İlk İş Günü

2143 Words
Efsun, şu an sırf meraktan bile kalkabilirdi onu oldukça cezp eden yatağından. Ancak dün gece denizin buz gibi suları ile buluşupta şu an parmağını kaldıracak hali bile olmasaydı eğer. Evet dün denize düştü, hem de ne için. Kendisinden önce yüzerek sudan çıkan bir köpek için. Hayır, insan der ki bu salak beni kurtarmak için, doğru düzgün yüzme bilmediği halde denize atladı dönüpte bir bakayım. Ama işte insan olsa yapardı, sanırsa köpek olduğu için kıçını sallaya sallaya yüzerek uzaklaşmıştı. Kendi salaklığına da yanıyordu. Köpeğin izbandut gibi sahibi dururken sana mı düştü boyun kadar köpeği kurtarmak. O değilde, asıl rezilliği sudan çıkınca yaşamıştı. Köpek sahibinin kendisini sadece tek eliyle sudan çıkardıktan sonra aslında yanlışlıkla oynadıkları frizbinin denize düştüğünü ve köpeğinin de onun peşinden atladığını söylemesi tam bir rezillikti. Hele ki adamın kendisine çaktırmadan gülmesi tam bir fiyaskoydu. Ağzında yeşil frizbisi ile sahibinin yanında duran köpeğe kötü bakışlar atarak oradan uzaklaştığında, o halde otobüse binip daha fazla rezil olmamak için en yakın taksi durağına yürümüştü ancak duraktan eli boş ayrılmıştı. Ne demek taksi yok ya, ne demek. Uzun süre yol kenarında, o halde taksi bekledikten sonra eninde sonunda evine varmış ve ilk işi üzerini değiştirip kendini yatağa atmak olmuştu. Hangi akılla böyle bir şey yaptıysa. İnsan bir sıcak duş alırdı. Tedbir almazsan tabi böyle kafanda ramazan davulları çalardı. Kapalı halde bile yanan gözlerini zorlanarak açtığında kafasının içinde çalan davulların sesi daha net gelmeye başlamıştı. Hayır hayır, davul değil bu. Birisi resmen kapısını yumrukluyordu. Onun kapısını, daha yeni, bir servet döküp değiştirdiği kapısını. " Güzel kapım." Tövbe Bismillah, o nasıl sesti öyle. Hastalıktan dökülen Efsun, kendi sesini duyar duymaz elleri boğazını buldu. Bir travestinin sesi bile daha kadınsı çıkardı kesin. Sesini sonra düşünmek üzere beyninin bir köşesine atıp hâlâ alacaklı gibi çalan kapısına odaklandı. O kapı biraz daha yumruk yerse, kapıyı yumruklayan kişiye neler yedirirdi neler. Kapı önemli. Dökülen bedenini zorla yatakta doğrultmaya çalışırken, sadece zihninden geçirerek açtı kapıyı. Kapının açılıp sertçe duvara çarpma sesi kulaklarına dolduğunda, kapı kolunda oluşacak her çiziğin hesabını ayrı ayrı sormayı aklının bir köşesine not aldı. " Efsun!" Sevgi' nin telaşlı sesi eve dolduğunda, Efsun abartılı bir şekilde gözlerini devirdi. Allah bilir çok sevgili arkadaşı ne yaşadı da, aslında bu evin kendisine de ait olduğunu unutuverdi. " Buradayım." dedi en erkeksi sesiyle. Önce koridordan yükselen koşar adımların sesini odasının hızla açılan kapısının duvara çarpma sesi takip etti. Ne alıp veremediği vardı bu kızın kapılarla. Sevgi odaya hızla daldıktan sonra, tıpkı Efsun gibi minnak olan odasında dizlerinin üzerinde bir süre kaydıktan sonra, yatakta oturan arkadaşının bacaklarına sarıldı. " Efsun, canım arkadaşım, kurbanın olayım bana zamanı geri alabileceğini söyle." " Sevgi ne saçmalıyorsun." Sevgi başını arkadaşının bacaklarına gömüp boğuk sesiyle dert yandı Efsun' a. "Rezil oldum Efsun, bittim ben mahvoldum." " Çatlatma adamı, ne oldu?" Sevgi demin beri duyduğu kalın sesi ilk kez fark edip kaldırdı başını. Düştüğü rezil durumu çoktan unutmuştu. "Hasta mısın sen?" dedi şokla açılmış kocaman gözleriyle. Efsun, şefkat bekleyen bir çocuk edasıyla dudaklarını büzüp başını salladı. Birinin ona bakmasına muhtaçtı şu an. Lakin aradığı şefkati Sevgi' de bulamayacağını yüzüne kapanan yastık ile anladı. Kolları ile arkadaşını engellemek istedi ancak hasta haliyle Sevgi gibi bir kızla asla baş edemezdi. Ağzının üzerine kapanan yastık yüzünden boğuk çığlıklar atıp kurtulmaya çalıştı. " Hiç debelenme Efsun, o fincan takımına 200 lira verdim. Senin nefes bile alman tehlikeli şu an, ben kırılacak şeyleri pamuklara sarmadan hapşıracak olursan seni üniversitelilerin evinden aşağı atarım." Efsun arkadaşının tuttuğu yastığı zorlukla kenara çekti. "Üniversiteliler ne alaka?" "Bizim ev 2. kat en fazla sakat kalırsın, ama onların evinden atarsam kesin ölürsün." deyip yatağa dayadığı bacağını çekti ve ayağa kalktı." Ben gelene kadar tut nefesini, o fincanlara bir şey olsun yemin ederim seni mahvederim Efsun." diyerek hızla ayrıldı odadan. Zavallı Efsun iki parmağıyla burnunu sıkıp beklemeye başladı. Haklıydı Sevgi, Efsun' un yaşadığı ani duygu değişimleri mutlaka dışa yansırdı. Genelde duyguları bulunduğu bölgeyi etkilerken, hapşırma ya da korku anında attığı bir çığlık mutlaka bir şeyleri parçalıyordu. Sevgi elinde kocaman bir maşa ile içeri girdiğinde Efsun' un gözleri şaşkınlıkla açıldı. " Sevgi bu ne?" Sevgi, eğlendiği her halinden belli olan bir ifadeyle içeri girdi. Bu koca maşayı geçen yıl sırf Efsun için almıştı. Geçen yıl arkadaşı hastalanıp hapşırarak , Sevgi' nin yeni başladığı çömlek kursunda yaptığı ilk çömleğini parçalamıştı. Mutfaktan odaya koşup Efsun' u çömleğin parçalarını toplarken gördüğünde sinirinden kış ayında alev almıştı. Ertesi günlerde önünden geçtiği bir tezgahta bu maşayı görüp almıştı ancak Efsun çoktan iyileşmişti. Bu zamana kısmetmiş demek, sonunda kullanabilecekti maşayı. " Çok güzel değil mi?" Yatağa yaklaşıp, yatakta geri geri gitmeye çalışan arkadaşını omzundan tutup kendine çekti. Diğer elinde tuttuğu maşayı Efsun' un burnuna geçirdiğinde zaferle gülümseyip kalktı arkadaşının üzerinden. Efsun burnunda hissettiği ağrıyla elini görüşünün neredeyse yarısını kapatan maşaya atacaktı ki Sevgi' nin attığı bakışlarla bundan vazgeçti. " Ama çok acıyor, ya burun deliklerim birbirine yapışırsa." Sevgi dua eder gibi ellerini havaya kaldırdı. "Ah nerede o günler, bi hayrını mı gördük koca burnunun." diyerek çemkirdi arkadaşına. " Kurban ol sen benim burnuma be." " Ay sus Efsun, sesin kulaklarımı tırmalıyor resmen." Düşünür gibi parmaklarını çenesine götürdü Sevgi. " Bu sesi bir yerden tanıyorum sanki."Kısa süren sessizlikte Sevgi aradığını bulamadığı için tekrar arkadaşına odaklandı. " Her neyse kalk hadi salona geç, bende odanı havalandırıp sana çorba yapayım." Efsun arkadaşını onayladıktan sonra onun pencerelere yönelmesi ile yataktan çıkıp, omuzları düşük bir şekilde salona doğru ilerledi. Hemen peşinden ise havada süzülen yorganı ve yastığı onu takip ediyordu. Sevgi pencerenin önünden perdeyi çekip, pencereleri açtıktan sonra arkasını dönüp havada süzülen yorganı gördüğünde, az önce açtığı perdeyi hızla geri kapattı ve sesinin ayarına hiç dikkat etmeyerek arkadaşına seslendi. " Efsun!" Efsun' un, Sevgi' nin yüksek perdeden çıkan sesini duyup yerinden sıçraması ile yatağının ucundaki bardağın çatlaması aynı anda gerçekleşmişti. Efsun, salondaki üçlü koltuğa kendini atarken Sevgi de mutfakta, arkadaşı için yaptığı çorbayı kaseye doldurup salona geçti. Efsun' un önüne çektiği küçük sehpaya tepsiyi bırakıp çorba kasesini eline aldı. "Hadi aç bakalım ağzını." Efsun, içtiği bir kaç kaşık çorbadan sonra zorla yutkunup arkadaşına döndü merakla. "Sen en son rezil oldum diyordun, ne oldu?" Sevgi kısa süreliğine unuttuğu olayı tekrar hatırlayıp elindeki kaseyi küçük sehpaya bıraktı. Üzerine oturduğu, salonun ortasındaki büyük sehpadan kayıp yere, dizlerinin üzerine oturdu ve dizlerini dövmeye başladı. "Ah ben nerelere gideyim Efsun, rezil oldum koca adama." " Ne oldu be?" dedi yüzünü buruşturarak. Kendi sesini duymaya tahammülü yoktu. " Dün bilgisayarımı okulda unutmuştum, sabahta erkenden onu almaya gittim. Bilgisayarı çantaya koyup çıktım okuldan. Tam kapıdan çıktım yolun karşısında çok yakışıklı bir adam gördüm. Adam cidden yakışıklıydı ve ben kapıdan çıkar çıkmaz bana baktı. Ben zaten sabahın köründe kalktığım için kambur kambur yürüyordum ama adam bana bakmaya başlayınca tam bir iş kadını edasında yürümeye başladım. Bence çok havalıydım." " Rezil olduğun kısım nerede?" " Patlama geliyorum. Neyse, makyaj yapmadığım için gözlük takmıştım, kaldırımda yavaş yavaş yürürken yan yan da adamı izliyorum tabi. Sonra bir anda dünyam tersine döndü, kendimi yerde buldum Efsun. Kaldırımdaki mantara çarptım. Elimdeki çanta bir tarafa gözlük bir tarafa uçtu. En rezili ise ben kalkmaya çalışırken adamın gelip yardım etmek istemesi. Resmen rezillik ya. O an yer yarılsa hiç düşünmeden atlardım içine." " Aman, bir daha nereden göreceksin ki o adamı, salla gitsin." " Öyle deme Efsun, ya karşılaşırsak bir yerde. Kesin arkadaşlarına beni anlatıp gülüyorlardır. Ne rezil bir insan oldum ben ya." Efsun arkadaşının bu haline burun kıvırıp alaycı bir tavır aldı, alabildiği kadar. "Haftada en az bir kişiye rezil oluyorsun zaten, bence alış artık. Yoksa..." " Buldum!" " Ay Allah canını almasın Sevgi, ne buldun manyak." " Bu sesi daha önce nerede duyduğumu hatırladım." " Taktın sende sesime, neredenmiş?" Sevgi heyecanla kollarını birleştirip, Efsun' un uzandığı koltuğa dayadı bedenini. " Hani geçen hafta bir film izlemiştik ya, 7 Kocalı Hürmüz. Orada doktoru beğenen ikinci kızın sesine benzemiş seninki." ( Merak edenler filmin 47. dakikasını izleyebilirler.) " Ay o kadar mı kötü?" "Kötü de laf mı, cinsiyetini bilmesem başka bir şey sanacağım valla." Efsun tam sırtına koyduğu yastığı eline alıp, Sevgi' ye vurmak suretiyle havaya kaldırmıştı ki, odanın diğer tarafından yükselen melodi ile iki arkadaşın bakışları o tarafa yöneldi. Telefonunu parmağını bile kıpırdatmadan saniyeler içinde eline aldı. " Yabancı numara." " Aç bi bakalım." Tereddütlü bir şekilde telefonu açıp kulağına götürdü. "Alo" " İyi günler beyefendi, ben Atabey Holding' den arıyorum. Efsun hanım ile görüşebilir miyim?" Beyefendi mi? Sensin beyefendi. "Efsun benim, buyurun." " Yaa, aaa...Şey, ıhhım." burada kıza gülebilirsin demeyi isterdi ancak bu ses olayı sinirini bozmaya başlamıştı. Hain ses telleri. " Yönetici asistanlığı için şirketimize yaptığınız başvuru kabul edildi Efsun hanım, bugün saat 3' te görüşmeye bekleniyorsunuz." Efsun kısa bir an şirketi ve yaptığı başvuruyu hatırlamaya çalıştı. 2 aydır işsizdi ve son işinden ayrılır ayrılmaz birçok şirkete iş başvurusunda bulunmuştu. Demek biri tutmuş sonunda. " Teşekkürler, saat 3' te orada olacağım." Telefonunu kapattığında iş bulduğu için fazlaca mutlu, aylak aylak gezip dolaştığı günleri son bulduğundan hafif buruktu. Bakışları ona merakla bakan arkadaşını bulduğunda gözlerini devirdi. "Zaten duydun her şeyi, ne bakıyorsunuz öyle. Hadi kalk beni hazırlamamız gerek. Saat 1 ve benim 2 saat sonra iş görüşmem var. Ve lanet olsun ki hastayım. " Efsun zorla kalkıp odasına doğru adımlarken, Sevgi de onu takip ediyordu. Hasta bir Efsun' un normal hazırlanma süresi 2 saatti zaten. " Bence boşuna hazırlanma, şu sesi duyduktan sonra hâlâ seni işe alacaklarını düşünemiyorum." Sevgi ağzını kapatır kapatmak başının arkasına yediği darbe ile gülüşü yarıda kesilmiş ve şaşkınlıkla dizlerinin üzerine düşmüştü. "O nereden çıktı ya!" Efsun odasının kapısına varıp sadece başını arkaya çevirdi ve gizemli bir şekilde baktı arkadaşına. "Meslek sırrı." Sevgi, giysi dolabının en derinlerine inmeye çalışıp oralarda bir şeyler bulmayı umarken, Efsun yatağının üzerinde oturmuş tutulduğu öksürük krizinin geçmesini bekliyordu. Ancak pek geçecek gibi değildi. "Koş bi kap bir şey getir." dedi zorlukla çıkardığı sesiyle. Sevgi içine gömüldüğü dolaptan başını çıkarıp anlamaz gözlerle baktı arkadaşına. "Ne oldu, ne yapacaksın kabı." "Birazdan ciğerlerimi de öksüreceğim, yere düşüpte toz olmasın şimdi. Ciğerin kilosu kaç para haberin var mı senin?" Arkadaşının bu haline abartılı bir şekilde gözlerini devirip dolaptaki işine geri döndü. Klasik, hasta bir Efsun."Ne saçmalıyorsun acaba?" "Saçmalıyorum dimi ben, dur bakım," elini alnına götürdü, "ay ateşim çıktı yine, yanıyorum ey dost." deyip yatakta sırt üstü uzandı. Sevgi, savaş alanına dönen dolabın derinlerinden, dizde biten ve tüm vücudu saran siyah bir elbise çıkardı. Dizlerin üzerine çöktüğü dolabın önünden kalkıp, elinde tuttuğu elbiseyi yatakta sırt üstü yatan arkadaşına fırlattı."