Bölüm 5

822 Words
Huzursuz bir şekilde iç geçirip sırama daha da yayılırken bi gözüm sürekli telefondaydı. Saçmalamayın Yankı'dan mesaj beklediğimden değil, son dersin bitmesine bir kaç dakika kaldığından bu gerginliğim. Yankı'yla gerçek kimliğimle sohbet edebilmek için bir fırsatım vardı... 3 yıl önce, 2miz de 9. sınıftayken yapılan bir gösteride birlikte şarkı söylemiştik ve zaten Yankı'yı da o zaman tanımıştım. Sesi o kadar güzeldi ki sabahtan akşama kadar dinlesem asla sıkılmazdım herhalde. Allah'ım sen bu kulunu gör artık! Zilin çalmasıyla kendime gelip heyecandan zaten toplamış olduğum çantamı elime alarak ayağa kalktım. Yan tarafımda oturan Ebru da kalkıp zıplayarak bana baktı. Benden daha heyecanlıydı yahu! "Kızım heyecandan öleceğim şimdi!" Gergin bir nefes verdim. "Efe yazmış şimdi, Yankı sınıftan çıkmış." Efe ve Yankı aynı sınıfta ve 9. sınıftan beri de çok yakın arkadaşlardı. Ben ilk başlarda Efe'ye Yankı hakkında bir şeyler öğrenmek için yaklaşmıştım ama sonrasında en yakın arkadaşım oluvermişti işte. Ve Yankı'nın da en yakınıydı ki bu da çok önemli bir ayrıntı yani söyleyeyim dedim. Ben ve Ebru sayısal seçtiğimiz için Yankı ve Efe'yle aynı sınıfta değildik ne yazık ki. Okuduğumuz okul sadece seçkin öğrencilerin girebileceği bir okul olduğu için de zaten yalnızca 1 sayısal, 1 eşit ağırlık, 1 sözel ve bir de dil sınıfı vardı. Ve sınıf mevcutlarının da maksimum 15 kişi olmasına özen gösterilirdi. Sanat ve spora da çok fazla önem veren bir okul olduğu için 4 tane kocaman müzik odası, içinde her türlü enstrümanı bulabilirdiniz, 2 tane büyük spor salonu ve 1 tane de konser salonu tarzı geniş bir salon vardı. Okuldaki her öğrenciyi okulumuz bir alana yönlendirdiği için de yalnızca dersleriyle ilgilenen insanlar olmamıştık hiçbir zaman. Ben hem piyano çalıyor hem de şarkı söyleyebiliyordum ve Ebru da keman çalıyordu. Efe de basketbol konusunda çok iyiydi hatta 2 yıl kaptanlık yapmıştı takıma. Son yıl olduğundan derslere daha çok ağırlık vermek için kaptanlığı Yankı'ya bırakmıştı. Evet, Yankı hem gitar çalabiliyor, hem şarkı söyleyebiliyor, hem de basket bol oynuyor! Gel de aşık olma şimdi. Bodrum kata inip müzik odasının kapısına geldiğimde derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Yankı kapıya paralel durmuş, kucağında gitarı, karşısında muhtemelen çalmak istediği şarkının notalarının olduğu kağıtla birlikte gitarın akordunu oturtmaya çalışıyordu. Bodrum katta olduğumuz için bir duvarın üst kısmı boydan boya cam pencereydi ve güneş Yankı'ya tam tepesinden vuruyordu. Orada Yankı'ya bir kez daha vurulduğumu hissettim. Nefesim kesilmişti. Her zamankinden daha kusursuz görünüyordu. Kendime gelip boğazımı temizlediğimde Yankı da kafasını kaldırıp bana baktı ve gülümsedi. Zoraki bir şekilde gülümseyerek yanına oturdum. O da zaten piyanonun önündeki tabureye oturmuştu. "Merhaba." "Merhaba." diye mırıldandı o da gitarına geri dönerken. "Ben bir kaç şarkı düşündüm ve en içime sineni sana çalmak istedim. Bu iş için pek gönüllü değilsin anladığım kadarıyla." Direkt konuya girmesine çok takılmayıp dikkatimi ona verdim. Söz konusu müzik olunca her şeyi unuttuğum bir sır değildi ve Yankı her şeyi benim yanımda unuttuğu sürece bundan şikayetçi olmazdım. "Tamam artık." diye yükseldim birden. Kafasını kaldırıp baktığında sakinleşmeye çalıştım. "Dinledim, yani söylediğin plağı aldım da dün. Bence o bir seçenek olabilir." Dişlerini göstererek gülümsedi. "Zevklerimiz cidden benziyor. Ben de sana onu söyleyecektim tam." "Değil mi? Herkesin bildiği bir şarkı değil de, dinlediği zaman vizyonlarını biraz daha genişletebileceğimiz bir parça olmalı. Belki de bir kaç kişi çok beğenip Erkin Koray dinlemeye başlayacak?" Heyecanlandığım zaman yaptığım gibi ellerimi havada sallayarak ve mimiklerimi kullanarak konuştuğumu fark edince kızararak sustum. Yankı'nın kısık bir şekilde güldüğünü duyup kafamı kaldırdım. Gülümseyerek bana bakıyordu ve ben de hala nasıl kalpten gitmediğimi merak ediyordum! "Çok tatlısın. Açıkçası ilk başta tereddüt etmiştim uyum sağlayamayacağımızı düşünüp ama halledebileceğimize inanıyorum." İltifatıyla daha da kızarırken bakışlarımı ondan kaçırdım. "O zaman ben evde biraz pratik yapayım. Şimdi doğru çalamayabilirim, haftaya kadar süre verebilir misin bana?" Onaylayarak tekrar gitarına döndü. "Evde piyano çalabiliyorsun demek?" Duymadığımı sandığı mırıltısını duyunca ona döndüm. "Sen gitar çalamıyor musun?" Umutsuzca başını iki yana salladı. "Sınav yılım olduğu için ailem müzikten uzak durmamı istiyor bu yıl. Basketbol kaptanı olmamdan bile hoşnut değiller." Dudaklarımı büzüp üzgünce ona baktım. " Ama okuldan sonra müzikle devam etmek istemiyor musun? Yani konservatuvar ya da güzel sanatlar?" Kendi kendine burukça gülümseyip ayağa kalktığında ben de çantamı alıp kalktım. "Gitsem iyi olur, özel dersim var matematikten. Siktiğimin dersi." Ağzından çok sık küfür duymaya alışık olmadığım için şaşkınca ona baktım. Matematikten nefret ettiğini biliyordum ama artık canına tak etmiş olmalıydı. "Şey... yani eğer sen de istersen... matematikte sana yardımcı olabilirim." "Özel ders alıyorum zaten, sağol." Olumsuz cevabına karşılık elimi koluna koydum. "Sen bilirsin, yani daha rahat edebilirsin diye demiştim. Özel dersteki gibi resmi bir ortam değil ve kasmadan istediğin soruyu bana sorabilirsin mesela." O da diğer elini elimin üzerine koyup yavaşça okşadığında gözlerim ikimizin eline kaydı. 1 hafta yıkamayacaktım kesinlikle! "Haberleşiriz o zaman. Senin de derslerini engellemek istemem ama." Önemli değilmiş gibi boşta olan elimi havada sallayıp diğer elimi de kolundan çektim. Yoksa kalpten gitmeme az kalmıştı! "Görüşürüz madem. Ben de gideyim şimdi." Yankı'ya arkamı dönüp odadan çıkarken yüzümdeki gülümsemeyi bir türlü atamamıştım. Ben bilinmeyen olarak gerçekten umutsuz bir şekilde yazmıştım ona ama belki de bizim için bir umut vardı! ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD