ÇIKIŞ YOK

2114 Words
Gözlerimi araladığımda, ilk hissettiğim şey keskin bir baş ağrısı oldu. Kafam zonkluyor, bedenimin her zerresi sızlıyordu. Gözlerim bulanık görüyordu; odaklanmaya çalıştıkça başım daha çok dönüyordu. Hiçbir şey net değildi. Kafamda parçalanmış bir cam gibi anılar vardı, yerli yerine oturmuyorlardı. Etrafı incelemeye çalıştığımda kalbim hızla çarpmaya başladı. Hiç tanımadığım bir yerdeydim. Oda karanlıktı; yalnızca pencereden içeri sızan ay ışığı loş bir aydınlık yaratıyordu. Büyük bir yataktaydım. Duvarlarda belli belirsiz gölgeler vardı, ama hiçbir şey tanıdık değildi. "Burada ne işim var?" dedim kısık bir sesle, ama kendi sesim bile bana yabancı geliyordu. Yalnızdım. Yavaşça doğrulmaya çalıştım ama bedenim bu çabayı kabul etmedi. Dizlerim titredi, başım dönmeye başladı ve yeniden yatağın içine düştüm. Kaçamıyordum, kımıldayamıyordum. Derin bir nefes aldım. Gözlerimi kapatıp hatırlamaya çalıştım. O gece olanlar… Aniden parçalar birleşmeye başladı. Otelin arka kapısından çıkmaya çalışmıştım. Soğuk hava yüzüme vurmuştu, ama arkamda beliren gölgelerle irkildiğimi hatırlıyordum. Ardından sert bir kolun beni kavrayışı, keskin bir tokat sesi… Yere düşmüştüm. Çamur, kan, karışmıştı birbirine. Ve sonra… Biri gelmişti. Barlas! Gözlerimi kapattım. Kafamda yankılanan anılarla daha fazla boğulurken, odanın kapısının gıcırdadığını duydum. Ani bir korku tüm bedenimi sardı. Odanın loş ışığında, kapının aralandığını gördüm. Gelen kişiyi seçmeye çalıştım, ama hâlâ bulanık görüyordum. Güçlü adımı bütün sessizliği bozdu. Gözlerimi kırpıştırarak baktığımda, onun kim olduğunu anladım. O kocaman, karanlık varlığı odadaki tüm havayı doldurmuştu. Gözleri, bana kilitlenmişti. Sanki bir avcı, avını gözleriyle süzüyordu. Nefesim kesilmişti. Kaçmaya çalıştım. Yatağın içinde geriye doğru çekilmeye başladım, ama her hareketimde bedenimdeki ağrılar artıyordu. Dizlerim titredi, ellerim yastığı kavradı. Ama ondan kaçacak hiçbir yer yoktu. Barlas sessizce yanıma yaklaştı. Gözlerimi ondan kaçırmak istedim, ama yapamıyordum. Bakışları mıh gibi beni yerime çivilemişti. Kalbim deli gibi atıyor, nefes almakta zorlanıyordum. Bu kadar korkmayı nasıl açıklayabilirdim? Hem kurtarıcım, hem en büyük tehdit gibi hissediyordum onu. "Benden ne istiyorsunuz?" diye tekrar sordum. Gözyaşlarım artık engellenemez şekilde yanaklarımdan süzülüyordu. Hıçkırıklarımı tutmaya çalıştıkça nefesim daha da düzensizleşti. Barlas’ın ifadesi değişmedi. Bir an gözlerinde bir gölge belirdi, ama hemen kayboldu. Eğilerek göz hizama geldi ve sert bir şekilde sordu. "Adın ne?" Sorusu beni afallattı. O kadar basit ve sıradan bir soruydu ki, beynim bu durumla bağdaştıramadı. Ama korkum yüzünden hemen cevap verdim "Selen…" Adımı tekrarladı. Sesi o kadar soğuktu ki, sanki ismim bile onun ağzında bambaşka bir şeye dönüşmüştü. Bu soğukluk, onun içinde saklı olan karanlığın bir yansıması gibiydi. Adımı söyledikten sonra, bana tekrar baktı. Uzun, derin bir bakış. Bu sessizlik beni daha da korkutuyordu. Tam bir şey söylemek üzereydim ki, Barlas doğruldu. Gölgeler içinde bir dağ gibi, odanın tüm karanlığını sahiplenmiş gibiydi. Kapıya doğru yürüdü. Kapıya ulaştığında duraksadı. Arkasına