Çok konuşma da giy şunu, daha suratına badana çekeceğim." diyerek odada bulunan çekmeceli aynanın önüne geldi. Üst çekmeceden aldığı düzleştiriciyi prize takıp tekrar arkadaşına döndü." Sen hâlâ yatıyor musun pasaklı cadı?" Efsun, Sevgi ile geçirdiği hummalı bir hazırlıktan sonra taksi de uyuma tehlikesi atlatıp şirkete varabilmişti. Tabi evde kafasına yediği düzleştiricinin yeri hâlâ sızlamıyor değildi. Yanan gözlerinin dolmaması için oldukça zorlanırken, üzerinde yürümek için ayrı bir çapa sarf ettiği topukluları ile şirkete giriş yaptı. Siyah mermerlerin süslediği zeminin aksine, gold renklerin süslediği krem rengi duvarlar giriş kısmına modern ve zengin bir hava katmıştı. Topuklu ayakkabısının zeminde çıkardığı seslerle danışmaya vardı. Kumral saçlara sahip, ela gözlü ve kendisine sevimli bir şekilde gülümseyen kıza aynı şekilde gülümsedi. " İyi günler, ben iş görüşmesi için gelmiştim." dedi berbat çıkan sesiyle. Danışman kızın o konuşurken kaşlarının havaya kalkması biraz canını sıktığı için göz temasını kesmişti. " Efsun hanım değil mi?" " Evet" diyerek aynı anda başıyla onayladı. Ne gerek varsa. " Görüşmeniz 11. katta gerçekleşecek, bu arada geçmiş olsun." dedi sesi de kendisi kadar sevimli olan danışman kız. Efsun yüzünde oluşan samimi gülümsemesiyle baktı karşısındaki kıza."Teşekkür ederim, kolay gelsin." Danışmadan ayrılıp asansör işe görüşmenin yapılacağı kata çıkana kadar bedenini asansöre dayadı. Eve gider gitmez yatağına atlayacaktı. Ne olurdu sanki kendini ışınlayabilseydi. Kim bilir belki de yapabilirdi. Denemek gerek. Görüşmenin yapılacağı kata geldiğinde, iş görüşmesinin direk patron ile yapılacağını öğrenip, birazdan toplantıdan çıkacak olan patronu beklemek için odasına gönderilmişti. Çok saçma bir durum değil mi? Ya Efsun bir hırsız olsaydı, ya rakip firmadan gönderilen bir ajan olsaydı...Hiç tedbirli değillerdi, resmen şirket patronunun odasında tek başınaydı şu an. Bütün şirket sırlarını öğrenip rakip firmaya satabilir ve bir servet kazanabilirdi aslında. Şeytana uyma Efsun, otur oturduğun yerde. En az giriş kadar zengin görünen geniş odada gözlerini gezdirirken burnu kaşındı. Eli istemsizce burnuna giderken yarı yolda havada kaldı. Bir anda içinde büyüyen telaş ile iki elini burnuna kapattı ve oturduğu yerden telaşla kalktı. Lanet olsun burada olmaz. Olmamalı. Odanın her yeri kırılacak ve fiyatının, küçük evinin fiyatına eşdeğer olduğu her halinden belli olan sanat eserleri ile doluydu. Tekrar lanet etti ve az önce oturduğu ikili deri koltuğun önünde gidip gelmeye başladı. Bir eli hala burnundayken diğer eli peçete aramak için çantasına uzandı. Çantasından çıkardığı peçete ile kısa sürede hapşırığını önlerken az önce kapıldığı telaş giderek azalmıştı. Rahatlama ile kendini tekrar koltuğa bırakırken dışarıdan gelen sesler ile ayağa kalktı. Heyecanla hızlanan ve burnundan aldığı nefesler sonucu, tam kapı açıldığı an birden hapşırdı Efsun. Boş odada yankılanan hapşırık sesini, hızla geri kapanan kapının ardından yükselen acı dolu inleme takip etmişti. Efsun korkuyla kapattığı gözlerini herhangi bir kırılma sesi duymadığı için rahatlama ile açtı. Neyse ki bu sefer bir şeyleri kırmamıştı. En azından sanat eserleri hâlâ sağlamdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD