Arabamın camlarına çarpan yağmur damlaları, içimdeki öfkeyi daha da keskinleştiriyordu. Direksiyonu sıktıkça parmaklarımın eklemleri geriliyor, damarlarımda dolaşan kanın her atışında kırgınlığım biraz daha koyulaşıyordu. Farların aydınlattığı ıslak asfalt, hızla geçip giden şehir ışıkları… Hepsi bulanık, hepsi anlamsızdı. Tek bir şey vardı aklımda. Lidya ve bebeğim... Bir çocuk… Bizim çocuğumuz. Bir gecelik bir günahtı belki. Ama o çocuğun varlığını benden gizlemek? Bu beni yaraladı o bebek benim kanımdandı. Benim çocuğumdu. Sileceklerin ritmik sesi bile beni sakinleştiremiyordu. Malikaneye yaklaştıkça göğsümdeki ağırlık büyüdü. Yüzleşmek istiyordum, ama öfkemin yanında bir kırılganlık da vardı. Onu korumak için uğraşırken, kendi kanımdan olan bir varlığı benden saklamış olması… İçi