dönmeden "Uyu ve dinlen." dedi. Ses tonunda bir tehdit yoktu, ama bu daha da ürkütücüydü. Çünkü o kadar emin ve sakin konuşmuştu ki her şeyin kontrolünde olduğunu hissettiriyordu. Sonra kapıyı arkasından kapatarak çıktı. Ama o gitmiş olsa bile, odada bıraktığı ağırlık hâlâ üzerimdeydi. Tüm bedenim titriyordu. Bu odada, bu karanlıkta, hiçbir şeyin güvende olmadığını hissediyordum. Ben bu adamın elindeydim ve kurtuluşum yoktu. Gözyaşlarım bir an olsun durmuyordu. Bütün bu olanları nasıl sindireceğimi bilemiyordum. Üstüme çöken korku ve çaresizlik, nefesimi kesiyordu. Kendi kendime mırıldanarak yatakta oturuyordum. "Buradan kurtulmalıyım. Annem... Kardeşim... Nerede olduğumu bilmeliler." Tam bu düşüncelerle baş etmeye çalışırken kapının gıcırdadığını duydum. Başımı kaldırdım. Gelen kişi, 40'lı yaşlarında, düzgün giyimli bir kadındı. Elinde tepsiyle sessizce içeriye girdi. Tepsiyi yatağın yanındaki komodine koydu ve hiç konuşmadan geri çekildi. Kadının varlığı, içimde minik bir umut kıvılcımı yaktı. Heyecanla yerimde doğruldum. "Lütfen... Bana yardım edin. Nerede olduğumu bilmiyorum. Telefonumu kullanabilir miyim? Ailemi aramam gerekiyor, onlar çok endişelenmiştir..." Kadın, söylediklerimi dinledi ama bir tepki vermedi. Yüzünde en ufak bir duygu izi yoktu. Sanki söylediklerim, önemini yitiren kelimelerden ibaretti. Sessizliği dayanılmaz bir hâl alınca, nihayet konuştu. "Barlas Bey, yemeğinizi yemenizi söyledi." Sesi, tonlaması ne şefkatliydi ne de tehditkâr. Bir emir iletmenin ötesine geçmiyordu. "Yemek mi? Şu an yemek yiyemem!" dedim, şaşkınlık ve kızgınlıkla. "Midem bulanıyor... Lütfen, sadece ailemin yanına gitmek istiyorum. Beni buradan çıkarmanıza yardım edin, yalvarırım." Kadın yine hiçbir şey söylemeden başını eğdi. Sessiz adımlarla odadan çıktı ve kapıyı arkasından kapattı. Gidişiyle odada bir kez daha yalnız kalmıştım. Tüm umutlarım, o kapının kapanışıyla birlikte tükenmişti. Gözlerimden yaşlar süzülmeye devam ediyordu. Ağlamaktan yorgun düşmüştüm ama yemek tepsisinden yayılan koku, midemi daha da bulandırıyordu. Derin bir nefes almaya çalıştım, ama midenin sancısı daha da arttı. Aniden, midenin dalgalandığını hissettim. Ağrılarıma rağmen yataktan kalkmaya çalıştım. Dizlerim titriyordu, bedenim beni taşımakta zorlanıyordu. Yine de kendimi zorlayarak kalktım. Elimle ağzımı kapattığım sırada kapı aniden açılıp sert bir şekilde duvara çarptı. Gelen ses ve hareket beni yerimden sıçrattı. Dengesiz adımlarla geriye doğru sendeledim. Tam düşmek üzereydim ki, güçlü bir çift kol beni yakaladı. O an, korkum ve midemin bulantısı iç içe geçmişti. Öyle ki, bu kolların kime ait olduğunu anlamaya çalışacak hâlim yoktu. Ama midem isyan ediyordu. Kontrolsüz bir şekilde öğürmeye başladım. Tutunduğum kişi, beni tereddüt etmeden kucağına aldı. Bütün dünyam dönüyordu. Güçlü kolların beni taşıdığı yönü anlamaya çalışırken, ani bir soğukluk hissiyle kendimi banyoda buldum. Kendimi klozetin önüne bıraktım ve neredeyse boş olan midem, artık dayanamayacak hâle geldi. Ne varsa çıkartıyordum. O an, ağlamaya devam ediyor, boğazımdaki yanmayı hissetmekten başka bir şey yapamıyordum. Arkamda biri olduğunu hissedebiliyordum. Güçlü bir beden, benimle birlikte yere çökmüştü. Elleriyle saçlarımı nazikçe geriye doğru topluyordu. Sıcak nefesi ensemde hissediliyordu. Arkamdaki kişi sırtımı hafifçe okşadı, beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Bir an için, sırtımı tamamen ona yasladım. Ağır nefeslerim onun nefes alışverişiyle birleşirken bu yakınlık korkumla karışmıştı. Kim olduğunu biliyordum. Barlas’tı. Ama şu an buna tepki gösterecek hâlim yoktu. Korkunun ağırlığı ve bedenimin tükenmişliği içinde sadece ağlamaya devam ettim. . Selen o kadar yorgun düşmüştü ki artık kolunu kaldıracak mecali yoktu. Yaslandığı bedenin sıcaklığına rağmen, içinde hâlâ titreyen bir korku vardı. Gözleri ağır ağır kapanırken, hayal meyal bir peçeteyle dudaklarının silindiğini hissetti. Yerden hafifçe havalanırken, bilinçsiz bir şekilde mırıldandı; ne dediği belli değildi ama Barlas bunu duymuştu. Barlas, Selen’i dikkatlice yatağa taşıdı. Onun narin bedenini zarar vermemek için özenle tuttu. Yatağa yatırdığında örtüyü açıp üzerini örttü. Bir süre ona baktı. Solgun yüzü ve ağlamaktan şişmiş gözleriyle öylece yatıyordu. Barlas’ın içinde bir yer, kıpır kıpır bir huzursuzlukla kavruluyordu. Daha az önce sinirle odaya girmişti; yemek istemediğini öğrendiği anda kontrolsüz bir öfkeye kapılmıştı. Ama Selen’i o hâlde görünce, zihnindeki tüm öfke silinmiş, yerini anlamlandıramadığı bir koruma içgüdüsü almıştı. Onu ayakta, acılar içinde ve neredeyse bayılmak üzere gördüğünde, kendini kaybetmişti. Banyoya taşırken bile, Selen’in ağlayışlarını susturmak ya da rahatlatmak için elinden bir şey gelmemesi canını yakmıştı. Şimdi, karşısında sessizce yatarken, gözlerinden huzursuz bir kararlılık okunuyordu. Elini uzatıp saçlarını usulca okşadı. Sonra derin bir nefes alıp kalktı ve odadan çıktı. Kapının önündeki adamlara dönüp sert bir sesle, “Yemeği içerden alın.” dedi. Adamlar, Barlas’ın yüzündeki kararlı ifadeyi görünce hızla emirlerini yerine getirmek için harekete geçti. Barlas, geniş koridorlardan geçerek çalışma odasına ulaştı. Kapıyı kapattı, odanın sessizliği etrafını sardı. Masasına oturduğunda bir süre hareketsiz kaldı. Sonra bilgisayarını açıp kameralarına bağlandı. Ekranda, Selen’in odası göründü. Az önce uyanışını da bu kameradan izlemişti. Gözlerini aralamaya çalışırken etrafa bakışı, korkusu, ağlaması... Barlas o anda hiç olmadığı kadar sinirlenmişti. Şimdi ise ekran karşısında, Selen’i izlemeye devam etti. Gözleri istemsizce yorgun düşmüş kızın her hareketini tarıyordu. Yine de, bir şeyler yolundaymış gibi hissetmiyordu. İçindeki huzursuzluk büyüyordu. Barlas, Selen baygın yattığı süre boyunca onun hakkında her şeyi öğrenmişti. Selen’in telefonundan, annesine kısa bir mesaj yazarak merak etmemesi gerektiğini belirtmişti. Her şeyin yolunda olduğuna dair sakinleştirici bir mesaj bırakmıştı. Doktor bir kez daha gelmiş, Selen’e takviye ilaçlar ve sakinleştirici vermişti. Gece boyunca onun rahatsız olmaması için her şey en ince detayına kadar düşünülmüştü. Sabah güneşin odaya vurmasıyla Selen gözlerini araladı. Hafif bir baş ağrısı vardı ama dün geceki kadar kötü değildi. Etrafına bakındı; odanın hâlâ yabancı ve ürkütücü atmosferi içini sıkıyordu. Ağır hareketlerle yatakta doğruldu. Bir süre ellerini dizlerine koyup sessizce oturduktan sonra derin bir nefes alarak ayağa kalktı. Yavaş adımlarla kapıya doğru ilerledi. Elini uzatıp kapı kolunu çevirdi ama kapı açılmadı. Şaşkınlıkla birkaç kez daha denedi. Kapının kilitli olduğunu fark edince panikle kapıya vurdu. Çaresizlikle "Lütfen! Lütfen kapıyı açın!" diye seslendi ama boğazı kupkuruydu; sesi bile tam olarak çıkmıyordu. Güçsüz yumrukları kapıya bir şey ifade etmiyordu. Tam o sırada dışarıdan gelen bir kilit sesi duydu. Bu sesle birlikte içgüdüsel olarak bir adım geriledi. Gözleri korkuyla kapıya kilitlenmişti. Kapı yavaşça aralandı ve dün akşamki kadın elinde bir tepsiyle içeriye girdi. Selen’in gözleri hemen kadının yüzüne kaydı, ancak yine de konuşmaya cesaret edemedi. Kadın, odaya girdiği gibi tepsiyi yatağın yanındaki komodine bıraktı. Ardından yüzünde ne bir ifade ne de bir duygu belirginleşmeden Selen’e döndü. Hafifçe başını eğip, "Barlas Bey yarım saat içinde burada olacak. Lütfen yemeğinizi yiyin." dedi ve hiçbir şey beklemeden arkasını dönüp odadan çıktı. Selen, kadını sadece izlemekle yetinmişti. Kadının arkasından bakarken, kapının tekrar kapanışını ve kilitlenişini duydu. Odaya yeniden bir sessizlik çökmüştü. Selen, tepsideki kahvaltılıklara bakarken aklına dün gece yaşananlar geliyordu. Barlas’ın yemek yemeği reddettiği için odayı öfkeyle basışı zihninde yankılandıkça korkuyla yutkundu. Onun sinirlenmesini istemiyordu, ama bu durumdan nasıl çıkacağını da bilmiyordu. Yatağın kenarına geçip oturdu ve tepsideki kahvaltılıklara temkinli bir şekilde baktı. Belki bir şeyler yerse onun öfkesini bir nebze olsun hafifletirdi? Titreyen elleriyle tabaktan birkaç lokma alıp yemeye başladı. Karnına giren bu küçük rahatlık hissi kısa sürdü. Yorgun bedeni onu tekrar yatağa çekiyordu. Birkaç lokmanın ardından yavaşça yatağa uzandı. Ağrıyan vücudunun her köşesini hissediyordu. Kaçamayacağının farkındaydı. En azından Barlas’ı sinirlendirmemeyi denemeliydi. Bu düşünce, onun bilinçsizce kendini koruma mekanizması haline gelmişti. Cenin pozisyonunda yattı ve gözlerini kapatarak bedenini dinlendirmeye çalıştı. Bu sırada, Selen’in uyandığını öğrenen Barlas, arabasından inip evin içine girdiği gibi hızlıca yukarı çıktı. Selen’in bulunduğu odaya vardığında kapının kilidini açtı. Kilidin açılma sesi odada yankılanınca Selen’in gözleri aniden açıldı. Yataktan doğrulup dikkatle kapıya baktığında, Barlas’ı gördü. Gündüz vakti Barlas’ı ilk defa bu kadar net görüyordu. Gözlerindeki sertlik ve yüzündeki donuk ifade, Selen’in bakışlarını ondan hızla kaçırmasına neden oldu. Onun heybeti ve varlığı odanın tüm atmosferini değiştiriyordu. Barlas ağır adımlarla odanın içine girdi. Selen bu sırada nefesini bile tutmuştu, korkuyla onu izliyordu. Barlas, ilk olarak komodinin üzerinde duran kahvaltı tepsisine göz attı. Çatalın kenarına bırakılmış olması ve tabaktaki eksilen birkaç lokma dikkatini çekmişti. Selen, onun bu bakışını fark edince “İyi ki biraz yemişim” diye düşünmeden edemedi. Ancak Barlas, tepsiden bakışlarını çekip Selen’in tam karşısına gelip durduğunda, Selen’in kalbi göğsünden çıkacak gibi atıyordu. Tüm vücudu daha da gerildi ve onun gözlerine bakmaktan korkarak başını öne