Mustafa elinde tabanca, yüzü kızarmış, gözlerinde hem öfke hem de ihanete uğramışlığın acı karışımı vardı. O an içimde tuhaf bir şey koptu; yıllarca içinde biriktirdiğim beklenen adalet duygusu, o kimsesiz hissi tek bir noktada toplandı. Yüzüne baktım, sesimi mümkün olduğunca soğuk tuttum. “Mustafa, ne yapıyorsun, ne bu öfke?” O bana doğru bir adım attı, tespihini parmakları arasında döndürürken dudaklarını sıktı. “Ne yapıyorum mu? Sen gerçekten benim arkadaşım değilsin Kadir. Benim arkadaşım bunu yapmazdı. Bana ihanet etmezdi bir kız için.” Sesi çatallaşmıştı, kelimeler nefesinden çıkarken kırılgan bir öfke taşıyordu. İçeride Leyla’nın ağlamaları yankılanıyordu hâlâ; onun tınısı kulaklarımdaydı ve yüzümde bir buz tabakası gibi yayıldı. “Saçmalıyorsun Mustafa, o silahını indir,” diye

