Nilay eve gelmişti ama hala kendine gelememişti. Allah korusun bir gün aynı şeyleri kendisi de yaşayabilirdi. Bir annenin feryadı yüreğini yakmıştı. Tam herşey düzeliyor, kızları iyileşek diye umut ederken. Bir anda dünyaları başlarına yıkılmış gibiydi. Olanları Barış'a anlatırken göz yaşlarına hakim olamamıştı. "Bende bir gün o annenin yerinde olmaktan çok korkuyorum Barış. Ya aynı şeyleri bizde yaşarsak" dediğin de çoktan umutsuzluğa kapılmıştı. "Sümeyye için çok üzüldüm güzelim. Keşke yapabileceğimiz bir şey olabilseydi. Ama malesef ki ölüme hiç bir çare yok. Şimdi o güzel gözlerini silip kendine gelmen gerekiyor. Senin düşünmen gereken iki evladın var. Birde asla ümitsizliğe kapılmıyoruz değil mi?" diyerek Nilay'a sıkıca sarılıp öpmüştü. Hayat yaşamla, ölüm arası oynalınan bir oyun