eğdi. Barlas’ın bakışları Selen’in üzerine ağır bir yük gibi çökmüşken sesi odayı doldurdu: “Neden hepsini yemedin?” Selen, korkuyla başını eğdi. O kadar gergindi ki konuşacak cesareti yoktu. Sessizliği Barlas’ın sabrını taşırmıştı. Sesi bir oktav yükseldiğinde, “Sana bir şey sorduğumda cevap ver!” dedi. Bu sert ton, Selen’in gözlerini doldurmaya yetti. Selen dayanamayıp ağlamaya başladı. Barlas bir an durdu. Sinirini kontrol edemediği için kendine kızıyordu. Çok hassas bir kızdı Selen. Onun böylesine savunmasız, kırılgan hali, Barlas’ın alışık olduğu hiçbir şeye benzemiyordu. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Elini uzatıp Selen’in saçlarını nazikçe okşadı. Selen geri çekilmek istedi, ama cesaret edemedi. Yavaşça, gözyaşlarıyla titreyen bedeni sakinleşmeye başladı. Selen’in ağlaması kesildiğinde, Barlas onun çenesini hafifçe tutup yukarı kaldırdı. Baş parmağıyla yanağındaki ıslaklığı sildi ve sakin bir sesle sordu: “Daha iyi misin?” Selen’in nefesi hızlandı. İçindeki korkuyla boğuşurken, bütün cesaretini toplayıp titreyen sesiyle yalvardı: “Lütfen... bana zarar verme...” Bu sözler Barlas’ı durdurdu. Dudaklarının köşesi yavaşça yukarı kıvrıldı ve gülümsedi. Ancak bu gülümseme sıcak ya da dostane bir gülümseme değildi. Aksine, Selen’in korkusu hoşuna gitmişti. Barlas, onun bu savunmasız haliyle üzerindeki kontrolün tadını çıkarıyordu. Eğilerek yüzüne yaklaştı. Selen, panikle geri çekilmek istedi, ama Barlas’ın yüzündeki eli bunu engelledi. Buz gibi bir sesle fısıldadı: “Sana zarar vereceğim şeyler yapma.” Sözleri Selen’in kalbine bir bıçak gibi saplandı. Gözleri dehşetle dolarken Barlas devam etti. “Tamam mı güzelim?” Selen korkuyla ve titreyerek başını salladı. Yüreğinde tarifsiz bir ağırlık vardı. Barlas ise yüzündeki o soğuk gülümsemeyle, kontrolün tamamen kendisinde olduğunun farkındaydı. Barlas, Selen ile arasındaki mesafeyi biraz daha azalttığında, onun gözlerindeki korkuyu daha net gördü. “Evden kaçmayı aklına bile getirmeyeceğini biliyorum. Sen akıllı bir kızsın. Kendini de aileni de böyle bir tehlikeye atmazsın, değil mi?” Barlas’ın ağzından çıkan sözler Selen’in kalbine bir hançer gibi saplandı. Annesi ve kardeşi gözlerinin önüne geldi. Onları tehlikeye atma düşüncesi, Selen’i tamamen susturmuştu. Gözlerini yere dikerek başını onaylarcasına salladı. Ama boğazındaki düğüm, konuşmasına engel oluyordu. Barlas, onun bu teslim olmuş haliyle iyice eğilip saçlarının üzerine uzun bir öpücük bıraktı. Selen’in vücudu istemsizce titredi. Korku, kalbini adeta bir mengene gibi sıkıyordu. Barlas, geri çekilmeden önce bir kez daha konuştu. Sesi bu kez daha yumuşaktı, ama hala ürkütücü bir otorite taşıyordu. “Evine hoş geldin.” Bu iki kelime, Selen için her şeyin geri dönüşsüz olduğunu net bir şekilde anlamasına yetmişti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Dudaklarından tek bir kelime çıkmadı. Sadece Barlas’ın ardından bakan gözlerinde çaresizlik ve umutsuzluk vardı. Bu yeni hayatın ağırlığı, Selen’in omuzlarına çökmüştü. Ve Barlas, odadan çıkarken geride derin bir sessizlik bıraktı. Kapının kilit sesi, Selen için kapanan bir hayatın yankısı gibiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD