Sabahın ilk ışıkları ağır perdelerin arasından süzülürken, odanın içindeki sessizlik Lidya’nın huzursuz nefesleriyle bölünüyordu. Yorgunluk göz kapaklarına çökmüş, çaresizlik içinde bir köşeye kıvrılmış uyuyakalmıştı. Gözleri şiş, yüzü solgun; uykusu bile ağrılarla dolu, teslimiyetin acı gölgesiyle sarmalanmıştı. Kapının metal kilidi çevrildiğinde çıkardığı tok ses odadaki huzursuz uykuyu paramparça etti. Lidya aniden doğruldu; yüreği hızla atıyor, boğazına düğümlenen korkuyu bastırmaya çalışıyordu. Kapı ağır bir hareketle açıldığında, eşikte Akın belirdi. Sert bakışlarıyla odayı taradı; içinde taşıdığı soğuk kararlılık, her zamankinden daha keskin bir şekilde yüzüne kazınmıştı. Ardı sıra birkaç kadın sessizce içeri girdi, hepsi vakur, hepsi görev bilinciyle. Akın’ın elindeki beyaz kumaş

