Bardan içeri girdiğimde yalnızca kafamı boşaltmak istiyordum. O kadar dolmuştum ki! Lanet terfi haftası, annemin zırvalamaları ve bomboş bir date daha! Yüce tanrım hayat ne zaman bu kadar zor ve karmaşık bir hal aldı diye mırıldanırken baristaya hafif bir kokteyl ısmarladım. Bu alkol beni kesmezdi biliyordum ama bedenime alkolün acılarımı dindirmeyeceğini hatırlatmak ve nefsimi terbiye etmek için sek viskiyle geceye başlamak pek akıllıca bir tercih olmazdı. Düşüncelerimle başbaşa kalmışken az önce ısmarladığım kokteyl birden önümde sihirli bir şekilde belirdi ama başımı kaldırdığında baristayı göremedim. Başımı sağa döndürdüğümdeyse onunla karşılaştım, gülüşü yüzüyle öyle güzel bir bütündü ki... Teni yazılmayı bekleyen bomboş bir defter kadar beyazdı, sütte leke var onda yok derler ya öyle bir beyazlık! Ve gamzesi... Bir çok ressamın gamzesinden tutup alnındaki bene kadar tasvir etmek isteyeceği kadar kusurdan yoksun yüzüne birkaç saniyeliğine aval aval bakmaktan kendimi alamayınca alıklığımı anlamış olsa gerek ilk konuşan o oldu:
-Zor bir gündü ha?
Harekete geçti, harekete geçti ve konuştu!.. Beynim panikatak çanlarını çalarken, sessiz mizacımı kenara atmakta zorlansam da bu kız suskunlukla kaçırılacak biri değildi. Hemen kendimi toparlayıp cevapladım,
-Hangi gün değil ki?
Gülümsedi ve gülüşüyle barın birkaç dakikalığına aydınlandığına yemin edebilirdim,
-Soruya soruyla cevap veriyorsun, sevdim...
Panikatak çanları iyice gürültülü çalmaya başladı ve zorlukla nefes alarak kendimi açıklamaya koyuldum:Aslında demek istediğim insan olmanın doğasında bu yok mu, hepimiz her gün ayrı sınanıyoruz ve bu koşturmaca asla bitmiyor. Doğrusu koşturmaca bittiğine zaten hayat bitiyor, o zaman nereye yetişmek için koşuyoruz ki... Yani demek istediğim, yine hızlı konuşmaya başladığımı fark edince aniden durdum ama başlamıştım bir kere ve artık durmak için çok geçti. Aferin kızım ilk dakikadan nakavt, diye kendime kızarken meraklı gözlerle beni izlediğini fark ettim:
-Neden durdun ki? Çok güzel gidiyordun aslında...
Sözünü tekrar keserek atıldım,Gerçekten mi? Yani sen dediklerimi dinliyor muydun?
Şimdi yüzüne şaşkın bir ifade yerleşmişti,
-Ne yani dinlememem mi gerekiyordu, içini tüm içtenliğinle dökecekmişsin gelmişti halbuki...
Yedi aylık gibi yine atılıverdim, Evet yani hayır demek istediğim... Kendi kendimi iç sesimle azarlamak kısa bir müddet için duraksadıktan sonra devam ettim,
-Artık kimse kimseyi dinlemiyor ya ondan sen öyle dikkat kesilip dinleyince şaşırdım işte...
Bu sefer sözü bölüp atlama sırası ona geçmişti ama bu beni normalin aksine hiç rahatsız etmedi,
-İnsanlığın sorunu da bu işte iletişimsizlik, o kadar birbirimize sağırız ki artık kimse kimseyi tanımıyor. Güya modern dünyada sınırlar yok derler ama bence tarih boyunca insan hiç bu kadar yanyana ve yalnız olmamıştı...
İstemeyerek yine lafına atlayıverdim,
-Boğuluyoruz yalnızlığımızdan!
Beni böyle anlamasını beklemiyordum doğrusu, anlamadığım bir kinaye mi yapıyor diye gözlerine baktım ama orada gördüğüm tek şey ışıl ışıl yaşam pırıltısıydı! Uzun zamandır hasret kaldığım bu enerjiyi görünce ister istemez heyecanlanmamak elde değildi, heyecandan dilimin tutulduğunu çözmüş olacak ki devam etti:
-Ben de aynı şeyi söyleyecektim biliyor musun? Bu arada henüz tam anlamıyla tanışmadık, ben Dolunay ve bu bitik barda böyle bir günışığına rastladığım son derece için memnun oldum!
-Güneş ve ben de memnun oldum...
Yaşam enerjisi fışkıran ses tınısının yanında benimki tiz, incecik ve zayıf kalmıştı ama o bunu umursamış görünmüyordu. Kokteylden büyük bir yudum aldım. Hafifçe yaktığında bunun benim ısmarladığım çilek suyu tadındaki şerbetimsi cinle uzaktan yakından alakası olmadığının ayırdına vardım. Hafifçe yüzümü buruşturduğumda,
-Üzgünüm.
dedi.
-Ama sen de tam sek votka kadını havası vardı ben de favorilerimden birini ısmarlamak istedim, umarım ağır gelmemiştir...
Kokteylin üstündeki siyah parçacıklardan birini ağzıma attığım gibi pişman oldum çok acıydı ama tanıdıktı, acele bir şekilde yanıtladım:
-Hayır hayır haklısın, ben sadece bunu az önce ısmarladığım hafif alkol gibi içmeye çalıştım. Suç ben de, senlik bir durum yok. Bu arada ne bu?
Yanıtımla rahatlamış bir nefes alıp gülümsedi ve ardından kontrol etmek ister gibi kokteylin üstündeki çift sıra ince pipetleri dudaklarına götürüp ufak bir yudum aldı,Black Russian, yani öyle olması gerekiyordu ama baristanın hazırladığı ne inan bilmiyorum, derken kahkahalara boğuldu.
Onun gülümsemesi istemsiz beni de gülümsetiyordu,
-Adı kulağa hoş geliyor ama üzüldüm şimdi doğru dürüst bir tane içip denemek isterdim...
-O zaman içmelisin,
derken eşyalarını eline alıp toplanmaya başlamıştı ve eliyle kalkmamış işaret etti. Ne olduğunu anlamayan saf bakışlarımla karşılaşınca açıkladı, Sana ellerimle hazırlamak istiyorum, bana gidiyoruz.
Kendinden emin, reddilemez ve son derece özgüvenli... Böyle bir daveti reddetmek ne mümkündü! Başımla onaylayarak,
-Tamam ben hesabı ödeyeyim otoparkta buluşuruz.
dediğimde çoktan hallettiğini söyledi, şaşkınlıkla kalkan kaşlarımı görünce gülümsedi ve yanağımı okşarken, Şaşırınca çok sevimli oluyorsun. dedi
Onunla anca bir saattir değil de sanki yıllardır tanışıyormuş gibi hissediyordum, bunu anlamlandıramasam da anlam aramaktan çok kendimi koyvermek daha kolaydı sanki...
Barın kapısında aynı söz verdiği gibi aracı bekliyordu,kapıyı benim için açtığındaysa midemde ufak kelebekler uçuşuyordu. Bulutların üzerinde hissediyordum, alkolden de diyemezdim çünkü normal alkol seviyemin oldukça altında kalmıştım bu gece.Ama kalbim sık sık ve öyle düzensiz atıyordu ki...Bacağının sıcaklığını çıplak tenimde hissettiğimde içimde bir şeylerin farklı bir akışla hareket ettiğini biliyordum, bir şeyler farklıydı ve nedenini...
Düşüncelerimi havada bir bıçak gibi kesen ansızın beni yakalayan dolgun dudakları oldu! Dudaklarını dudaklarıma kuş kadar hafif değdirdiğinde nabzımı ölçtüğünü biliyordum ama kendimi kaptırmamak mümkün müydü ki? Hafifçe kendimi ona yanaştırdığımda sinyali almıştı elleri doğruca üzerimde varla yok arası olan incecik elbisenin yumuşak saten kumaşının altına kaydı, birkaç saniye geçmemişti ki göğüslerim avuçlarının içindeydi. Dudaklarımdan istemsiz çıkan inleyişe hakim olamadığımda aracın perdesini seri bir hareketle kapattı ve beni kucağına aldı. Onun da kontrolünü kaybettiğini üzerindeki straplez büstiyeri bir çırpıda çıkardığında anladım. Altında südyeni yoktu ve... Ve işte pembe uçlu dolgun bembeyaz göğüsleri karşımdaydı! Başımı hırpani bir hareketle göğüslerine yönelttiğinde usulca ona uyum sağladım, pembe ucu dudaklarımın arasına alıp bıraktım. Ardından dilimle okşamaya başladım, her seferinde daha sert dil atıyor ve hızlanıyordum. Derin derin iç çekişini göğsünden duyabiliyordum ama açıkça inleyip kendini ele vermek istemiyordu. Hamlesini gördüm ve restine göğüs ucunu ısırarak karşılık verdim, ani inleyişiyle mest oldum ve daha fazlası için göğüs ucunu ısırdıktan sonra ağzıma alıp emmeye koyuldum. Kendini iyice kaptırmış, başını arkaya atmış ve kendini tutmaksızın inleyerek beni kendine bastırıyordu. Dudaklarımı bastırarak göğsünü yalamaya devam ediyordum ki parmakları elbisemin altından çamaşırımın içine kaydı. Parmak uçlarıyla klitorisimi okşarken yavaş yavaş ıslanmaya başlamıştım ve sonra onu yaptı... Parmağını dilimin arasına yerleştirdi ve gelgitler yaparak beni tatmin etti, orgazma ulaşmama çok az kalmıştı,dudaklarını boynuma gömüp emerek zevki uç noktaya taşıdığında kendimi tam bırakıyordum ki parmağını içime soktu. Zevkle inleyerek bedenimi ona bıraktım, boynumda gezinen dilinin sıcaklığıyla kendimden geçtim. Koyvermek yok güzelim. diye kulağıma fısıldadı ve ardından kulak mememi emerek parmaklarını birer birer içime sokmaya devam etti. İkinci parmağın kalınlığı beni mest etti, üçüncü de acıyla inledim, dördüncü beni orgazma ulaştırdı... Ama bu onun için yeterli değildi biliyordum, elini içime soktu ve o an zirvedeydim! Zevk suları amcığımdan fışkırıyor, acıyla karışık bir keyifle inliyordum. Dudaklarını dudaklarıma bastırdı, Şştt, sessiz ol güneşim. İnleyişini duymak beni sadece daha da tahrik ediyor!Ve seni daha sert becermek istiyorum...
-Becer o zaman,
diye kulağına fısıldadığımda bileği amcığımın içindeydi ve bu artık zevkten çok acı veriyordu ama vajinamı kasmadım aksine bacaklarımı daha çok açtım. Hiç sorgulamadan kolunu içime soktu, acıyla inledim ama yine de daha fazlası için yalvardım. Girebileceği en derin noktaya girdikten sonra kolunu çıkardı, çarçabuk koltuğa uzanıp beni başının üzerine aldı ve kelimenin tam anlamıyla yüzüne fışkırttım. Zevk sularımı yutarken bir yandan da amcığımı yaladı. Zevkten dizlerim titremeye başladığında başının üzerinden beni kaldırdı. Dudaklarını yalarken,Lezzetlisin bebeğim ve daha fazlasını istiyorum. dedi. Ben az önce yaşanılanların heyecanını atlatmaya çalışıyordum ki hemen hemen o esnada araba durdu,
-Geldik bebeğim,
dediğinde ben de gelmiştim.Gülen gözlerle, Aah, sabırsızlanıyorum. dedi.
-Ne için?
diye sordum şaşkınlıkla... Acele etmeden ama olağandışı bir heyecanla cevapladı,
-Çocuklarımla tanışman için tabii ki!
Kelimenin tam anlamıyla donakaldım, çocukları mı vardı yani?!
-Senin çocukların mı var?!
Şaşırmama anlam veremiyormuş gibi yüzüme tüm sakinliğiyle baktı,
-Evet nolmuş ki?
Bundan havadan sudan bir şeyden bahseder gibi bahsetmesi beni iyice gerse de zevk suyum hala onun yüzündeyken ne tepki verebilirdim ki?!Arabadan inip hızla uzaklaşırken hala nolduğunu ya da neye kızdığımı anlayamamış gözlerle beni izliyordu.Evliliğini de çocuklarını da saklamamış gibi... Beni oltaya getirmemiş gibi...Saflığıma lanetler okurken düşünmeden edemedim, demek modern zamanda ilişkilerin geldiği nokta buydu... Mutluluklar ve mutlu anlar orgazm süresiyle kısıtlı kalıyordu. Kafamda onlarca cevabını bekleyen soruyla yoldan bir taksi çevirdim.