Gece yarısı şehrin üstüne bir karabasan gibi çökmüştü. Farların keskin ışığı, yağmurdan ıslanmış kaldırımları yarıyor; sokak aralarında, köhne binaların duvarlarına vurup kayboluyordu. Akın’ın konvoyu, kurşun gibi ilerliyordu caddelerden. Bir önde Akın, direksiyonun başında dimdik oturuyor; yanında Akif, sürekli telefonla talimat veriyordu. Arkadaki araçlarda ise Akın’ın en sadık adamları, tetikte bekliyordu. Önce limanlara indiler. Pas kokusuna bulanmış, gece vardiyasındaki işçilerin bakışlarını üzerlerinde hissettikleri o eski depolarda, her kapıyı tek tek açtırdı Akın. Rıhtımın ucunda, dalgaların uğultusuna karışan motor sesleri arasında, kaçakçıların tekneleri bile arandı. Ama Timur’un izine rastlanmadı. Sonra şehrin arka yüzüne geçtiler; neon ışıkların altında çürüyen gece kulüpleri

