Sabahın serinliği tenime işliyordu. Hava daha yeni aydınlanmıştı. Köyün sessizliği içinde yalnızca kuşların cıvıltısı duyuluyordu. Çeşmeye vardığımda suyun sesi bana iyi geldi. Elimdeki bakır güğümü çeşmenin altına koydum. Suyun berrak akışı, içimdeki karmaşayı biraz olsun dindiriyor gibiydi. Dalgın dalgın baktım akışına, yüzümdeki rüzgârı hissettim. Eteğimin ucunu toparladım, saçlarımın arasından düşen bir tutamı kulağımın arkasına iliştirdim. O sırada uzaktan bir motor sesi duydum. Yolun tozlu kıyısından bir araba yaklaşmaktaydı. Başımı kaldırdım. Güneşin ışığı direk gözüme vurduğu için ilk başta seçemedim ama sonra kalbim sanki bir anda yerinden çıktı. O, Kadir Ağa’ydı. Arabanın camından baktığını hissettim. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, suyun sesi bile bastıramıyordu o ritm

