyzenin numarasını bulup aradım. Aklımdaki bu plan işe yararsa hem istenmeyen damattan kurtulucağım hem de Sude, yengem resmi olarak aileye katılacak. Sevim Teyze ile yaptığım hararetli konuşmanın sonunda kazanan ben, abime ve Sude'ye mesaj attı. İletilen: Abimmm 'Abilerin bir tanesi, seni nokta parkın orada bekliyorum. Sude ile ilgili çook önemli bir konu...' Gönderilen: Sude'mmm 'Kuşum ananla konuştum, hemen nokta parkın oraya gel konuşalım...' Attığım mesajlara tamam cevabını aldıktan sonra çantamı alarak Can'ın yanına gittim. "Önce abimle buluşucağım sonrada dersim var. Haberin olsun çıkıyorum." diyerek vereceği cevabı beklemeye başladım. "Tamam, iyi dersler." dediğinde gülümseyerek çıkıyordum ki "Canın çok acıyor mu?" diye sormasıyla durdum. "Hayır inan bana çok acımıyor, hem buz tuttum, hem de krem sürdüm. Yani kızarıklığı da bir kaç güne geçer." dedim. Kafasıyla beni onaylayınca odadan çıktım. Mert ile birlikte arabaya binerek yola çıktık. Birden aklıma gece gördüğüm rüya yani kabus geldi. Kimdi o çocuk? Peki gölgesi neden kendinden büyüktü? Küçük bir çocuk neden kendini atar ki? Sorular beyninde dolaştıkça içimi kötü bir ürperti sarıyor. Çok korkunçtu hem onun hem de benim düşüşüm. Düşündükçe daha kötü oluyorum. Peki daha önceki gördüğüm rüyalar Can'ın elleri yüzümde dolaşması ve o öpücük... Bana bu rüyalar, neden hep bağlantılıymış gibi geliyor? Düşüncelerimin arasından fakülteye geldiğimizi Mert'in bana seslenmesiyle anladım. Arabadan inerek fakültenin yakınındaki nokta parka gitmek için ilerledim. Parka gittiğimde Sude'nin beni beklediğini gördüm. Hızlıca yanına ilerledim müthiş sırıtışım eşliğinde. Endişeyle bana bakarken ben de abiim geliyor mu, diye bakınıyordum. "Çatlatma da anlat işte ne oldu?" diye sabırsızca sordu arkadaşım. Cevap vermek için ağzımı açmıştım abimin sesini duyarak vazgeçtim. "Sude'ye ne oldu? Kötü bir şey mi var?" İkisi de önce birbirine sonrada bana bakmaya başladılar. At kuyruğu olarak topladığım saçlarımı sallandıra sallandıra kenardaki banka oturdum. Sonra derince nefes alarak anlatmaya başladım. "Abi, Sevim Teyze Sude'ye talip bulmuş evlendirecekmiş okulu bitince." dediğim an Sude'nin ateş saçan gözleri beni, abiminkisi ise Sude'yi delip geçiyordu. "Sonra ben bir yol düşündüm ve Sevim Teyzeyi aradım. Dedim ki, 'Sevim teyze Allah'ın emri, peygamberin kavli ile kendime yengem olarak abime de gelin olarak en yakın arkadaşım Sude'yi istiyorum. Sen ne dersin bilmem ama bunların ikisi birbirlerine aşık olmuşlar.' dedim. Sevim Teyze de, 'Benim verilmiş sözüm var olmaz!' dedi. Bende dedim ki, 'O sözü sen vermişsin Sude abime verdi. Biz sadece büyüklerinde haberi olsun dedik. Sude üzgün olduğu için size ben söyledim.' dedim. Sevim teyze de, 'Olmaz öyle! Söz sözdür!' dedi. Bende, 'O zaman yengemi kaçırırım! Ve bilirsin ki dediğimi yaparım!' dediğimde, 'Tamam ben konuşurum buradakilerle ama ne olursa olsun kızımla konuşmalıyım.' dedi. Bende, 'Tamam Sevim teyzeciğim. Ben Sude'ye haber veririm şuan yanımda değil en geç iki saate arar, siz merak etmeyin. Abim onu çok mutlu edecek.' dedim." dedim ve derin bir oh çektim. Ne konuştum be! Abim bu defa aşkla bakan gözlerini Sude'ye çevirdi. Sude ise dudaklarını kemirmekle meşguldü. "Sen beni seviyon mu?" dedi abim kıroca diliyle. Hâlâ ayakta dikilen çifte kumruları izliyordum. Sude bakışlarını kaçırmaya tam gaz devam ederken konuşmak için ağzını açtı. "Şey... ben... yani... şey oldu..." derken telefonu çalmaya başladı. Yağmurdan kaçmış gibi sevinerek telefonu eline alan Sude bu defa doluya tutulduğunu farketti. Sevim Teyzenin aramasını açmaya niyeti olmayan Sude'nin elinden telefonunu alarak hoparlör eşliğinde açtım. "Kızım nasılsın?" diye sordu yumuşacık sesiyle annesi. Sude sinirle telefonunu elimden aldı. "İ-iyiyim annecim s-sen nasılsın?" diye kekeleyerek annesinin sorusuna cevap verdi. "Kızım iyiyim de, sen Sinan'ı mı seviyorsun?" diye sordu. Normal olarak abim yanında olduğu için cevap veremedi. "Buradaki evlilikten kaçmak için yalan mı söylüyorsun yoksa?" dedi biraz sesini yükselterek. Sude dehşete düşmüş ifadesiyle gözlerini büyüttü. "Hayır anne yalan söylemiyorum! Sinan'ı seviyorum." dedi ve söylediği şeyin farkına varınca gözlerini kapayarak arkasını döndü. Ben kıkırdadım abim ise otuz iki diş sırıttı. "Peki öyleyse yakın vakitte gelip istesin seni." dedi. "Ama anne oku..."lum daha bitmedi' diyemeden suratına kapatılan telefona baktı. Telefonla olan bakışmasını abimin kolundan tutup ağaçların arasına çekiştirmesiyle bitti. Ah ben olmasam ne yapardı bunlar?... Geçen on beş dakikanın sonunda artık sıkılıp oflamaya başladım. Ne yapmaya gittilerse bir türlü gelemediler. Bi anda aklıma gelen şeyle gözlerim dehşetle açıldı. Ya abim nikah kıydırmaya gittiyse? Yapar mı acaba? Deli bu adam, yapar mı yapar! Of yaa... derken karşıdan el ele gelen taze aşıkları gördüm. Abim kızın elini tutmuş önden pişmiş kelle gibi sırıtarak geliyordu. Sude ise başını öne eğmiş suratı görünmüyordu. "Ya nerdesiniz siz? Bir saat oldu gideli. Gittiğinizden beri sizi bekliyorum." dedim atarlanarak. Pişmiş kelle sırıtan abim konuşmak için ilk hamleyi yapan oldu. "Gittiğimizde beri evlenme teklifimi kabul etsin diye dil döküyorum, ama kabul etmiyordu. Ama o kabul etmek için başka bir şey istiyormuş." dedi ve mümkünmüş gibi daha da sırıttı. Ben kaşlarımı çatarken Sude abimin bacağına tekme geçirdi. "Abi naptın gızaa?! Zorla nikah mı kıydın? Hemi de bensiz öyle? Yaktım çıranı şindi." dediğim sırada Sude kafasını kaldırdı. Yüzünde bi tuhaflık vardı ama ne? Kızarık yanaklar? Hayır abimin yanında utanması normal. Kaşları, gözleri, burnu da aynı dudakları kızarmış birazda şişmiş. Sabah sürülmüş olan pembe dudak kremi de silinmiş gibi sanki. Anlamaz gözlerle abimin de kızarmış ve bir parça pembe krem sürülmüş dudağını gördüğümde, beyninde çakan şimşeklerime, köşeli jetonumun sesi de eşlik etti. Şaşkınlıkla ellerimi ağzıma kapatırken gözlerimi kocaman büyüttüm. Anladığımı anlayan Sude utançtan daha bi kızardı ve gözlerini kaçırdı. Bu defa gözlerimi kısarak Sude'nin kolundan tutup çektim. Ardından arkamı dönmüş giderken abime seslendim. "Ağzını sil ağzını, arsız abi!" *** "Vay be abime bak sen demek aynı odun gibi evlenme teklifi etti." "Aynen öyle, önce okulum var dedim, dinlemedi. Sonrada..." "Sonrada yapıştı dudağına!" dedim Sude'ye ve gülmeye başladım. Önce koluma vurdu sonrada bakışlarını ellerine indirip tırnaklarıyla oynadı. "Sussana ya, niye gülüyorsun? Gülme komşuna gelir başına!" dediğinde kendimi frenlemeye çalıştım. Sonunda durulduğumda bana kaş göz işareti yapan arkadaşıma boş gözlerle baktım. Sürekli aynı yeri işaret ettiğini anlayınca gösterdiği yere yani sağıma döndüm. Dirseği masaya dayalı, eli yanağında, direk olarak bana bakan bir şahsiyetle karşılaştım. Koray aynı bölümde okuyan bir arkadaş. Arada konuşuyor olsakta, samimiyetliğimiz olmadığından fazla görüşmüyoruz. 'Ne var' der gibi kafamı sallayıp gözlerimi kıstım. Öyle bir dalmış ki hiç bir tepki vermedi. "Güzelliğine öyle bir dalmış ki boğuluyor galiba, gitte suni tenefüs yap kendine gelsin." diyen Sude'nin koluna çimdik atınca sustu. Ben önüme dönerken Koray'da yanındaki arkadaşının seslenmesiyle kendine gelip hararetli bir şekilde konuşmaya başladılar. Bende önüme dönüp test çözmeye başladım. Konuşmadan test çözen bizi omzumdaki el bozdu. Dönüp baktığımda Koray'ı gördüm. "Biraz konuşalım mı?" diye sorduğunda kalemimi araya koyarak test kitabını kapattım. "Tabi, otur." "Şey, bahçede başbaşa konuşabilir miyiz?" Sude'ye baktığımda imalı bir şekilde bakıyordu. "Tamam ama fazla zamanım yok, derse girmem gerekiyor." dedim ayaklanırken. "Tamam çok hızlı olacağım!" dedi ve çıkışa yürüdü. Peşinden ilerleyip bahçeye kadar yürüdük. Sonunda durduğunda konuşmaya başlamasını bekledim. "Levlâ ben, ben senden hoşlanıyorum. Denemek istiyorum seninle, kabul eder misin?" dedi sonunda konuşabildiğin de öyle birden bire pat diye. Ağzımı açıp konuşacağım sırada elimi tuttu. Elimi hemen çekip konuşmaya başladım. "Üzgünüm ama olmaz!" dedim kısa ve öz bir şekilde. Arkamı dönüp gidecekken kolumu tuttu. "Duyduklarım doğru değil mi? Salih ile sevgilisin!" "Bence herkesin her dediğine inanmamalısın!" dedim hırsla ve içeri girdim. Sude'yi bıraktığım masada hâlâ oturuyordu. "Sude hadi derse girelim!" diye cırladım kantinin girişinden, ortasına. Sude hemen ayaklanarak yanıma geldi. Tabi ki sorularıyla beraber. "Noldu? Ne dedi? Sana yürüdü mü? Ay ne susuyorsun?! Konuşsana!" dedi. "Benden hoşlanıyormuş ve benimle denemek istiyormuş. Bende kabul etmedim." "Yaa neden etmedin ki?" göz devirerek konuşmaya başladım. "Okulum bitine kadar sevgili olayından uzak durduğumu biliyorsun." "Belki de kalbinde başkası vardır." dediğinde durup ona baktım. "Kalbimde olan birini nerden çıkardın? Bugüne kadar yoktu hâlâ da yok!" "Ne biliyim? Şimdi Can yakışıklı ve tatlı, iyi anlaşıyorsunuz, ayrıca yakışıyorsunuz da, sürekli dip dib..." "Yeter ya saçmalama! Ben ona bakıyorum, yani bakıcıyım." dedim lafını keserek. "Bir bakıcı olarak fazla endişeleniyorsun sanki?" of'layarak baktım Sude'ye "İstediğin şekilde düşünebilirsin!" dediğimde sırttı. "Ağabeyim seni öpünce beynin kısa devre yapmış olmalı." dedim şeytanlık olsun diye. Bu defa da o somurttu ben sırıttım... *** Şebeği özlediğim için ders çıkışı önce Salih ile konuşup sonrada Sude'lerin kaldığı eve geldim. Şebek bizim geldiğimizi duyunca içerdeki odalardan birinde havlayarak gelip ayağımızda dolaşmaya başladı. Bu tatlılığı kucağına aldım. Ben severken Sude mama kabını doldurmakla meşguldü. "Ee düğün ne zaman?" diye takılmaya başladım sevgili yengeciğime. "Çıkmaz ayın son perşembesi diyoruz. Sence de uygun mu?!" dedi göz devirerek. "Yok çok var ona. Önümüzdeki ay mı yapmak acaba?" dedim sırıtarak. "Sinan'a kalsa düğün haftaya nikah bugün." dediğinde gülmemek elde değildi. Kafama yastık atmayı planlayan yengeme kucağındaki Şebeği göstererek vazgeçirttim. "Şaka bi yana da Sinan isteme olayını hemen halledelim diyor. Bi türlü ikna olmadı." dedi "Ağabeyim seni ikna etmek için değişik yöntemler kullanmış sende bi denemelisin bence. Belki bu sayede hala olurum. Ay heyecan yaptım şimdi!" dediğimde savunmaya geçemeden kafama bir...iki...üç...dörtten sonra saymayı bıraktığım kadar yastık darbesi yedim. Şebek ağlayarak kucağımdan inip bizden uzaklaştı. Haklı tabi ben olsam bende kaçarım da... Aldığım darbeler sonucu bir baş ağrısı ile savaşa girmiş bulunuyorum. Tuğçe'nin eve gelmesiyle ayaklanarak çantamı aldım. "Ben eve gidiyorum sonra görüşürüz." diye bağırıp kapıyı açtım. Sude mutfaktan, Tuğçe odadan koşarak geldi ve vedalaştık. Eve geldiğimde kapısıyı açanın Nergis Abla olduğunu görünce şaşırmadan edemedim. Kapıya yaslandı ve avcunda ki anahtarı sallayarak gösterdi. Saf saf bi anahtara, bi de Nergis Ablaya baktım. "Bu kimin Nergis Abla?" diye sordum. Başta 'bu ne?' diye sormak istesemde anahtar olduğunu bildiğim için vazgeçtim. "Senin tatlım." dedi tüm sıcaklığıyla gülümseyerek. Şaşkınlıkla ağzımı açtım. "Peki nerenin?" "Buranın." dedi ve yalandan olduğu bir şekilde kaşlarını çattı. "Kapını açmak için her zaman müsait olamayabiliriz. Bu yüzden sana da bu evin anahtarından yaptırdım." dedi ve anahtarı bana doğru attı. Refleks olarak yakalayıp Nergis Ablaya baktığımda çoktan gitmiş olduğunu gördüm. Anahtara tekrar baktığımda bir an için kendimi evin sahiplerinden biriymiş gibi hissettim, ama sadece bir an için... Can'ın odasına girdiğimde yatağının başlığına yaslanmış şekilde mp3 çalarıyla müzik dinlerken gördüm. Sessizce yanına ilerledim ve kulaklığın birini alarak kendime taktım. Ne yani, ne dinlediğini merak ettim sadece! "Bana öyle yaklaşma, bana öyle dokunma..." diye giden şarkıyı, Can konuşarak bozdu. "Ne yapıyorsun Levlâ?" "Hiiiç! Ne dinlediğini merak ettim sadece!" dedim ve çantamı yatağın kenarına bırakarak yanına oturdum. "Ne zaman geldin?" diye sordu kulaklığını çıkarırken. "Şimdi geldim." dedim ve hâlâ kapalı olan gözlerine bakarak konuştum. "Gözlerini ne zaman açacaksın?" diye sorduğumda sırıttı hem de gamzeleriyle birlikte. "Dudağımdan ne zaman öpersen o zaman açacağım." dediğinde ağzına vurmamak için zor tuttum kendimi. "Ha ha çok komiksin sen ama bir daha espiri yapma. Alerjim var kaşıntı yapıyor Can'ım (!)" dedim son cümlemi kısık sesle ona doğru eğilirken. Ağzını açıp bir şey diyeceği sırada konuyu değiştirmek için, "Birlikte dinleyelim mi?" diye bir soru sormuş bulundum ardından kendime içten içe sövdüm elbette. "Olabilir." dedi! Bana olabilir dedi. Ardından yanağındaki o çukuru sergileyerek gülümsedi. "Sanki bana yakın olmak için uğraşıyor gibisin. Yoksa benden hoşlanıyor musun?" diye eklediğinde alayla konuştum. "Evet Can ölüyorum aşkından, bitiyorum. Hatta gecede senin yanında bilerek uyumuş gibi yaptım." Mümkünmüş gibi gamzeleri biraz daha derinleşerek sırıttı. Bu durum da benim yutkunmama sebep olmuş olabilir, ama azıcık ucundan. "Az öncede 'Can'ım' dedin zaten yani benden hoşlandığını anlamamak zor." dedi resmen dalga konusu yaparak. "Evet haklısın, bu yüzden daha fazla yanında duramayacağım gidiyorum." dedim yataktan kalkmaya çalışırken. Tam kalktığımı sırada bileğime yapışan elle durmak zorunda kaldım. "Tamam ya, şaka yaptım. Hadi gel dinleyelim şarkıyı." dediğinde bir bileğime yapışan ele, bir de Can'a baktım. "Öylesine söylemiştim zaten boşver." dedim bırakmasını beklerken. Ama beklediğim olmadığı gibi birde çekiştirip yanına oturttu. "Ama ben öylesine demedim." diyerek kolumu bıraktı ve kulağıma takabilmem için kulaklığın tekini uzattı. Bir süre baktıktan sonra yanına biraz daha yaklaşıp kulağıma taktım. Can da kulağına taktı ve az önce dinlediği şarkıyı başa alarak dinlemeye başladık {Teoman - İrem Canda ~ Bana Öyle Bakma} "Bana öyle bakma, anlayacaklar İkimize karşı bu dünya, bizi anlamayacaklar Bana öyle yaklaşma, Bana öyle dokunma, İkimize karşı bu dünya, bizi anlamayacaklar. Bu hayatta bizi böyle yakamızdan tutacaksa Hadi böyle, yaşa derken kalbimize sormuş mu? Bu hayatta, bizi böyle yakamızdan tutacaksa Hadi böyle, yaşa derken kalbimize sormuş mu? Benimle böyle konuşma, Kapılarını kapatma, İkimize karşı bi dünya, bizi anlamayacaklar. Beni aşkla aldatma, Gerçekleri kapatma, Böyle kırıkta bakma, Beni daha da ağlatma, Bu hayatta, bizi böyle yakamızdan tutacaksa Hadi böyle, yaşa derken kalbimize sormuş mu? Bu hayatta, bizi böyle yakamızdan tutacaksa Hadi böyle, yaşa derken kalbimize sormuş mu?"... Şarkı böyle sürüp giderken kafamı ne zaman koyduğumu bilmediğim Can'ın omzunda gözlerim karanlığa esir olmaya başladı. Yorgun olmadığım halde uykumun gelme sebebi 'Bir: Bu duygusal şarkı İki: Can'ın kokusu Üç: Bol kemikli sert omzunun bu kadar rahat ve huzur veriyor olması' Bu maddeleri bir kaç kez gözden geçirdikten sonra kesinleştirdim ve onayladım. Ne kadar uyumamak için dirensemde, zaferi uykuya verdim. *** Kıkırtı sesleriyle uykumun en nadide zamanında nazikçe limon sıkan şahsiyetin kim olduğunu merak ettim ve gözlerimi biraz uğraşarak, birazda zorlayarak araladım. Nergis Ablanın bana gülümseyerek hatta kıkırdayarak baktığını gördüm. Başının üzerindeki baskı ile birlikte burnuma dolan tanıdık kokuyla nerde olduğumu anlamış ve kafamı duvarlara vurmamak için zor tutmuştum kendimi. Aniden ayağa kalkarak gözlerimi kırpıştırdım. Tabi sessizce küfür eden Can'ı duyamamak mümkün değildi. Sanırım o da benim gibi uyumuştu ve benim sayemde hızlı bir şekilde uyandırılmıştı. "Nergis Abla birlikte müzik dinliyorduk biz. Nasıl olduysa uyuyakalmışım. Özür dilerim." dedim aslında kızgın olması gereken ama bu durumdan oldukça mutlu olan Nergis Ablaya. Kendini birazcık ciddileştirip ellerini beline koydu ve boğazını temizledi. "Ben ortalıkta müzik çalacak hiçbir alet göremiyorum." dediğinde elim refleks olarak sağ kulağıma gitti ama kulaklık yoktu. Can'a baktığımda onda da olmadığını fark ettim. "Can, mp3 çalar nerde?" dedim. "Burada" dedi ve eliyle yanındaki komodinin çekmecesini açarak mp3 çaları gösterdi. Nergis Abla bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki kapı çaldı. "Ben bakarım!" diyerek kurtarıcım olan kişiye doğru ilerlemeye başladım. Fakat bunun kurtarıcım değilde belam olacağını sadece ancak kapıyı açtığımda fark edebildim... *** Umarım beğenmişsinizdir ☺
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD